Haydar profil resmi
69 okur puanı
09 Ara 2017 tarihinde katıldı.
  • 160 syf.
    ·9/10
  • Haydar paylaştı.
    Haydar
    Haydar Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali'yi inceledi.
    112 syf.
    ·4 günde·8/10
    İnsanat bahçesi diyebileceğimiz bir döneme girdiğimiz şu günlerde şiir okumak açıkçası güzel bir kaçamakmış. Bukowski ise sıradan bir şiir kitabı ile değil özgün, okuması basit ve derin bir eserle karşıma çıktı. Ben seni sevmiştim ama sen bana neler yaptın nankör tarzı şiirlerden ziyade toplum içinde çoğumuzun yaşadığı keskin buhranlara göz kırpmış. Sanatsal bir üsluptan ziyade okurun zihnini yormayacak basitlikte bir eser.

    Şiir bana göre acıların ve hislerin yazılı temsili, akıldan ziyade kalbin vurguladığı ve vurgulandığı bir sanat.

    Şimdi Bukowski'nin şiir hakkında düşüncelerine bir göz kırpalım.

    Yakın arkadaşı aktör Sean Penn ile bir söyleşide Bukowski şiir ve şairler hakkında “Okulda çocukların hep şiirle alay ettiklerini görürdüm. Neden? Çünkü şiir zorlama bir üretim. Asırlarca züppece bir uğraş olarak kalmış. Fazla narin, fazla değerli. Aslına bakarsan pek çoğu süprüntüden ibaret. Belki Ezra Pound’dan ya da T.S. Eliot’tan bahsedebiliriz. Onlar da artık yoklar zaten. Ben evine giden fabrika işçisine bağırıp çağıran kadınları, günlük hayatın basit detaylarını yazarım şiirimde. Asırlardır dile getirilmemiş gerçekleri.” der.

    Şiir bir başka bakış açısıyla içimizdekileri dökmektir. Bukowski gün içerisinde dillendiremediğimiz içimizde kalan veya ya tartışmalarımızda bulunan sen zaten iptal olmuşsun sana ne söylesem vız gelir diye nitelendiridiğimiz çaresizliklerimizi temsil eden bir üslupla okuruna keyif veren bir kalemşör.

    Mesela ben kızgın olduğum bir serzenişimi buyur etmek istiyorum sizlerle sevgili okuyucularım.

    Yıllardır aile fertlerimiz memuriyet işçilik öğrencilik serüveni ile el emeği bilek zoru yoluyla para kazanıyor fakat bir adam veya bir kadın çıkıp mekanın sahibi geldi leyla ela diyor diğeri suratına lapa lapa öbek öbek boya vuruyor ve bir kamyon para kaldırıyor.

    Bu nasıl bir ikilem bu nasıl bir oyun bu nasıl bir sistem ?

    Eşitlikçi Toplumcu cı ci eki gelmiş izm gelmiş herhangi bir ideoloji sahibi değilim Cemil Meriç tabiriyle kilisesizim fakat
    yukarda zırladığım bu durumu Bukowski şiirleriyle bir nebze hafifletiyorsunuz.

    Görüşünüz ne olursa olsun bazı öne sürdüğü olgulara dikkat kesilmeniz gerekir diye düşündüğüm biri bu minvalde.

    Bu aralar kitap ve müzikle haşır neşir olmuş bulunmaktayız Tom Waits ismini duymuş veya You Tube üzerinde İşe giden maymun videosu felan izlerken kim bilir rast gelmiş olabileceğiniz bir isim, malum o platform bir garip önerilenler kısmı başka bir gezegen.

    Bu isim Yer altı edebiyatı ekolünün belki de müzikle temsili diyebilirim.

    Kendisi Bukowski şiiri seslendirmiş ve o bitikliği müziğinde nefis yansıtmıştır.

    Gary Graff'ın deyişiyle sesi, Bir fıçı burbonda ıslatıldıktan sonra beş ay tütsülenmiş ve ardından da bir arabanın altında çiğnenmiş' gibidir.

