Kitap
Factotum

Factotum

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.9
519 Kişi
1.742
Okunma
457
Beğeni
9,3bin
Gösterim
160 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 32 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Metis Yayınları · 2020 · Karton kapak · 9789753420549
Zengin olmayı düşleyen yoksul ve despot bir babanın cehenneme çevirdiği ergenlik döneminden sonra iki yıl Los Angeles Üniversitesi´nde gazetecilik bölümüne devam eden Charles Bukowski (Henry Chinaski) kararını verir. Babası gibi biri zengin olmak istediğine göre, o tersini isteyecektir. Aylaklığı. Ancak erken yaşta saptadığı bir hedefi vardır. Yazar olmak.  Mukavva bavulunu alıp yola düştüğünde yirmi iki yaşındadır. Ucuz pansiyon odalarında sefaletle boğuşup yazmaya çalışırken kendine gerçek bir dost edinmiştir. Alkol.  Bar Sineği filminde beş günlük bir kesitini senaryolaştırdığı bu dönem yaklaşık on yıl sürer. Eyalet eyalet dolaşıp, pansiyon kirası ve içki giderlerini karşılamak için sayısız ikinci, hatta üçüncü sınıf işlere girip çıkar. Bukowski roman, öykü ve şiirlerinde sık sık özlemle söz ettiği bu dönemi anlatırken mizahının ve onu çağdaş Amerikan edebiyatının önde gelen yazarlarından biri yapan eşsiz yalınlığının doruğundadır.
5 mağazanın 5 ürününün ortalama fiyatı: ₺22,07
7.9
10 üzerinden
519 Puan · 54 İnceleme
Nesli
Factotum'u inceledi.
Aslında kitaba Ekmek Arası kitabını çok beğendiğim için büyük bir umutla başlamıştım. Belki de beklediğimi bulamadığımdan dolayı biraz yavan geldi bana. Tekrardan okuyacağım ya da önerebileceğim kitaplar arasına girebilecek bir kitap değil ama okunmayacak bir kitapta değil.
Factotum
7.9/10
· 1.742 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14
158 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Factotum, Charles Bukowski’nin Ekmek Arası’nı izleyen otobiyografik romanı. Ekmek Arası; çocukluğunu, ilk ve ortaokul, lise yıllarını anlatırken Factotum hayata atıldığı, iş arama, işten kovulma, yazarlık denemeleri sürecini anlatıyor. Hayata atılmak derken, gözünüzde idealist ve hezeyanlarla dolu bir süreç canlanmasın. Charles Bukowski, namıdiğer Henry Chinaski; işe girer, kendine bir oda kiralar, -parası varsa pahalı, yoksa ucuz- bir şarap alır, birkaç gün işe gider, işten kovulur, iş arar, işe girer, kendine bir oda kiralar... Bu süreci öyle sade, öyle çirkin, öyle güzel bir dille anlatır ki kendinizi uğraş verdiğiniz şeyleri sorgularken bulursunuz. Onun deyimiyle, “yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda olduğu şeyler ürkütücüdür.” Kadınları vardır Chinaski’nin, pek çok kadınları, hiçbirine aşk duyduğunu hissetmediğim kadınları. Gelir gider bu kadınlar, ortak noktaları tektir: bir şey bulurlar onda, kendilerinin de tanımlayamadığı. Yalnızlıkla beslenir Chinaski, odasında yüksek ökçeli, sıkı popolu bir kadının olması değiştiremez bunu. Tam beş gündür yalnız kalamadığından şikayetlenirken şu sözleri eder: “Yalnızlıkla beslenen biriydim; yalnızlığımı alırsanız yemeğimi ve suyumu almış kadar olursunuz. Yalnız kalamadığım her gün gücümden bir şeyler alıp götürür.” Anlayacağınız o günümüz yalnız olmayan yalnızlarından değildir, samimidir hayata tüm küfürleri. Cinsiyetçi söylemleri yok mudur kadın hakkında, vardır elbette. Ama ben bu kitabında, daha doğrusu hayatının bu kesitinde, kadından değil yalnız, insandan haz etmediğini hissettim. Kadın vücudunu, seksi sever