1000Kitap Logosu
Resim
Nihat Behram

Nihat Behram

Yazar
Derleyen
BEĞEN
TAKİP ET
8.7
2.154 Kişi
11,2bin
Okunma
441
Beğeni
14,8bin
Gösterim
Unvan
Türk Gazeteci, Şair ve Yazar
Doğum
Kars, 18 Kasım 1946
Yaşamı
Nihat Behram (d. 18 Kasım 1946 Kars), Türk gazeteci, şair ve yazar. Asıl adı Mustafa Nihat Behramoğlu'dur. Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1967'de yayımlandı. 1975'te ağabeyi Ataol Behramoğlu ile birlikte Militan dergisini ve 1979'da Yılmaz Güney ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. 1972'de çıkardığı ilk şiir kitabı olan Hayatımız Üstüne Şiirler kitabı yasaklandı ve yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi'nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yattı. Cezaevinden çıktından sonra bir süre gazetecilikle uğraştı. Vatan gazetesinde ele aldığı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yaşamlarını ve mücadelelerini anlatan yazı dizisi, çok ilgi görünce Darağacında Üç Fidan adıyla kitaplaştırıldı. Bu yazı dizisi ve şiirleri öne sürülerek sivil mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde hakkında birçok dava açıldı. 12 Eylül Dönemi'nde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından çıkarıldı. 1996 yılında Türkiye'ye döndü. Bugüne değin 12 şiir kitabı yayımlandı. Şiirlerinde doğanın yeri ve sözcük dağarcığının zenginliği dikkat çekicidir. Toplumcu Gerçekçi Şiir ilkelerine yöneldi, şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi. Çevirileriyle de dikkat çekti. Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları, antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağın önde gelen yazarları arasına girdi. Entelektüel dergisinde 2000 yılında çıkan "Özlemin Kadar" adlı şiiri özellikle beğeni toplamıştır. sol.org.tr haber sitesinde her iki haftada bir çarşamba günleri yazıları yayınlanmaktadır. Türkiye Komünist Partisinin 9. kongresinde kürsüden okuduğu "ayaklanma çağrısı" adlı şiiri büyük beğeni toplamıştır. Son olarak 15 Mart 2009 günü, yine TKP'nin düzenlediği "Ya Osmanlıya dönüş, Ya Sosyalist Cumhuriyet" mitinginde şiirlerini kürsüden seslendirmiştir.
222 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Abim Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı Saygıyla Anıyorum.
Bu kitap benim için çok özel bir kitap o yüzden incelemenin de öyle olması gerekiyor diye düşünüyorum ve şöyle başlamak istiyorum...
Deniz Gezmiş
'in babaannem tarafından akrabam olduğunu öğrendiğim de daha ilk okula gidiyordum. Anneannem anlatırdı atla göy meydanından geçerken dağ boyu olduğunu. Tabi o zamanlar olaylardan da fazla haberim yok. Ortaokul yıllarımda ise banka soyduklarını vs öğrendim ama hala olayları bağdaştıramıyordum çünkü haberlerde siyasi bahsediliyorken köydekiler banka soyduğu için idam edildiğini anlatıyordular ve ben heralde farklı kişiler diye düşünüyordum. Gel gelelim lise yıllarıma geldim ve gerçekleri yavaş yavaş kafamda bağdaştırarak olayları anladım. Velhasılı kelam ne için çabaladığını, nelerden fedakarlık ettiğini haksız yere nasıl idam edildiğini gerçekten anlamak ise 23 yaşıma ve bu kitaba kısmetmiş. Şimdi kitabı inceleme kısmına geçebiliriz... Öncelikle teşekkürler
Nihat Behram
Defalarca yasaklanmasına rağmen, vatandaşlıktan atılmana rağmen birşeylerden vazgeçmediğin için. Bu kitabın ilk bölümlerinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın sonuncu kez nasıl yakaladıklarından (kaçma imkanları varken suçsuz askere ateş etmemek için), Yusuf'un yarasına nasıl 11 saat bakılmadığını, hapishanedeyken bile sisteme başkaldırmak için tek yapabilecekleri şey olan ölüm orucuna başvurmaları, çıktıkları mahkemelerde hakimin sorduğu mahkemeye güveniniz var mıdır sorusuna hayır yoktur demeleri anlatılıyor. Şöyle ki; “Duruşma yargıcı: Mahkemeye itimadınız var mı? Deniz Gezmiş: Mahkemeye asla güvenim yoktur. Mahkeme diye böyle bir yerde bulunmaktan utanç duyuyorum. Yusuf Aslan: Mahkemeye güvenim yoktur. Hüseyin İnan: Mahkemeye güvenim yoktur. Sıkıyönetim Mahkemelerini yargı organı olarak kabul etmiyorum.” Sonrasında idam kararları kesinleşince avukatlarının ısrarıyla ölüm orucunu bırakıyorlar ve avukatlarından idam sırasında en az iki avukatın orada idamlarına tanık olmasını ve asla davalarından pişman olmadıklarını ve ölüme korku ile gitmediklerini bizlere aktarmalarını istemişlerdir. Yine ilk bölümde Üç Fidan'ın son mektupları, idam edilirken ki sisteme karşı son haykırışları bu kısımda yer almaktadır. İdam sehpasındayken bile bu üç yiğitten korkulmuş ve son sözlerini tamamlayamadan sehpaya tekme vurulması emredilmiştir. Suçsuz oldukları için tövbe ettirmek amacıyla idamdan önce kişilerin yanına getirilen imamı istememişlerdir ve şerefsiz kişiler bunu bile işlerine geldikleri gibi yorumlayıp Allaha inanmadıkları için imam bile istemediler diye halka yaymışlardır. 