Demir Ökçe

8,4/10  (161 Oy) · 
494 okunma  · 
138 beğeni  · 
3.513 gösterim
Jack London'ın 1907'de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. Totaliter ve baskıcı sistemdeki toplumu tanımlamak için kullanılan karşı-ütopya kavramı, bu kitapta, ABD'de oligarşik bir tiranlığın yükselişinde yansıyor. George Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanına da esin kaynağı olan Demir Ökçe, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London'ın ileride ABD'de bir çöküş yaşanacağı yolundaki öngörüsü tam anlamıyla gerçekleşmemişse de, yazarın uluslararası gerginliklerle ilgili görüşleri birkaç yıl farkla da olsa gerçek tarihle örtüşür. Demir Ökçe'de 1913'te başlayan bu çatışma, gerçekte 1914'te patlak vermiştir. Dahası, London sadece 1914'te olanları değil, İkinci Dünya Savaşı'na giden olayları da kehanette bulunurcasına öngörmüş; faşist yapılanmanın dünyayı nasıl dehşete sürükleyeceğini ve bunun karşısındaki devrimci duruşun nasıl olması gerektiğini dile getirmiştir. 

Ne yazık ki geçen zaman London'ın kehanetlerini doğrular niteliktedir.
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2016
  • Sayfa Sayısı:
    336
  • ISBN:
    9786053607946
  • Orijinal Adı:
    The Iron Heel
  • Çeviri:
    Levent Cinemre
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Esma Tezgi 
25 May 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Demir Ökçe, kapitalizmin toplum üzerindeki etkisini ve sosyalizmle olan savaşını Avis Everhard gözünden okuyuculara sunuyor. Yazarın gerçek dünyaya oldukça paralel olarak kurguladığı dünya işçi sınıfını, toplumun alt tabakasını ve alt ve üst tabaka arasındaki büyük uçurumu çok güzel gözler önüne seriyor. Kitaba ilk başladığınızda Ernest Everhard kitabın başkahramanı ve yaşanan olaylarda sarsılmaz yeri olan bir karakter gibi görünse de öyle değil aslında. Avis Everhard (anlatıcımız) toplumun üst tabakalarında yer alan ve Ernest ile tanışana kadar ustaca örtülen perdenin arkasındakileri görmeyen bir kız. Ernest ile tanıştıktan sonra toplumun alt sınıflarında yaşananlara tanık oluyor ve yaşadığı hayatı sorgulamaya başlıyor. Avis'in gerçekleri görmeye başlaması ile biz okurlar da bu gerçeklere tanık oluyor ve üst tabaka ile alt tabakanın sınıf mücadelesine dahil oluyoruz.

Kitap bu toplum yapısı ve gerçekleri açısından oldukça ürpertici bir gerçekliğe sahip, daha önce düşünmemiş bile olsanız kitabı okurken yazanların çoğunun bugünde geçerli olduğunu, kapitalizmin yönettiği toplumda insan ayrımının nasıl yapıldığını, emeğin ne kadar kolay harcanabilir olduğunu ve değerinin asla karşılanmadığını çok iyi anlıyorsunuz. Kitabın bu kısımlarında daha önce bilmediğim şeyler anlatılmıyordu ancak bir kez daha okumak ve London'ın çarpıcı dilinden okumak beni bir kez daha çarptı.

Kitapta Ernest Everhard oldukça abartılan bir karakterdi ve bundan çok hoşlanmadım, bu kitabın gerçekçiliğine gölge düşüren bir durumdu, sanki yazar tüm iyi ve güçlü karakteristik özellikleri Ernest'te toplamaya çalışmıştı ki bu derece mükemmeliyet gerçekçilikten ödün vermeye sebep oluyor. Bu abartı dışında kitaptaki karakterler ayrı ayrı oldukça ilgi çekiciydi, Ernest'in ilk başlar yaptığı uzun konuşmalara karşı inanların verdiği tepkiler zaman zaman gerçek dışı ve yazarın abartısı gibi gelse de bu konuşmaları okumak oldukça bilgilendiriciydi.