    Çıkardığı kendine özgü hırıltılı sesler, deneyselliğe olan meyli; blues, caz ve vodvil gibi rock öncesi türlere sevgisi ile Tom Waits, müzik adına sıradışı bir kişilik oluşturmaktadır.

    https://www.youtube.com/watch?v=27LLPANAgzw (Bu müziği Fight Club filminde dinlemiştiniz)

    https://www.youtube.com/...nwCkD-WjN8&t=25s (Bu şiir Bukowski'nin seslendiren Tom Waits)

    Bu müzisyeni şöyle nitelendiriyorum verdiği eserler sanki Bukowski'nin kitaplarının bir müziğe uyarlanışı özetle.

    Kapanış olarak o işe giden maymunu paylaşayım çünkü öyle bir video var.

    https://www.youtube.com/watch?v=EPvhiGW5IQA

    "Elinde veri olmadan bir teori üretmek büyük hatadır."
  • 504 syf.
    ·41 günde·9/10
  • Haydar paylaştı.
    Adalet, zengine işlemiyor fakire işliyor

    Cesaret, kurnazlara değil saflara bürünüyor

    Olgunluk, yaşlıya değil yaşayana düşüyor

    İnanç, üşenene değil düşünene geliyor

    Başarı, zekinin değil çalışanın oluyor

    Şefkat,kötüye değil iyiye nasip oluyor

    İbret, almayana değil alana hediye oluyor

    Şehitlik, isteyene değil hak edene geliyor

    Para, ecel misali hedefini arayıp buluyor

    Gurur, haksıza değil haklıya görünüyor

    Dürüstlük, artık define gibi aranıyor

    Merhamet, laf değil icraat gerektiriyor

    Sabır, isyanla değil sessizlikle ahbap oluyor

    Acı, gözyaşıyla değil yumruklarla anlamlanıyor

    Vedalar,gidince değil unutunca gerçekleşiyor

    Vakit,geçince değil boşa yitince geçiyor

    Arkadaş, konuşunca değil dertleşince dost oluyor

    Huzur,maddiyatla değil sağlık ile şekilleniyor

    Dertler,birikince değil hissedilince acıtıyor

    Yanlızlık,yanlızken değil kalabalıkken anlaşılıyor

    Pişmanlık,icraatten sonra değil cezadan sonra geliyor

    Mezarlar, gençken değil ihtiyarken düşündürüyor

    Fikir,dillenince değil bilgilenince nitelik kazanıyor

    Küçükken bizim mahallede (naylondan) Ümit Karan formalı kankimde fikir sıkar

    Laf beleş kardeş laf beleş konuşmak bedava işte anlayacağın

    Akıl, verilerek değil işletilerek kendini gerçekleştiriyor

    Attığımız leş kokan çöpler kimine rızık kapısı oluyor

    Kimilerine ''Iyk yha bu ne bea'' gibi saçmalığa dönüşüyor

    İhtiyar, kimine göre gebersede kurtulsak oluyor

    Kimine göre ibret alacağı bir rol model oluyor

    Değişim, saç şekliyle değil tavır ile manasına kavuşuyor

    Samimiyet,''Özlettin yha kendini'' ile değil parlayan gözlerle belli oluyor

    Adamlık,sallanılan tespihten değil,sallanılmış beşikten süre geliyor

    Gülmek,sadece komediye değil trajediye de bulaşıyor

    Cazibe, kimine bir kadından kimine göre bir silahtan çıkıyor

    Delilik,kimine göre velilik kimine göre embesillik oluyor

    ''Değerli öğrencilerim'' diye hitap eden hocalar karısından yediği azar akabinde
    Eşek terbiye eder gibi değerlisini dövüyor işine geldiği vakit deli gibi övüyor

    Tiksinti,duraktaki dayının attığı balgam değil,sahtekar tavırlı insanlar oluyor

    Gurur,kazandığın başarılardan ziyade kaybettiğin onurlu geçmişine dönüşüyor

    İmtihan,kimine göre yaşadığı hayat kimine göre kağıt parçasından ibaret oluyor

    Kural,kiminin korkusu kiminin istediği,kimininse iplemediği olguya dönüşüyor

    Memleket,özleyene hasret,bıkana illet,yorulana zillet oluyor

    Hayat,Suriye'de ibretlik,Liberya'da rezillik İngiltere'de keyiflik bir hal alıyor