ama onlar hakkında hadsiz tespitler yapmaktan da alıkoymaz kendini. Ara ara güzellemeler de yapar tabi, belki iyi bir gecesinden sonra: “Kadınlar diye düşündüm, sihirliydiler kadınlar. Ne harikulade varlıklardır onlar!” Bazen hırslıdır, çoğu zamansa içki parasına yetecek bir çalışma azmi vardır hayatta. Bu hırslı halleri gelir gider, çabuk söner. Zengin olacağını, altında çalışan adamları zevk için işten kovacağını hayal eder. Bu motivasyonunu, babasının kendisine ettiği hakaretlerden alır sanıyorum. İçinde yakayalayabildiğim tek tutku, yazarlığa dair olandır. Bu tutkuya sarılması bende de bir Bukowski tutkusuna sebebiyet verdi tabi olarak, o yaktıkça ben de yaktım bir sigara. Netice itibariyle, “Bukowski ya adamım, ne demiş bak kadınlara” gibi sığ yorumlarında bulunmayacak bir vizyona sahip herkesin okumasını temenni ederim. Peşinden koştuğunuz hayallerin gerçekleştirmeye değer olması dileklerimle... Sevgiler.
Factotum
7.9/10
· 1.742 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
65
•S
Factotum'u inceledi.
158 syf.
Adını sürekli duyduğum içimde her zaman başlama isteği olan Bukowski ile nihayet tanıştım. Çok büyük bir heyecanla başlamıştım kitaba, ki sayfalar ilerledikçe afallamaya, neler oluyor demeye başldım. Çünkü yeraltı edebiyatına ilk defa giriş yapıyordum ve karşımdaki yazılanlar daha önce okumadığım tarzdaydı. Hem yazar hakkında bilgi sahibi değildim hem de yazın tarzıyla..Yazarın kendi hayatını mı yoksa kurgu bir hayatı mı anlattığını kestirememiştim. Yok bu böyle gitmez diyerek Bukowski belgeseli olan “Born Into This” i açıp izlemeye başladım. İzledikçe Bukowski’yi tanıdım, tanıdıkça derin bir insan olduğunu fark ettim. Yaşadıkları onu ‘iyi edebiyat’ yapmaya zorlamış ve ortaya samimi dili olan kitaplarını çıkarmıştı. Birçok noktada ortak fikirlerimiz olduğunu fark ettim. Her ne kadar ‘Factotum’ kitabı, kitapları içerisindeki en fazla cinselliği en fazla küfürü içerse de bir şekilde sevdim Bukowski’yi. Bukowski tarzına alışık olmayanlara Factotum’un ağır geleceğini düşünüyorum. Dilinin ağır olmasından dolayı değil kesinlikle aksine fazla samimi dilinin sizi kahkahalara boğduğu sayfalar çoğunlukta. Tekrar gülümsemek için işaretler bile koydum. :) Yine de kelimelerle anlatamadığım Bukowski’nin okunması gerekir bence, ama önyargısız.. Kitap 20’li yaşlarındaki tam da ‘Factotum’ olan Henry Chinaski yani Charles Bukowski’yi anlatıyor. Tam manasıyla serseri takımından ‘aylak’ diyebileceğimiz bir adam Charles Bukowski. Para kazanmak, yaşamak için bulabildiği her tür ayak işine girer ve ilk fırsatta çıkar. Böyle böyle hayatına devam eder. Kitapla aynı adı taşıyan bir film de var. Tamamen kitabı yansıtmasa da (tabii ki kesilmiş sahneler var) filme uyarlanmış. Filmi karakterlerin nasıl oynandığını merak ettiğim için izledim. Matt Dillon harika bir Bukowski performansı sergilemiş. Ama dikkatimi çekenin Jan karakterini oynayan Lili Taylor olduğunu söylemeliyim. Kafamdaki Jan ile filmde ki Jan aynıydı. Bukowski severler izleyebilir. Son olarak Avi Pardo’nun çevirisine dikkat çekmek istiyorum. Bukowski’nin sade üslubunu o kadar güzel yansıtmış ki.. Avi Pardo’nun nefis çevirisi ile ortaya çıkan ‘Factotum’ u araştırıp okumanızı tavsiye ediyorum.Merak edenler olursa kitabın kendisini edinip okunabilirler. :)
Factotum
7.9/10
· 1.742 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
43
Ufuk Zafer Ada
Factotum'u inceledi.
