Avi Pardo

Avi Pardo

Çevirmen
8.1/10
5.065 Kişi
·
16.567
Okunma
·
26
Beğeni
·
1391
Gösterim
Adı:
Avi Pardo
Unvan:
Çevirmen
John Fante ve Charles Bukowski yazılarını ve şiirlerini Türkçeye çevirmesiyle tanınır. Kullanılan dilin sadeliğine sadık kalarak yaptığı çevirilerle Fante ve Bukowski hayran kitlesinin artmasını sağlayan kişi.

Bukowski'nin 20'ye yakın kitabını tercüme eden çevirmen, çevirilerinde Türkçenin argosunu, sokak ağzını kullanarak yazarın üslubundaki serseriliğe, bıkkınlığa, umursamazlığa dikkat çekerek yazarla bütünleşen bir üslup oluşturmuştur.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
160 syf.
Bu kitabı kaç kere okudum bilmiyorum. Ama gece gece içimde açıp yeniden okuma hevesi. Fante ile tanışmam Bukowski sayesinde oldu. (Mehmed Uzun u Yaşar Kemal sayesinde tanıdığım gibi) Bukowski Fante den " Tanrım " diye bahseder ve başucu yazarıdır. Tabi durum böyle olunca okunmalı Fante diyorsunuz. Okuduğum ilk kitabı. Arturo Bandini büyük bir yazar olmak isteyen egoist ve sefalet içinde çırpınan bir adamdır. Saplantılı ve platonik bir şekilde sevdiği garson kız Camilla da başka birine aşıktır. Okuduğumda kıskanmadım değil hani :) böyle güzel sevebilir, sevilebilir mi insan? İronilerle dolu bazen hüzünlendiren bazen gülümseten ve çoğu zaman sorgulatan bir kitap. Aralarda Bukowski okur gibi hissettim ki zaten kitabın önsözünü yazan Bukowski, Fante den etkilendiğini söylüyor. Bazen de Bandini nin zavallığı ve sefaleti, Knut Hamsun un Açlık kitabını anımsatıyor. Yeraltı edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak anılan Fante, üslup olarak onlardan daha seviyeli. Sürekli küfürler etmiyor. Çok severek okuduğum ve önerebileceğim bir yazar.
320 syf.
·Puan vermedi
Yoo Charles Bukowski bu kitabı sen yazmış olamazsın. Biz kadınlara bunu yapmış olamazsın. Bir yanlışlık olmalı. Ben senin bir şiir kitaplarını okumuştum. Onlar ne kadar güzeldi. Dengemi alt üst ettin. Bu hak sana helal olmaz bilesin. Şimdi gördüğüm kadınlara bacağın ne güzel Liza, vücudun ne güzel İris diyesim var. Bunlar en basitleri tabi ki çok cüretkar diyaloglarda mevcut.

Böyle adı sanı duyulmuş ünlü ve büyük bazı yazarlara sanki hissedeceklermiş gibi kitabını beğenmesem bile ayıp olmasın diye zorla okuduğum oluyordu ama üzgünüm Charles sonunu getiremedim.
268 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kahramanımız, Henry Chinaski!

Ekmek Arası, Charles Bukowski’nin otobiyografik romanı. Okuduğum kadarıyla, Henry, Bukowski’nin babasının ismi. Babasından sayısız dayak yiyen bir çocuğun babasına atabileceği en büyük tokat olmalı bu seçim. China ise çok sevdiği ülke Çin, “ski” soyadından bir parça.

Bundan sonraki bilgiler kitabın akıbeti hakkında tat kaçırıcı bilgiler içerebilir!

Evet, Henry yalnız bir çocuk. İşsiz bir babası, düşük maaşla çalışan bir annesi var. Yalnızlık, Henry için bir tercih mi, yoksa mağrurluktan mı bu insanlardan kaçışı, bilemiyorum. Yer yer iki ihtimali de hissettim Henry’nin yalnızlığında. “Dostluğun Değeri” üzerine yazılan bir denemeye, karşı deneme olarak, “Dostsuzluğun Değeri” yazan bir hergele. Alkışlanmıyor, D alıyor okulda. Ama olsun, benden sana A Henry, orijinal fikrin ve samimiyetsizliklerin içindeki çirkin samimiyetin için.