    Çocukluk,Amerika'da şımarmak Afganistan'da ibret almakla son buluyor

    Teknoloji,zenginler için araç,bilginler için amaç,sıradanlar için ihtiyaç oluyor

    Umut,işi biten için tokluk hala bekleyen için kıymetli bir aş oluyor

    Hapis, kimine göre 4 duvar arası kimine göre yeryüzü ile gökyüzü arası bir yer oluyor

    Gençlik,kimine göre hevesler dönemi kimine göre fedalar dönemi anlamına geliyor

    Kanun,bilip kullanana meziyet işin cahiline ise ağır bir eziyet oluyor

    Mezar,bekçi için maaş fakat ağır hasta için naaş yeri manasına bürünüyor

    Netice itibariyle

    Çok bilmişlerden,
    Çok görmüşlerden,
    Çok dövmüşlerden,
    Çok yaşamışlardan,
    Çok koşmuşlardan,
    Çok kazanmışlardan,
    Çok övülmüşlerden,

    ÇEKİNMEYECEKSİN!

    Sonuç ideal ve şeref içinse ölüm anlık ve basit bir olaydır. (O laf neydi gııı...)

    Hading gorüşürük...
  • Kırlangıç yavruları neden sinek larvalarından daha değerli olsun ki? Bir sineği öldürmekle bir fili öldürmek eşit ölçüde cinayet değil midir?

    Hüznün Fiziği - Georgi Gospodinov
  • Haydar paylaştı.
    168 syf.
    ·2 günde·7/10
    Fabrika'da bekçiliğe başlamıştım. Mersin-Adana sınırında bulunan bir mısır silosunun güvenliği için gündüz vardiyası bana verilmişti. Sabah 08:00 akşam 19:00 gibi bir çalışma süresini 1 ay 15 gün icra ettim akabinde yerime birini buldular bu geçici iş süreci hayatıma çok büyük tecrübeler kattı. Somut örnek olarak yaklaşık 30 civarı film bitirdim.

    Bukowski şöyle tanımlamış postahane günlerini ''Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş- yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine.'' Bu arada alıntı, kitabın kapağında mevcut olduğundan gönül rahatlığıyla paylaştım. Abbbov bütün sırrı bozduncular sakin olabilirler.

    Bazen bana yaşadığım o geçmiş denen anıların nasılda gerçek olduğunun hayreti düşer durur yahu ben bunları nasıl yaşamışım vay vay vay vah vah vah !!! ve bu tasvir ile bende o bekçilik günlerime döndüm. Fabrika faaliyet döneminde değildi. Silo boş ve satılığa çıkarılmıştı. Her sabah annem çantama soğuk suyumu koyar ve ben yola koyulurdum. Durak yakınlarında otobüs beklerken taze simit börek, ayran gibi yolluk yapar azığını omuzlayan Keloğlan tribiyle belediye otobüsünde arka koltuğa oturup link olarak paylaşacağım şarkı türevinde efkarın yanardağ gibi patladığı modlara yelken açar suskunserseri38 tarzı donuk suretle dinlerdim. https://www.youtube.com/watch?v=cmDgfzpKw5w

    Fabrika salaş ötesi bir yerdi kertenkeleler timsaha dönüşmüş, toz ikinci bir ten misali zemini kaplamış sıcak zaten, hoşgeldin dercesine suretimi selamlamıştı. Çalışma arkadaşı yoktu. Ortam sıkıcıydı. Bukowski ne demişti ama '' Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.'' Bu laf bazen tetikleyici bir güç oluyor tavsiye ederim. İşe koyuldum. Filmler izledim. Sundurma altı gibi yerde egzersizler yaptım. Piknik tüpünde çay pişirdim ha bu arada çay harareti alır diyorlar bunu diyen Çukurova yazında çay içmemiş anlaşılan çünkü ben o çayı içtiğimde derisi nemli zehirli bir ok kurbağası misali fabrika musluğunun hortumuyla Şafak Sezer Kutsal Damacana sahnesi gibi kendimi yıkıyordum ilerleyen saatlerde. Ne kadar doğru bilmem o çay hani akarsu manasına gelen çaymış. Alın bu bilgiyle ne yaparsanız yapın.