Demir Ökçe, kurgusuyla, karakteri ile ve anlatmak istedikleriyle oldukça güzel ve insanı doyuran bir kitaptı. Oku-geç roman olarak okursanız sevme ihtimalinizin oldukça düşük olduğunu düşünüyorum, yazarın anlatmak istediğine kulak vererek ve düşünerek okursanız hem seveceğiniz hem de size bir şeyler katabilecek nitelikte bir roman.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/2016/05/demir-okce.html

KörKalem 
 01 May 20:01 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

London, garip adam doğrusu... Seneler öncesinden bütün bunları öngörebilmek ilginç bir feraset ister. Bunu alıp kitaplaştırmak aşırı bir cesaret ister, hele o dönemde... Gönül isterdi ki, tüm bunlar bir ütopya olsaydı ve biz bunları okuduktan sonra, kitabı kapatıp, dehşet içinde, önümüze bakıp düşünüyor olsaydık şimdi. Tıpkı Orwell'ın 1984'ünde yaptığımız gibi...

Sizlere önce kitabın dilinden söz etmek istiyorum. Kitabı çeviren sevgili çevirmenimiz Levent Cinemre'ye şükranlarımı sunuyorum. "Bu kadarı da olur muymuş" dedim kitabın çok yerinde. Sanki bizim dilimizde yazılmış bir kitaptı. Cümle kalıpları o kadar güzel oturtulmuştu ki, hayran kalmamak elde değildi. Zaten İş Bankası Kültür Yayınları'nın çevirmenleri harika. Eğer okuyacaksanız kesinlikle oradan alıp okuyun derim.

Kitabın içeriğine gelecek olursak:
1) Kitapta o zamanın Amerika'sında bizim sendikalarımız benzeri kuruluşlar mevcutmuş, tabiki bu zamandaki sendikalar, o kuruluşların devamı niteliğinde. Şöyle bir cümle geçti okuduğum paragrafta, "Ya bize katılırsın, ya da açlıktan ölürsün!" O ilgili pasajı okuduğumda, aklıma günümüzden, bizzat kendi hayatımın içinden bir örnek geldi. Babam 2010 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışıyordu, o sıra bütün işçiler sendikalarından çok memnunlardı. Ama mevcut hükümet, işçileri bu şekilde fazla sömüremediğinden dolayı, herkese zorla sendikasını değiştirtmişti. Babam diretince, ona da "Ya sendikanı değiştirirsin, ya da işten çıkarsın," denilmişti. O sıra babam çok psikolojik baskı görmüştü, gerçekten zor günler yaşamıştık. Bu dayatmanın yıllar yıllar öncesinden, çok farklı kıtalarda dahi hüküm sürdüğünü okuduğumda, gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü insanların sömürülmesi çok farklı bir şeydir ve sömürülen, dayatmayla bir şeyler yaptırılan sizseniz, dertdaşlarınızı gördüğünüzde kendinizi tutamamanız çok normal olacaktır...

2)Kitapta sık sık "Oligarşi'yi bitirelim, yerine Sosyalizm getirelim, daha müreffeh bir yaşama sahip olacağız, " gibi cümleler gördüm. Aklıma yine Orwell'ın kaleminden olan "Hayvan Çiftliği" geldi. Orada da insanlara devrim yapıp daha adil yaşayabileceğini zanneden bir güruh vardı. Ama daha sonra tam aksi istikamette, insanlardan daha zalim olan sürüyü görmüştük. "Dünyanın düzeni böyle, biz her zaman yönetileceğiz ve başımızdakiler kendi çıkarları için insanlara zulmedecek," gibi bir çıkarsama yapmak istemiyorum, tek çare Adil Bir Düzen'in oluşturulmasıdır, diyorum...


3)Kitabın sonlarına doğru bir satırda şu cümleyi okudum: "Sadece mahkemelerin, efendilerin elinde olması bile yeter." Aklıma hemen ülkemizin geçen ay geçirdiği süreç geldi.
Mevcut hükümetin YSK'yı elinde tutması, mahkemeler, yasama-yürütme, ve daha niceleri...
Bizden şeyler, gördüğümüz şeyler, içimizden şeyler. Ha kapitalist, ha sosyalist, ha muhafazakar-demokrat olmuşsun, pek bir anlamı yok, insanını sömürüp, hakkını teslim etmedikten sonra...

4)Aslına bakarsanız biz, kitapta bahsedilenlerden, o zamanlar "ütopya, asla gerçekleşemez" olarak görülenlerden kat kat fazlasını gördük. O yüzden kitap ütopya tarzı bir kitap diye alınıp okunmamalı, tarihi değer taşıyan bir eser olarak görülmeli,ve öyle alınıp okunmalı...
Nasıl ki, bu yazılanlar olmayacak, olamayacak şeyler gibi yazıldıysa, Orwell da 1984'ü bu şekilde yazmıştı. Ve biz nasıl şuan "Ohooo bu da bir şey mi, biz nelerini gördük" diyorsak, ileriki nesillerin de 1984'ü ya da Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sını da okuduklarında aynı bizim verdiğimiz tepkiyi vermelerinden nasıl korktuğumu gelin siz düşünün...

