·
Okunma
·
Beğeni
·
2.446
Gösterim
Adı:
Postane
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
183
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755330549
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Yayınları
Baskılar:
Postane
Postane
Yapıtlarında işlediği konular ve yazın stili bazı eleştirmenlerce bayağı, saldırgan ve hatta edebiyat dışı bulunan Bukowski, abartılmış 'erkeksi' bir rol takınarak, yaşamın bütün katmanlarına sinmiş olan "maço" tutumla inceden inceye alay etmektedir aslında. Bukowski'nin her şeye meydan okurcasına yükselttiği sesi otobiyografiktir; yoksulluk, acı ve başarısızlık karşısında çaresiz kalan, toplum tarafından horlanan, karnını doyurabilmek için fabrikalarda ve mezbahalarda çalışan niteliksiz bir işçinin, çok sıradan, alttabakadan herhangi bir insanın içinden kopup gelen bu ses, çarpıcı mizah öğeleriyle yüklüdür.

"Postane", yazarın ilk romanı... Romanın kahramanı ve anlatıcısı Postacı Henry Chinaski, bir zamanlar postacılık yapmış olan Charles Bukowski'den başkası değildir. Postanedeki yaşam, tekdüze, katlanılamaz ve aşırı yorucudur. İşlenecek posta dağ gibidir; bürokrasinin anlaşılmaz kuralları acımasızdır, kabadayı postabaşları kötüdür, üstlerine yağ çekerken sıradan memur ve çalışanlara yapmadıklarını bırakmazlar. Postanede çalışmaya dayanabilmek için ya kaçık ya da iyiden iyiye aptal olmak gerekir. Bizim Chinaski çareyi içki ve kadınlarda arar. Umutsuz bir ayyaş, uslanmaz bir aşık, inanılmaz ölçüde başarılı bir kumarbaz olan postacı, Napolyonvari bir zamanlamayla, hipodroma, yataktan yatağa koşar durur.
168 syf.
·2 günde·7/10
Fabrika'da bekçiliğe başlamıştım. Mersin-Adana sınırında bulunan bir mısır silosunun güvenliği için gündüz vardiyası bana verilmişti. Sabah 08:00 akşam 19:00 gibi bir çalışma süresini 1 ay 15 gün icra ettim akabinde yerime birini buldular bu geçici iş süreci hayatıma çok büyük tecrübeler kattı. Somut örnek olarak yaklaşık 30 civarı film bitirdim.

Bukowski şöyle tanımlamış postahane günlerini ''Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş- yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine.'' Bu arada alıntı, kitabın kapağında mevcut olduğundan gönül rahatlığıyla paylaştım. Abbbov bütün sırrı bozduncular sakin olabilirler.

Bazen bana yaşadığım o geçmiş denen anıların nasılda gerçek olduğunun hayreti düşer durur yahu ben bunları nasıl yaşamışım vay vay vay vah vah vah !!! ve bu tasvir ile bende o bekçilik günlerime döndüm. Fabrika faaliyet döneminde değildi. Silo boş ve satılığa çıkarılmıştı. Her sabah annem çantama soğuk suyumu koyar ve ben yola koyulurdum. Durak yakınlarında otobüs beklerken taze simit börek, ayran gibi yolluk yapar azığını omuzlayan Keloğlan tribiyle belediye otobüsünde arka koltuğa oturup link olarak paylaşacağım şarkı türevinde efkarın yanardağ gibi patladığı modlara yelken açar suskunserseri38 tarzı donuk suretle dinlerdim. https://www.youtube.com/watch?v=cmDgfzpKw5w

Fabrika salaş ötesi bir yerdi kertenkeleler timsaha dönüşmüş, toz ikinci bir ten misali zemini kaplamış sıcak zaten, hoşgeldin dercesine suretimi selamlamıştı. Çalışma arkadaşı yoktu. Ortam sıkıcıydı. Bukowski ne demişti ama '' Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.'' Bu laf bazen tetikleyici bir güç oluyor tavsiye ederim. İşe koyuldum. Filmler izledim. Sundurma altı gibi yerde egzersizler yaptım. Piknik tüpünde çay pişirdim ha bu arada çay harareti alır diyorlar bunu diyen Çukurova yazında çay içmemiş anlaşılan çünkü ben o çayı içtiğimde derisi nemli zehirli bir ok kurbağası misali fabrika musluğunun hortumuyla Şafak Sezer Kutsal Damacana sahnesi gibi kendimi yıkıyordum ilerleyen saatlerde. Ne kadar doğru bilmem o çay hani akarsu manasına gelen çaymış. Alın bu bilgiyle ne yaparsanız yapın.

Bukowski bana çok şey öğretti. Yanlız olmanın yanlış bir kalpte olmaktan daha iyi olduğunu ve insanın öz saygısını dışa değil içe yansıtması olgusunu, Net tavırların önemini dolambaçlı izahta bulunmanın mantıksızlığını, hayatta her şeyin tozpembe olmadığını, kaybettiğini sandığın meselelerin kurtulduğun olabileceği ve daha bir sürü şey.