Babasıyla arası pek iyi sayılmaz Henry’nin. İşsiz olduğu anlaşılmasın diye evden her sabah aynı saatte çıkan, bir tuhaf adam. Öylesine iğreniyor ki babasından, sofrada yemek yerken yaptığı ağız hareketlerine kadar usta bir şekilde tasvir edebiliyor. Şu sözleri yeterli olacaktır bu sevgi dolu ilişkinin betimlenmesine: “Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum.
Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.”

Henry’e dair birkaç “ilk”i paylaşmak istiyorum sizlerle şimdi...

Kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Bukowski’yi hepimiz tanıyoruz. Bir de kötü çocuk Henry’den söz edelim. Seksin ne olduğunu ilk kez duyduğunda inanamıyor, yetişkinler tüm bunları yaptıkları halde nasıl insan içine çıkabiliyorlar! Annesi ve babasını bu işi yaparken düşünmek midesini bulandırıyor. Ama şey, okuldaki kızlardan biriyle yaptığını düşününce… Tamam, o kadar da korkunç değilmiş.

Ve arkadaşının babasının mahzeninden ilk şarabını tattığında, ağzında anlamsız bir tat... Nesini severler bunun bu kadar! Fakat ağız dolusu bir yudum daha alınca... İçinde aniden beliren, akan bir sıcaklık... Arkadaşının annesine küfür ediyor çılgın! Kendisiyle sevişmek istediğine dair bir küfür desem anlaşılması için yeterli olacaktır. Bukowski’nin içkiyle nasıl tanıştığını okumak, büyük bir keyifti benim için. Öykülerindeki o ayyaş hikayelerinin kökenine indiriyor bu roman sizi. Nasıl bir kafayla yazıldığını anlıyorsunuz o içki sohbetlerinin.

Lisedeyiz... Güzel kızlar, iyi giyimli oğlanlar var etrafımızda. Henry ise.. Henry işte, biliyorsunuz. Bir tarafta arabalarıyla okula gelen, öğle aralarında kantine dahi tenezzül etmeyen restaurantlarda yemek yiyen çocuklar... Bir tarafta da buruşuk gömlekli, yüzü çıbanlarla kaplı, haftada elli cent harçlığıyla bizimki... Eh, kızlar yüzüne dahi bakmıyorlar haliyle. Etrafındaki bu insanları “şekil değiştirmiş babaları” olarak görüyor. Bir şey var Henry’de, tat almasını engelleyen bir şey...

Henry büyüyor... Büyüyor fakat bulunduğu ortamlardan duyduğu tiksinti varlığını koruyor ruhuna yapışıp. Bir yere ait olmak, düzenin bir parçası olmak, her sabah kalkıp aynı işe gitmek Henry için sıkıcı, anlamsız. İntiharı düşünüyor pek çoğumuz gibi. Ama intihar da zahmetli şimdi, beş yıllığına ölemiyor muyuz? Ne demiştik, içki, sigara ve yalnızlık... Sizler de olmasanız ne yapardık!

Ucuz bir şarap eşliğinde herkes okumalı bu kitabı. Aslında herkes okumasa da olur. Avm’lerden kafasını çıkartıp biraz kitap okuyan herkes demeliydim, haksızlık ettim. Evet, Henry’nin de dediği gibi: “Sevgi gerekiyordu. Ama insanların kullandıkları ve kullanıldıkları türden bir sevgi değil...” Sevgiler.
224 syf.
"Pis Moruk" lakaplı Bukowski, bu kitapla, senin nasıl bir karaktere sahip olduğun konusunda merakım uyanmış olsada henüz sağlıklı bir izlenime sahip olamadığımı düşünerek başka kitaplarını da okumaya karar verdim.

Okurken ve alıntıları paylaşırken hakikaten zorlandığım yerler oldu. Çünkü gerçekten aykırı bir insan Charles Bukowski. Ağzı bozuk oluşu, kadınlarla olan münasebetleri ve alkol tutkunu oluşu beni böyle düşünmeye itti diyebilirim. Belki de yanlış kitap seçtim onu tanımak için..