Diyeceksiniz ki eee, bu kadar yazdın çizdin, bunun çözümü ne ola ki? Madem öyle ben de size bir soru sorayım: Bu kadar çok farklı amacın, birbiriyle bu kadar çelişkili çıkarın olduğu, bu kadar ihtilafın bulunduğu bir yerde dayanışma içinde olabileceğimizi bekleyebilir miyiz?

Tavsiye ederim.
Göreceğimiz daha güzel, güneşli günler dilerim...

Fatma Ay 
19 Nis 00:33 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Galıba bu eseri kitaplığıma, hayatımın belli dönemlerinde tekrar alıp okumak üzere geri gönderiyorum. Unutmamak için ve vahşetin gerçekliğini her daim hatırlayabilmek için. Belki de filmlerde toplumdaki yükselişler sahnelerinin gösterildiği yerler okunarak ancak bu kadar yaşatılabilirdi.
Bitirmeme sayfalar kala yaşadığım bu mide bulantıları en az bu kitap kadar ölümsüz olarak kalacak bende.
İnsan, insanlığa ait olabilmesi için önce katlima şahit olması gerek.

Dilanur 
 11 Nis 10:37 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Distopik eserleri çok seven biri olarak bu kitabı da severek okuduğumu söylemeliyim.Amerikada ki oligarsik sisteme verilen ad demir ökce. Halkın, işçi sınıfının kapitalist sistem tarafindan nasıl ezildiği gözler önüne seriliyor. Günümüz yüzyilinin bir yansıması adeta. Sosyalizm hakkında da bilgiler veriyor kitap. Distopik eserlere ilgi duyuyorsaniz bu kitabı da okuyun bence. :)

Okuyan Kedicik 
01 Eki 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İşte gerçek dünya düzeni... Bence bunu da okumadan ölmeyin. Çünkü nerede, hangi düzenin içinde yaşadığınızı bir anlayın... Zor bir kitap ama muhteşem. Şahsen ben okurken Türkiye'nin durumu geldi hep gözlerimin önüne. Zihnimde parça parça olan bilgiler bu kitap sayesinde birbirine bağlandı. Bu kitap müthiş bir sentez, özet ve tablo. Büyük resmi ustalıkla okumasını umut ettiği insanlık için küçültmüş, anlaşılır hale getirmiş, yorumlamış, sentezlemiş... "Yaşanılan düzeni anlarsanız geleceğinizi kurtarırsınız"ın kılavuzluğu da var bu kitap da. Bu bir roman değildi bence. Bu bir hayatı anlama kılavuzu ve rehberi. Şiddetle tavsiye ediyorum

Hüseyin Erol 
19 Ara 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Sizde de bu durum gerçekleşti mi bilmiyorum ama kitabı okurken zaman zaman kahramanı Ernest sandığım ve Ernest üzerinden olayları kafamda betimlediğim oldu. Kahraman neden Ernest değildi dedirten bir kitaptı; ta ki kitabın son cümlesine kadar daha doğrusu son dipnottaki cümleye kadar...

Hasan G. 
21 May 17:39 · Kitabı okudu · 57 günde · Beğendi · 9/10 puan

Demir Ökçe, kapitalizm ve proletarya çekişmesinin, bir Devrimci eşi gözünden aktarıldığı sağlam bir roman. Jack London’ın hayatını okuduğunuzda nelerden, nasıl etkilendiğinin az çok ayırdına varabiliyorsunuz, hayatıyla paralellik taşır. İşçi sınıfının bir üyesi olarak çalışan ve ökçenin ağırlığını hisseden bir kişiden bu derece etkileyici bir roman çıkması kaçınılmaz. İşçi sınıfının toplumdakini yerini ve mücadelesini anlatırken oligarşinin, kapitalizmin tüm barbarlığını gözler önüne serer.