Vardiyam bittiğinde cumanın farzını kılıp apar topar dükkana fırlayan esnaf gibi bende dakika sayar dış kapıya göz diker gece bekçisini beklerdim. Akabinde Jamaikalı atletlerin bayrak yarışına benzer atmosferle görevi devrederdim.

Hani sabır acıdır meyvesi tatlıdır derler ya bizimki o hesap iş bitimi para geldi ellerime değdiiiiii değmediiiiii derken şu yaşadığımız hayat misali akıp gitti. Geriye baktığımda özetleyecek olursam Alın teri, bilek hakkı ve derine işlenmiş masum sabırlar aklıma geliyor. Yarın ihtiyar bir hal ile geçmişe bakacak olursam şunu diyeceğim. Tatlı kaderim beni fabrika bahçesinde , güneş altında derin düşüncelere dalmayı ve gençliğimi onurlu, şerefli bir yola harcamayı gösterdi. Bunun için ne kadar şükretsem azdır.

Başınızı ağrıttıysam şayet özür dilemeyi borç bilirim. Özürümü bir link olarak paylaşayım baş ağrısı demişken... https://www.youtube.com/watch?v=Q-gvNh4Ayjo

KAPANIŞ BÖYLE OLSUN İSTEDİM ESEN KALIN SEVGİ, BARIŞ HUZUR VE SABIR SİZİNLE OLSUN SAĞLICAKLA...

- Hayatı paylaşmak için (Ali kırca)
- İyi akşamlar Türkiye, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa (Reha Muhtar)
- Siz de Türkiye için bir şeyler yapın (Fatih Altaylı)
- Gülümsemeyi ihmal etmeyin henüz kahkahaya vergi yokken (Gani Müjde)
- Bendeniz haftaya yine bu ekrandayım beklerim efendim (Aziz Üstel)
- En güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun (Erkan Yolaç)
- Yollar uzun memleket koşulları çetin (Tayfun Talipoğlu)
- Şimdi bilgisayarınızı kapatabilirsiniz (Microsoft)
168 syf.
Postane de düzenli bir yaşamı sevmemesine rağmen hayatının 11 yılını bir postane de geçiren yazarın yaşadığı zorlukları,kadınlarla olan ilişkilerini,hayatı çok ta ciddiye almamasını yine keyifle okudum.İnsanlara bakış açısını mizahi bir üslupla anlatmış.Tabi ki tüm kitaplarında olduğu gibi dili yine bol küfür içeriyor ama siz bu dili okudukça kanıksıyor ve hatta seviyorsunuz.Keyifli okumalar.
168 syf.
·Beğendi·9/10
Yeraltı edebiyatını seviyorum. Bukowski'de bu alanın en iyisidir. Bu kitapla Chinaski ile Postacılık yapıp yazarlığa geçiş yapıyorsunuz. Dili anlatımı sizi çok zorlamaz hiç Bukowski okumadıysanız Ekmek Arası kitabı ile başlayabilirsiniz.
168 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Charles bukowski nin asıl yapması gereken iş olan yazarlığa girmesini sağlayan eser postaneden ayrılarak büyük bukowski nin doğuşunun ilk romanı. 39-50 yaşları arasındaki 11 yılını konu alıyor. Ancak gelişimini ve hayatında önemli yer kaplayan postanede çalıştığı dönemleri anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap. Bukowski nin şimdiye kadar dört kitabını okudum. Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alır ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatır. Eserlerını zenginleştiren kısım diğer karakterler ve onların Bukowski' nin gözünden görünüş şekilleridir. Charles bukowski bence yeraltı edebiyatının en iyi yazarından biridir.
168 syf.
·Beğendi·9/10
Biraz daha içip yatağa girdik; aynı değildi ama, hiçbir zaman olmaz -boşluk vardı aramızda, bir sürü şey geçmişti başımızdan. Banyoya yürüyüşünü seyrettim; kıçının yanakları kırışmış, kat kat olmuştu. Zavallı Betty. Joyce taş gibiydi oysa -dokunmaktan haz duyardın. Betty’ye dokunmak pek haz vermiyordu artık. Hüzün veriyordu. Betty banyodan döndüğünde ne güldük ne de şarkı söyledik, tartışmadık bile. Karanlıkta içki içip sigara tellendirdik, uyuduğumuzda da ayaklarımızı birbirimizin vücuduna dayamadık eskiden yaptığımız gibi. Birbirimize değmeden uyuduk.