6 Mayıs 1972 de haklı davaları ile aramızdan ayrılan bu Üç Fidan'ın mezarlarını yanyana olmasına bile izin verilmemiştir. Yine aynı şekilde 6 Mayıs 1972 günü şöyle olmuştur; "Ve o gün Ankara'daki ölüm, ağlamayı dahi yasaklayan cinstendi. Haberi ilk veren spiker, huzurundan edildi.Mezarlığa ilk giden genç tutuklandı.Sokakta ilk bağıran bir kadın, alınıp götürüldü. Ve binlerce insan yeraltı yatağında akan bir dere gibi, içinde yaşadı duygularını." Bu kitabında defalarca piyasadan kaldırması aslında gerçekleri saklamak, birşeylerin bilinmesini engellemek değil miydi aslında... İkitabın ikinci bölümlerinde ise Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in aslında nasıl yanlış yargılandığını. 18 kişilik listeden sadece üçünün idam kararının red edilmediğinin, Askeri mahkemelerde olmayan tarafsız yargılamanın burada da olmadığından bahsediliyor. Yine aynı zamanda zamanın bazı siyasilerinin bu yanlışı kabul ettikleri bazılarının ise üç değil üç bin kişi idam edilmeliydi diye pişkin cevaplar verdiğini görüyoruz. Ve son olarak bu olaylar kitabın içinde belgesel tadında anlatılıyorken aralarda da
Nihat Behram
'ın şiirleri bize eşlik ediyor. Belgesel tadında derken laf olsun diye söylemedim gerçekten okurken bir belgesel izliyormuş gibi oluyorsunuz. Kitabı okurken içimizde duygulara engel olmak pekte mümkün değil. Engelde olmamalıyız aslında o yıllarda zaten insanların duygularını yaşaması engellendi biz bu yıllarda kendimize engel olmamalı ve duygularımızı yaşamalıyız. İncelemenin devamını sonraki bir vakitte devam ettirmek istiyorum ama diyeceğim o ki her vatandaşın bu kitabı okuması ve gerçekleri öğrenmesi gerekiyor. Çünkü adım kadar eminim ki ülkemizin durumu ortada ve ilerleyen yıllarda böyle durumlar olacak ve yine haklıyı savunan kişiler fetöcü, törörist, komünist diye suçlanacak ve tarafsız olmayan mahkemelerde en ağır cezalara çarptırılıp, hapishanelerde sorgularda en ağır işkencelere maruz kalarak suçları olmayan şeyleri üstlenmesi istenecek... Tarih tekerrürden ibarettir...
Darağacında Üç Fidan
8.7/10 · 10,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
222 syf.
·
8 günde
·
10/10 puan
#6Mayıs1972
DAR AĞACINDA ÜÇ FİDAN Hiç bir siyasi görüşe körü körüne bağlanmadan, görüşlerinizi bir kenarı bırakarak, tarihi anlamak amacı güdülerek ne yaşanmış nasıl yaşanmış sorularına verilen cevaplar ile okuyup anlanması gerekilen bir hikaye.. Üç şerefli hayat.. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın hikayesi.. Türkiye’nin karanlık yıllarını anlatıyor. Bu üç yiğit 5 Mayısı 6 Mayısa bağlayan gece idam edildi.. Suçları Tam bağımsız Türkiye dilemek.. sonuna dek davalarından vazgeçmemek.. Defalarca tutuklanmalarına rağmen darağacına korkusuzca yürüyenlerin hikayesi bu.. Ah bu Ülke soğu sağı birbirine kırdırıp, gençliğinin baharında yitip giden gencecik körpeler.. Öldüklerinde bile üç yiğidin aynı yere gömülmesini uygun görmeyen bir devlet.. Yaşarken korkup idam ettiler, öldüklerinde ise korkmaya devam ettiler.. Başardınız yiğitler başardınız.. Ve ve ve. Sağcı solcu meselesi değil bu. Davasına sadık kalabilmenin, kendi ülkeleri için verdikleri mücadelenin meselesi.. Susturulmak istenilirken susmayanların meselesi.. Bu Ülkenin hiç unutmayacağı kahramanlardan Üç tanesi.. Ve ülkedeki karanlık yüzün bittiği söylenemez. Bilirsiniz ki bizler hala kendi özgür hakkımız olan düşüncelerimizi hâlâ ve hâlâ söyleme hakkına sahip değiliz. (Sözde sahibiz) Kendi özgür düşüncelerini dile getiren onlarca gazeteci tutuklu. Ülkenin gelişmesi ve düşünce özgürlüğüne verilmeyen önem, hala verilmiş değil.. Kulaktan dolma bilgiler ile değil, o dönemi bu adaletsiz infazı anlayabilmek adına, bu olayın yakından tanığı olan, birçok kez bu kitap nedeniyle yargılanan ve kitabı yıllarca yasaklı kalan Nihat Behram'dan öğrenmelisiniz. Çok fazla söylenecek şey var lâkin en başta da söylediğim gibi tarafsız olarak okuyun, okutturun. Susmayacağız susanlardan olmayacağız asla. Sonra belki. Düşüncelerin asılmadığı yerlere gideriz. 222 sayfalık güzel bir kitabın sonuna daha gelmiş oldum. KEYİFLİ OKUMALAR
Darağacında Üç Fidan
8.7/10 · 10,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.