160 syf.
·
Puan vermedi
Factatum: Bir işte yapılması gereken tüm niteliksiz işleri yapan kişi, ayakçı. Yazar bu romanında kitabın adını kendi karakteriyle özdeşlik kurarak koymuş. Karakterini karanlık bir tepside sunan yazar, hayatının en temel ihtiyacını münzevilik olarak sunuyor. Yirmi iki yaşında mukavva bavulunun içine karanlık hayallerini koyarak yola çıkan yazar; ucuz otel odalarında, üçüncü sınıf işlerde hayatın dibini arayarak kendine bir çıkış arıyor. Ruhunu tuhaf kadınlara rehin bırakıyor ve tekrar almayı unutuyor. Kalbiyle yaşayan her erkek gibi… Roman akıcı ve yalın bir dille okuru; yazarın tutarsız ve gamsız öyküsünün içine sürüklüyor. Yazar romanda kendini Henry Chinaskı ismiyle tanıtıyor. Bu ismi gençlik yıllarında etkilendiği yazarlardan biri olan Henry Miller’dan esinlenerek koyduğunu düşünüyorum. İlerleyen yaşlarda Bukowskı’nın gözyaşlarında Henry Miller’ın kaleminin mürekkebinin aynı renk olduğunu hissedebilirsiniz. Bukowskı’nın hayatında ki tek değişmez dostu alkol.. Hayatla arasında ki boşluğu doldurmak için içen yazar, kadehi her havaya kaldırışında ruhunu yeraltına sürüklüyor. Bukowskı hiç kalan olmuyor, hep gidiyor hep gidiyor, yeni girdiği işten gidiyor, yeni sevgilisinden gidiyor, bu hayattan gidiyor, aslında kalan olmanın dünya ağrısı demek olduğunu biliyor. Keşke herkes gitse, doğru cevabın bu dünya olmadığını anlasa… Ben çok gittim geldim yine de hangisinin doğru cevap olduğunu anlayamadım. Çünkü tek gerçek yok bu hayatta… ‘’O mektuba kötü demiyorum tabi yanlış anlama. Taşranın derinliğinden merkeze ulaşmayı başarmış ateşli bir çığlık olduğunu da kabul ediyorum. Ama gene de onu midemi bulandıracak duygusal ve haddinden fazla romantik bulduğumu söylemeden geçmem mümkün değil. Yanıma gelmenden kısa süre sonra senin de iflah olmaz bir romantik ve epeyce saplantılı bir genç olduğunu anlamadım sanma. Ama yine de… Ama yine de… Gördüğün gibi… ama yine de gördüğün gibi kalkıp gitmedim. Seni başımdan savmadım. İçindekileri ortaya dökmeni bekledim. İğnelerine dokundurmalarına sabırla cevap verdim. Ama artık bir müsaade et de evime gideyim ya. Ha olur mu? Evime gideyim de böyle inleyerek ayaklarımı tuzlu suya falan sokayım. Niye biliyor musun? Çünkü son yarım saattir varlığımı üzerime dayatan tek bir gerçek var, o da ne biliyor musun? Bacaklarımı lime lime doğrayan müzmin bir sızıyla boynumda başlayıp yukarı doğru tırmanan ve şiddetli bir baş ağrısına dönüşmek için fırsat kollayan sinsi bir tutulmadan başka bir şey değil ha! Öyle olduğunda ne oluyor biliyor musun genç dostum? Edebiyatın merkeziymiş, taşrasıymış, kalemin kağıda değdiği yermiş, şuymuş buymuş, hiç ama hiç umurumda olmuyor. İşte sizin toy kafanızın anlayamadığı şey de bu! Hayatta sadece tek bir gerçek yok.’’
Factotum
7.9/10
· 1.742 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14