İkimizden de bir şeyler çalınmıştı.
168 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
On iki yıl çalıştığı postaneye nasıl girdiğini,iş koşullarını ve nasıl/neden istifa ettiğini ayrıntılı mizahi üslubuyla yazan Bukowski bir yalnız gezerdir.Diğer anlatı kitaplarında da görüldüğü üzere alkol,kadın/seks,ikili ilşkiler üzerinden yaşadığı topluma tanıklık ederken eleştirel bakışını mizahi ve samimi bir dille aktarır okura.O samimiyet okura işler ve kitaplarının satılma nedenlerinden biri de budur.Kendi adıma kapitalist toplumda sorgulayan,önüne konana körlemesine yumulmayıp şüpheyle yaklaşan ilerici ve aydınların bir üyesi olduğundan yerinde taşlamalarıyla o dönemin otoriter kurumlarıyla sürekli sürtüşen ve Amerikan yeraltı edebiyatında kalıcı iz bırakan C.Bukowski daima okunup hatırlanacaktır.
168 syf.
·8/10
Bukowski'nin postane'de çalıştığı yılları anlattığı bu eser yer altı edebiyatının en gözdelerinden biri,yer altı edebiyatı severlere tavsiye ederim,kısa olduğu için 4-5 saatte bitiyor.
168 syf.
·5 günde·6/10
Bukowski'nin yine sistem adamı olmadığının kanıtı olan bir kitap. Uzun yıllar boyunca yedek posta memuru daha sonra da sözleşmeli posta memuru olarak çalışıp, başından geçen komik, trajikomik ve isyankar anıların anlatıldığı akıcı, okuması eğlenceli bir kitap. Amirlerinle olan tartışmaları, sistemin boşluğundan faydalanıp işten kaytarması, daha sonra işinden istifa etmesi, tabi ki Bokowski kitaplarının vazgeçilmesi hipodromlar ve kadınlar. Güzel kitaptı
168 syf.
·Puan vermedi
Yazar'ın postahane'de çalıştığı günleri ve bu sırada birlikte olduğu kadınları ve yaşam tarzını çok güzel anlattığı bir kitap. Bukowski'nin olmazsa olmazı küfür, sex ve alkol yine bu kitapta yine bol bol ele alınmış. Komik ve sürükleyici.
Kadınlar acı çekmek için yaratılmışlardı; sürekli sevgi sözcükleri duymak istemelerine şaşırmamak gerekir.
Charles Bukowski
Sayfa 150 - İmge kitabevi
" Hangi cehennemde, bir insan sabah 06:30' da çalar saat ile uyanıp, kendini yataktan atıp, giyinip zorla bir şeyler yiyip, sıçıp, dişlerini fırçalayıp, saçını tarayıp ve bir sürü para kazandığı bir yere gidip bunlardan keyif alır?
Ve hangi cehennemde insandan böyle bir şansı olduğu için şükretmesi beklenir?"
-Kazanması gereken at kazanmadı bu yarışı.dedi Vi.
Hangisinin kazandığından bana ne ?
Benim işim kazananı tahmin etmek.
Sınava çalışmak için
en iyi zamanın uykudan önce olduğuna karar verdim.
Kahvaltıyı ne hazırlayacak ne de yiyecek halim oluyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Postane
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
183
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755330549
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Yayınları
Baskılar:
Postane
Postane
Yapıtlarında işlediği konular ve yazın stili bazı eleştirmenlerce bayağı, saldırgan ve hatta edebiyat dışı bulunan Bukowski, abartılmış 'erkeksi' bir rol takınarak, yaşamın bütün katmanlarına sinmiş olan "maço" tutumla inceden inceye alay etmektedir aslında. Bukowski'nin her şeye meydan okurcasına yükselttiği sesi otobiyografiktir; yoksulluk, acı ve başarısızlık karşısında çaresiz kalan, toplum tarafından horlanan, karnını doyurabilmek için fabrikalarda ve mezbahalarda çalışan niteliksiz bir işçinin, çok sıradan, alttabakadan herhangi bir insanın içinden kopup gelen bu ses, çarpıcı mizah öğeleriyle yüklüdür.

"Postane", yazarın ilk romanı... Romanın kahramanı ve anlatıcısı Postacı Henry Chinaski, bir zamanlar postacılık yapmış olan Charles Bukowski'den başkası değildir. Postanedeki yaşam, tekdüze, katlanılamaz ve aşırı yorucudur. İşlenecek posta dağ gibidir; bürokrasinin anlaşılmaz kuralları acımasızdır, kabadayı postabaşları kötüdür, üstlerine yağ çekerken sıradan memur ve çalışanlara yapmadıklarını bırakmazlar. Postanede çalışmaya dayanabilmek için ya kaçık ya da iyiden iyiye aptal olmak gerekir. Bizim Chinaski çareyi içki ve kadınlarda arar. Umutsuz bir ayyaş, uslanmaz bir aşık, inanılmaz ölçüde başarılı bir kumarbaz olan postacı, Napolyonvari bir zamanlamayla, hipodroma, yataktan yatağa koşar durur.

Kitabı okuyanlar 335 okur

  • Osman BALCI
  • Bahar gaikwad
  • Pasaklı_Kont
  • Aylin Tunçalp
  • Ferid Abishov
  • Hakan kafdağlı
  • Bayram Ömeroğlu
  • Ebrar selvi
  • Şahin USLU
  • Züleyha mingsar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1 (1)
9
%1 (1)
8
%0
7
%0
6
%2.1 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0