Hep kötü özelliklerinden bahsedecek değilim tabii, adamın dünyayı umursamaz görünen ama hisli de bir yanıda yok sayılmaz yani. Bu kitapta da kendini anlatan küçük hikayeleriyle beni bazen iğrendirsede güldüğüm çok yerler oldu. Eserin adı her ne kadar Kasabanın En Güzel Kızı olsada bu hikayeye kitabın içinde sadece 5-6 sayfalık yer verilmiş. Ölümden korkmayan, hastane odasında ayakta duramaz bir halde kan kusarken bile sigarasından vazgeçmeyerek ölümle dalga geçebilen biri.

Son olarak bu kitabı 18 yaş altı okumamalı diye düşünüyorum hatta cinsel ilişki konusunda deneyimi olmayan arkadaşlar hiç bulaşmasınlar.
320 syf.
Kadınlar, Charles Bukowski' nin en çok okunan kitabı. Böyle bir kitap neden bu kadar rağbet görüyor akıl erdiremiyorum doğrusu. Okuyan arkadaşlar küçüklüğünde mahrum kaldığı sevgiyi kadınlarda daha doğrusu doğru kadında bulmak için sürekli bu kadar kadınla birlikte olduğunu kitapta anlattığını yazmış. Ben kesinlikle kitapta böyle bir arayış içinde görmedim kendisini. 50 yaşından sonra nasıl daha da azdığını ve gönül maceralarını, kadınları en aşağılık şekilde küçük düşürerek anlatmış. Hayatına girmiş düzinelerce kadını kendi deyimiyle nasıl " düzdüğünü " en basit şekilde yazmış. Bir kitap bu kadar okunmuşsa en azından bir albenisi vardır diye düşünmüştüm. Ama büyük bir hayal kırıklığı oldu. Hiçbir edebi ve felsefi değeri yok. Bütün kitap seks, alkol ve kadınlarla yatıp kalkma maceralarından ibaret. Aynı şeyleri on defa tekrarlamasının tek sebebi de sayfa doldurmak. Cinselliğe bu kadar sarması biraz Sade özentiliği gibi geldi. Tabi yanından bile geçmiyor.


Okuduğum en kötü kitaplar arasında yerini aldı. Kitap okuyor gibi değilde porno izliyormuş hissi veriyor. Sanırım bu kadar çok okunması da iyi olmasından değil bundan kaynaklı. Zira porno filmlerde büyük ilgi görüyor. Kesinlikle tavsiye etmem.


Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, her kitabın okuma istatistiğine baktığımda kadın okuyucuların sayısı erkek okuyuculardan fazla. Ama bu kitabı okuyanların çoğu erkek ve bu da pek manidar...
424 syf.
·10/10
Şahane hatalar serisinin bir kitabını daha büyük hatalarla kötü yola düşerek bitirmiş bulunmaktayım. Amacım intikam almaktı ama hayat benden intikam aldı.

Seriden kısaca bahsetmek gerekirse roman gibi anlatılan bu kitabın kahramanı sizsiniz. Size her adımda seçenekler sunuluyor ve siz seçtiğiniz yolda ilerliyorsunuz. Geri dönülmez hatalar oluyor ve kitap son diyerek bitiyor ama şahsen ben hemen geri sarıp son yaptığım hatayı yapmamış sayıp, böyle yapsam daha iyi olurdu diyerek kendimi kandırıp devam ediyor, kitaptaki hayatı biraz daha güzelleştirebiliyorum.

Bazı insanlara göre sıkıcı ve anlamsızdır, bazı insanlara göre keyifli zamanlarda okunabilecek eğlenceli kitaplar dizisidir. Kitaptaki yaşamda olduğu gibi bunun kararını verecek olanda sizlersiniz.
352 syf.
·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Trainspotting kitabını önerip yeraltı edebiyatını anlattım: https://youtu.be/IvPO-pKvUPw

Yeraltı edebiyatı demişken Trainspotting'i unutmak olur mu? Sizi yerin dibine sokar bu kitap fakat yerinizden memnunsunuzdur zira çoktan orada olmak istemişsinizdir zaten.

Hazmı zor bir hikayedir Trainspotting. Bazen kusasınız gelir, içinde bulunduğunuz durumdan kurtulmayı istersiniz. Ama çıkamazsınız. Sistem size çıkmanız için izin vermez. Ama bundan önce siz çıkmak istemezsiniz ki zaten. Kendimiz için televizyon, çamaşır makinesi, hayat, kariyer seçebilirken seçmemeyi seçebilir miyiz acaba?