Oluşturduğu karakter hayalini kurduğu, olmasını düşlediği düzenin bir kahramanı, Ernest. Son derece güçlü bir karakter olmasının yanında düzen yardakçılarını düşünceleriyle ve sözleriyle ezen dominant, saldırgan bir kişidir. Diyalogları ve karşı karakterlerin düştükleri durumları okudukça insanda ayrı bir hayranlık ve sempati uyandırıyor. ‘Bizim evin salonunda dolaşmasını bir boğanın bir porselen mağazasındaki sakıngan yürüyüşüne benzetiyordum’’

Karşı karakterlerden bazıları da din adamlarıdır. Kapitalist bir düzenin dişlisi olan kilisenin ikiyüzlülüğünü ve paraya tamah edişini sert bir şekilde eleştirir ve bu insana çok tanıdık gelir. Din alimleri ağızlarından israfı düşürmezlerken milyon liralık eğlence paketli arabalarda seyir halindedirler. Sözümona zinanın baş düşmanı kesilirlerken, çocuk yaşta evliliklere, çocuk istismarlarına ses çıkarmazlar. Bilgiyi savunurlerken sahip oldukları kurum bütçesi, Sağlığın ve Kültür’ün 3 katıdır. İkiyüzlülük inançlarının harcı olmuştur.

Roman metafizik ile bilimin çarpışmasına sahne olur. Bir yandan maddenin arkasındaki öze, öznel düşüncelerle yorumlar yapılırken bir yandan fiziğin ve matematiğin su götürmez gerçekliğinde doğa yorumlanır. Peki hangisine daha yakın hisseder insan kendini?

İnsanın boğazına yumruyu oturtan bir konu da kitapta tüm gerçekliğiyle işlenen iş kazalarıdır. Hikaye iç burkar. Memleketimin insanın makina tutsaklığını hatırlatır. Altında ise kapitalizmin aç gözlülüğü yatar. Dünyada üçüncüyüz, Avrupa’da ise birinciyiz iş kazalarında. Sırf patronlar daha iyi villalarda oturmak için iş yerindeki iş güvenliği önlemlerini minimum düzeyde tutar ya da hiç tutmaz. Sırf Versace’den alışveriş yapsın diye çalışanların eğitimlerini aksatır. Sırf gün aşırı boğaza karşı yemek yesin diye işçilerin maaşlerını elden verir sigortaları az yatsın diye. Sırf Porsche Cayenne’ye binsin diye avukat ordusu tutar tazminat vermemek için. Kapitalizm doyumsuzluğunun zirvesini yaşarız memlekette. Kaza olur ve biri fıtrat der geçer gideriz.
‘’Bütün toplumun kanla beslendiğini öğrenmek bana olanaksız korkunç birşey olarak görünüyordu.Ama Jackson aklımdan çıkmıyordu. Daha çok kar elde edebilmek için ona etinin bedeli ödenmemişti. Bu kar paylarından alan ve gelirlerlerini arttırmak için Jackson’un kanından yararlanan refah içinde yüzen yirmi kadar aile tanıyordum. Ama toplum, bu bir tek insanın başına gelen korkunç olayla hiç ilgilenmeden yoluna devam ederse, ilerde birçoklarının aynı gaddarlığa uğramayacağını kim iddia edebilir?’’

Kitapta basın ayrı bir yer tutar. Bu dişliler içerisinde belki de en etkilisi olarak göze çarpar.Romanda bu öyle güzel işlenir ki günümüzde yaşadıklarımızla hemen bağlantı kurarsınız. Kurulu düzeni tehdit edecek herhangi birşey basında yer almaz.

Karl Marx’ın Artık Değer Tahliline göz kırpar London. Sırf bu bilgi ile bile ufkunu genişletir insanın çünkü öncesinde duymamıştım. Kapitalist düzende değerin yaratılış şeklini, nasıl bölüşüldüğünü ve sömürünün nasıl gerçekleştiğini yalın bir dille, basit matematiksel hesaplarla anlatır. Ayrıca oligarşini, kapitalist düzenin; hayatta kalabilmek, varlığını sürdürebilmek için oynadığı oyunlarla ve uyguladığı yöntemlerle daha alt sınıfları baskı altına alması ve istediğini yaptırabilmesi ile Sosyal Evrim’e atıf yapar.

Kitap birçok değerli bilgi yardımıyla kapitalist düzen eleştirisi yaparak dünya gerçeklerini anlatsa da oligarşiler ve sosyalistlerin çatışmasına geçtiğinde daha çok distopik bir havaya bürünerek biraz şaşırttı açıkçası. Casus hikayeleri ve şehir çatışmaları son derece abartılıydı. Belki de zihin dünyasında bu mücadelenin tarafları arasındaki güç dengesizliğini ve gaddarlık seviyesini ancak bu şekilde açıklayabilirdi.