    Bukowski bana çok şey öğretti. Yanlız olmanın yanlış bir kalpte olmaktan daha iyi olduğunu ve insanın öz saygısını dışa değil içe yansıtması olgusunu, Net tavırların önemini dolambaçlı izahta bulunmanın mantıksızlığını, hayatta her şeyin tozpembe olmadığını, kaybettiğini sandığın meselelerin kurtulduğun olabileceği ve daha bir sürü şey.

    Vardiyam bittiğinde cumanın farzını kılıp apar topar dükkana fırlayan esnaf gibi bende dakika sayar dış kapıya göz diker gece bekçisini beklerdim. Akabinde Jamaikalı atletlerin bayrak yarışına benzer atmosferle görevi devrederdim.

    Hani sabır acıdır meyvesi tatlıdır derler ya bizimki o hesap iş bitimi para geldi ellerime değdiiiiii değmediiiiii derken şu yaşadığımız hayat misali akıp gitti. Geriye baktığımda özetleyecek olursam Alın teri, bilek hakkı ve derine işlenmiş masum sabırlar aklıma geliyor. Yarın ihtiyar bir hal ile geçmişe bakacak olursam şunu diyeceğim. Tatlı kaderim beni fabrika bahçesinde , güneş altında derin düşüncelere dalmayı ve gençliğimi onurlu, şerefli bir yola harcamayı gösterdi. Bunun için ne kadar şükretsem azdır.

    Başınızı ağrıttıysam şayet özür dilemeyi borç bilirim. Özürümü bir link olarak paylaşayım baş ağrısı demişken... https://www.youtube.com/watch?v=Q-gvNh4Ayjo

    KAPANIŞ BÖYLE OLSUN İSTEDİM ESEN KALIN SEVGİ, BARIŞ HUZUR VE SABIR SİZİNLE OLSUN SAĞLICAKLA...

    - Hayatı paylaşmak için (Ali kırca)
    - İyi akşamlar Türkiye, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa (Reha Muhtar)
    - Siz de Türkiye için bir şeyler yapın (Fatih Altaylı)
    - Gülümsemeyi ihmal etmeyin henüz kahkahaya vergi yokken (Gani Müjde)
    - Bendeniz haftaya yine bu ekrandayım beklerim efendim (Aziz Üstel)
    - En güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun (Erkan Yolaç)
    - Yollar uzun memleket koşulları çetin (Tayfun Talipoğlu)
    - Şimdi bilgisayarınızı kapatabilirsiniz (Microsoft)
  • Haydar paylaştı.
    “Bir yere gitmiyorsunuz ama aslında bir yere gidiyorsunuz. Geçip giden zamanla ilgilenmiyor gibi yapıyorsunuz ama biliyorum ki aceleniz var.”

    Puslu Manzaralar | Theo Angelopoulos (1988)
  • “Delice bir cömertlikle acı çekiyor.”
  • “Bir yığın tedirgin, kendinden sıkılmış, var olandan başka bir şey değildik.”
  • “Kendi başına acı çeken, ruhunda acıyı daha fazla duyar.”
69 okur puanı
09 Ara 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 5 kitap

  • Çürümenin Kitabı
  • Bay Pipo
  • Kısa 20. Yüzyıl Tarihi
  • Öze Dönüş
  • Gül ve Haç Kardeşliği

Okuduğu kitaplar 167 kitap

  • Toza Sor
  • Saklı Seçilmişler
  • Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa
  • Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali
  • Pis Moruğun Notları
  • Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
  • Kumarbaz
  • Babalar ve Oğullar
  • İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar
  • Çizgili Pijamalı Çocuk

Okuyacağı kitaplar 29 kitap

  • Şeytan'ın Günlüğü
  • Diriliş
  • Ölü Bir Evden Hatıralar
  • Efendi 2: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı
  • İktisadi ve Siyasi Düşüncede Akıl
  • Bana Aşkını Getir
  • Suskunlar
  • Tankçı
  • Savaş Sanatı
  • Şeker Portakalı

Beğendiği yazarlar 14 kitap

  • Uğur Ukut
  • Glenn Meade
  • Charles Bukowski
  • John Fante
  • Jack London
  • Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy
  • Aleksandr Puşkin
  • Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  • Mihail Yuryeviç Lermontov
  • Aleksandr Soljenitsin