O kadar güzel eleştiriler var ki içinde. Sick Boy'un dediklerinden bile kitabın ne derece iddialı ve kendi hayatlarımızla paralel olabileceğini anlayabiliyoruz. Aslında bir bakıma bize distopya gibi görünen bu kitap, karakterler açısından bir ütopya halini almış.

Sosyalistlerin sürekli yoldaşlarından, sınıfından, sendikalarından ve toplumlarından söz etmeleri bile bazı karakterlerin içine işlemiş olacak ki adamlar kendi yollarını belirlerken sırf bu şeylere sosyolojik bir eleştiri getirmek için kendi dünyalarını kurmuşlar.

Sistemden kaçmaya çalışıyor gibi görünmek için değil kendinden kaçmaya çalışmamak için bu sistemin içinde olanların kitabıdır Trainspotting.
108 syf.
Kitabın ismini görünce tarihi ve o tarihte yaşanmış acıları okuyacağımı düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Kitap fakir bir duvar ustasının oğlu olan Dominic Molise yi ve onun mücadelesini, aşkını anlatıyor. Büyük bir beyzbol oyuncusu olmak isteyen kahramanımız çok iyi bir solak atıcıdır. John Fante nin daha önce Toza Sor kitabını okumuştum. Kitabın önsözünde Bukowski nin Fante için tanrım demesi çok ilgimi çekmişti. Bu yüzden bu adamı okumalıyım dedim. Kitap çok akıcı ilerliyor. Aşkı bu kadar güzel anlatan, yaşatan bir kitap henüz okumadım. Gerçekten yazar sanki onları birebir yaşayıp, okuyucusuna yaşatmış. Bence okunmaya değer bir kitap...
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Ağır spoiler içerir...
Hitler’in canı cehenneme!Bandini romanını yazsın yeter...
Polonya zor durumdaymış ona ne?
Bandini romandan para kazansın yeter...
Savaşların, ölümlerin canı cehenneme!
Bandini ünlü olsun yeter...
Romanından başka her şey , herkes, tüm gündem abesle iştigal...
Bandini Nobel alsın yeter...