Noktamaladan ayrıca belirtmeliyim ki okuduğunuz romanın yayınevinin önemini gerçekten anladım. Ucuz etin yahnisi olmazmış, ciddi hatalarla, devrik cümlelerle dolu bir kitaptı. Siz siz olun, bu kitabı kötü bir yayın evinden okuyarak heba etmeyin. Çünkü o derece değerli bir kitaptır.

Deniz ÖZNAL 
17 Nis 22:34 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yıl 1908 ve Jack London Kapitalist sistemi ve hala günümüzde itiraz edilsede oligarşının siyasette hüküm sürdüğü zamanları anlatıyor...Diyor ki Kapitalist sistemde ; Devlet yöneticileri, para babaları ile beraber (günümüzde özelliştirmelerin amacıda budur) yargıyı, ibadet yerlerini kilise, cami v.s , polis gücünü ve en önemlisi Basını elinde tutarak ülkeyi hoyratça kendi emelleri için yönetiklerini anlatıyor.Yargıyı, mahkemeleri korku aracı olarak kullanarak halkın sömürülmesine dayaĺı bir sistem olduğunu anlatıyor... ( Bana hiç yabancı gelmedi)

gzd 
05 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 22 günde · Puan vermedi

Gerçekten bir distopyaya göre çok gerçekçi bir kitaptı.Uzun süre zaman karmaşası yaşadım fakat bunu çözdüğüm zaman aydınlandım.Kaç zaman öncesinden neleri görmüş Jack London.

Serhat okuyan 
05 May 23:57 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Emeğin ve iş gücünün alınterinden doğan bir başkaldırı Ve bunun sonucunda ise işlerinden atılacaklarını bile bile o istenilen düzene karşı çıkma sonuç herzamanki gibi hüsran

2 /

Kitaptan 124 Alıntı

Ferah 
23 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

''...Uyumam için bana bir şarkı söyle...
Bir hayal gördüm, onu unutayım....''

Demir Ökçe, Jack LondonDemir Ökçe, Jack London
Hakan TEKİN 
 08 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Öve öve bitirilemeyen modern toplumunuz kan üzerine kurulu, her tarafından kan fışkırıyor. Bu kıpkırmızı lekeden ne ben kaçabilirim ne de sizler.

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 68)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 68)
Ferah 
10 Kas 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

''Bütün bu kitaplar bana ne öğretir bilir misiniz? Yasa başka şey, hak, adalet başka şey.''

Demir Ökçe, Jack LondonDemir Ökçe, Jack London
Hüseyin Erol 
29 Kas 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Lanet olsun sana Demir Ökçe! Çiğneyip geçtiğin insanlık çok yakın bir zamanda silkinip seni sırtından atacak. İşaret verildiğinde, tüm dünyadaki emekçiler ayaklanacak. Emekçiler tam bir dayanışma içinde ve tarihte ilk defa tüm ulusları içine alan, tüm dünyaya yayılan bir devrim gerçekleştirilecektir.

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 19 - İlya Yayınları)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 19 - İlya Yayınları)
Hakan TEKİN 
08 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"İşin en saçma yanı da bizim , kendi çıkarlarımızı böylesine aptal insanların korumasına izin verecek kadar çaresiz olmamız."

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 220)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 220)
Hakan TEKİN 
07 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Zihnim benim krallığımdır"

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 33 - İlya yayınevi)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 33 - İlya yayınevi)
Hakan TEKİN 
08 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Bir buçuk milyon işçi, geri Kalan işçilerle bir yumruk olacak ve yönetimi sizden alacak. Bu devrimdir, efendiler. Gücünüz yeterse durdurun da görelim."

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 98)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 98)
Selman Ç. 
14 Kas 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Yeni şeyler öğrendikçe, okumayı gerekli gördüğüm kitapların listesi kabarıyordu.

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 92 - Oda Yayınları)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 92 - Oda Yayınları)
Hüseyin Erol 
16 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Cesur bir adamın ölümünü görmek, bir korkağın yaşamak için yalvarışını görmekten çok daha kolay.

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 285 - İlya Yayınları)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 285 - İlya Yayınları)

Kitapla ilgili 1 Haber

Trajik ve Destansı Jack London Hikayeleri
Trajik ve Destansı Jack London Hikayeleri Yaşamı boyunca 200’e yakın hikayeyi kaleme alan Jack London’ın hayatın kavgasına dair öykülerinin yer aldığı Meksikalı, Can Yayınları tarafından yayımlandı.