Ucuz bir taklit...
Ne yazar ne âşık...
Ne balık ne de kuş...
Beş para etmeyen...
Hiçbir işe yaramayan bir yazar müsveddesi Arturo...
Her sözü palavra...
Bütün o nüanslar, muhteşem diyaloglar, parlak şiirsellik hep palavra...
Öfkeyle örselediği sözcükler ve anası peri, babası keşiş bir yalancıdan başkası olmayan Arturo...
Düşük bütçe ile aşk yaşamak ister.
Masrafsız bir sevgili peşinde koşar.
......................
Evet Tanrı’yla başı beladadır hep çünkü Nietzsche’ yi okumuş ve onu öldürmüştür.
Günahkâr Arturo...
Affedilebilir değil ölümcül günahlar işleyip suçunu hem matematiksel hem felsefî hem de psikolojik olarak hesaplayabilen ve bunları inkar etmeyen sefil günahkâr...
Tövbe et Bandini...
Çok geç olmadan tövbe et...
Duaları ağzında toza dönüşen günahkâr...
Dumanlı kentin puslu çocuğu :)) Arturo...
.......................
İster katil ol!
İster barmen!
İster yazar!
Ne olduğunun önemi yok!
Neyin sarhoşusun?
Viskinin mi?
Elemin mi?
Hepimizin ortak kaderi, hepimizin sonu aynı : Ölüm...
O yüzden :
Dua et...
Ayinlere git...
Adaklar ada...
Mum yak...
Ve bir mucize için dua et...
.........................
“Sen bir hiçsin!
Bense bir zamanlar biri olmuş olabilirim. “
Ah hayat!
Buruk ve tatlı trajedi !
Hayata, Tanrı’ya, kaderine isyankâr bu arabesk ruhlu Bandini hayattan ve Tanrı’dan intikamını daktilonun başında kiliseye söverek alır. Bu kara yürekli ve kendini ölümsüz sanan şövalye evrile evrile romanın sonunda herkesin fâni olduğunu kabullenmek zorunda kalır.
..................
“Roman sandığın şey bir gübre yığını olabilir, yakmak gerek.
Onları yazanları da mürekkep ve kalemden ve de daktilodan uzak tutmak şarttır.” diyen
Bandini kendini överken diğer yazmaya çalışanları da aşığalamaktan geri kalmaz!
.................
“Önce ateş et !
Kimi öldürdüğüne sonra bakarsın!”
Eğer hayatın ilkesi bu ise erkeklerin erkek olması için silahını kuşanıp siper alması gerek...
Ama bu denli onursuz erkeği kim ne yapsın?
Yazar olmak, adam olmak, erkek olmak, inançlı olmak, değerli olmak arasında sıkışan bir adamın hikâyesi....
186 syf.
·27 günde·Beğendi
Jonh FANTE'yi, okuma etkinliği kapsamında 'Bahara Kadar Bekle Bandini' den sonra Doğa Balkan'ın nazik yardımı ile - (ki buradan kendisine teşekkür ediyorum.-) eriştiğim serisinin ikinci kitabını pdf olarak okudum. FANTE'nin ilk kitabındaki sıradışı çocuk ve ergen olan Arturoyu, serinin bu ikinci kitabında: lise mezunu ve babasının ölümü nedeniyle (Çocuklar babaları ölünce büyür diye biliyorum..) zorunlu olarak yaşından önce büyüyen 18 lik deli fişek yazar olma hayallerinin başında kavak yelleri gibi estiği dönemine ilişkin kurgulanmış.
Yazar olmak için bir taraftan kütüphaneden seçtiği zaman zaman yanından ayırmadığı özellikle Nietzche ve Kant, Schopenhauer kitaplarından etkilenmesi ile yaşam koşullarına dair karşılaştırmaları, isyanları hatta annesinden sora dinnar sofulukta adeta bayrağı devralan kız kardeşi üzerinden sık sık İncile, Hz İsa'ya küfürde bir hayli haddini aşmakta. Bir taraftan ateistim diye haykırmakta, diğer tarafta ise Nietzcche, Kant ve Schopenhauerı tanrı ilan etmekte.
Yazar olma hayalleri eşliğinde narsistlik damarı kabaran Arturo çevresindeki insanlar arasında bir ara kendini dahi olarak görür...Annesinin pis!!! dediği eğitim :)) dergilerinde yer alan sıradışı güzel kadınlardan dolabının içinde kendine adeta bir harem kuran, onları konuşturan, hatta malum kadınlar üzerinde sadist denemeler yapacak kadar hayal dünyası manyaklıkta sınır tanımayan, ağzı bozuk, küfürbaz Arturo, kadere ilişkin bir türlü yazamadığı kocaman kalın eserini birgün mutlaka yazma peşindedir....
Tanrı dahil herkese, herşeye küfretmeyi bırakıp yazmaya odaklansa aslın hedef Nobel Ödülü....
Her ne kadar duygu ve tepkilerini ifade etmenin kestirme yolu olarak KÜFÜRÜ tercih etse de satır aralarında serpiştirilen felsefe, varoluşculuk bariz hissedilmekte...
Okurken yüzünüzden gölgeli tebessümler eksik olmayacağı kesin...
Fante yolculuğumun devamı olacağı kesin görünüyor. İlk fırsatta bir ara da Fante'nin Toz'nu alırım:)) okurum diyorum. Başka da birşey demiyorum :)))

Yazarın biyografisi

Adı:
Avi Pardo
Unvan:
Çevirmen
John Fante ve Charles Bukowski yazılarını ve şiirlerini Türkçeye çevirmesiyle tanınır. Kullanılan dilin sadeliğine sadık kalarak yaptığı çevirilerle Fante ve Bukowski hayran kitlesinin artmasını sağlayan kişi.

Bukowski'nin 20'ye yakın kitabını tercüme eden çevirmen, çevirilerinde Türkçenin argosunu, sokak ağzını kullanarak yazarın üslubundaki serseriliğe, bıkkınlığa, umursamazlığa dikkat çekerek yazarla bütünleşen bir üslup oluşturmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 26 okur beğendi.
  • 16.567 okur okudu.
  • 334 okur okuyor.
  • 10.897 okur okuyacak.
  • 248 okur yarım bıraktı.