Adı:
Factotum
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420549
Kitabın türü:
Çeviri:
Avı Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Zengin olmayı düşleyen yoksul ve despot bir babanın cehenneme çevirdiği ergenlik döneminden sonra iki yıl Los Angeles Üniversitesi´nde gazetecilik bölümüne devam eden Charles Bukowski (Henry Chinaski) kararını verir. Babası gibi biri zengin olmak istediğine göre, o tersini isteyecektir. Aylaklığı. Ancak erken yaşta saptadığı bir hedefi vardır. Yazar olmak. 
Mukavva bavulunu alıp yola düştüğünde yirmi iki yaşındadır. Ucuz pansiyon odalarında sefaletle boğuşup yazmaya çalışırken kendine gerçek bir dost edinmiştir. Alkol. 
Bar Sineği filminde beş günlük bir kesitini senaryolaştırdığı bu dönem yaklaşık on yıl sürer. Eyalet eyalet dolaşıp, pansiyon kirası ve içki giderlerini karşılamak için sayısız ikinci, hatta üçüncü sınıf işlere girip çıkar. Bukowski roman, öykü ve şiirlerinde sık sık özlemle söz ettiği bu dönemi anlatırken mizahının ve onu çağdaş Amerikan edebiyatının önde gelen yazarlarından biri yapan eşsiz yalınlığının doruğundadır.
158 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Factotum, Charles Bukowski’nin Ekmek Arası’nı izleyen otobiyografik romanı. Ekmek Arası; çocukluğunu, ilk ve ortaokul, lise yıllarını anlatırken Factotum hayata atıldığı, iş arama, işten kovulma, yazarlık denemeleri sürecini anlatıyor.

Hayata atılmak derken, gözünüzde idealist ve hezeyanlarla dolu bir süreç canlanmasın. Charles Bukowski, namıdiğer Henry Chinaski; işe girer, kendine bir oda kiralar, -parası varsa pahalı, yoksa ucuz- bir şarap alır, birkaç gün işe gider, işten kovulur, iş arar, işe girer, kendine bir oda kiralar... Bu süreci öyle sade, öyle çirkin, öyle güzel bir dille anlatır ki kendinizi uğraş verdiğiniz şeyleri sorgularken bulursunuz. Onun deyimiyle, “yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda olduğu şeyler ürkütücüdür.”

Kadınları vardır Chinaski’nin, pek çok kadınları, hiçbirine aşk duyduğunu hissetmediğim kadınları. Gelir gider bu kadınlar, ortak noktaları tektir: bir şey bulurlar onda, kendilerinin de tanımlayamadığı. Yalnızlıkla beslenir Chinaski, odasında yüksek ökçeli, sıkı popolu bir kadının olması değiştiremez bunu. Tam beş gündür yalnız kalamadığından şikayetlenirken şu sözleri eder: “Yalnızlıkla beslenen biriydim; yalnızlığımı alırsanız yemeğimi ve suyumu almış kadar olursunuz. Yalnız kalamadığım her gün gücümden bir şeyler alıp götürür.” Anlayacağınız o günümüz yalnız olmayan yalnızlarından değildir, samimidir hayata tüm küfürleri.

Cinsiyetçi söylemleri yok mudur kadın hakkında, vardır elbette. Ama ben bu kitabında, daha doğrusu hayatının bu kesitinde, kadından değil yalnız, insandan haz etmediğini hissettim. Kadın vücudunu, seksi sever ama onlar hakkında hadsiz tespitler yapmaktan da alıkoymaz kendini. Ara ara güzellemeler de yapar tabi, belki iyi bir gecesinden sonra: “Kadınlar diye düşündüm, sihirliydiler kadınlar. Ne harikulade varlıklardır onlar!”

Bazen hırslıdır, çoğu zamansa içki parasına yetecek bir çalışma azmi vardır hayatta. Bu hırslı halleri gelir gider, çabuk söner. Zengin olacağını, altında çalışan adamları zevk için işten kovacağını hayal eder. Bu motivasyonunu, babasının kendisine ettiği hakaretlerden alır sanıyorum. İçinde yakayalayabildiğim tek tutku, yazarlığa dair olandır. Bu tutkuya sarılması bende de bir Bukowski tutkusuna sebebiyet verdi tabi olarak, o yaktıkça ben de yaktım bir sigara.

Netice itibariyle, “Bukowski ya adamım, ne demiş bak kadınlara” gibi sığ yorumlarında bulunmayacak bir vizyona sahip herkesin okumasını temenni ederim. Peşinden koştuğunuz hayallerin gerçekleştirmeye değer olması dileklerimle... Sevgiler.
158 syf.
Adını sürekli duyduğum içimde her zaman başlama isteği olan Bukowski ile nihayet tanıştım. Çok büyük bir heyecanla başlamıştım kitaba, ki sayfalar ilerledikçe afallamaya, neler oluyor demeye başldım. Çünkü yeraltı edebiyatına ilk defa giriş yapıyordum ve karşımdaki yazılanlar daha önce okumadığım tarzdaydı. Hem yazar hakkında bilgi sahibi değildim hem de yazın tarzıyla..Yazarın kendi hayatını mı yoksa kurgu bir hayatı mı anlattığını kestirememiştim. Yok bu böyle gitmez diyerek Bukowski belgeseli olan “Born Into This” i açıp izlemeye başladım. İzledikçe Bukowski’yi tanıdım, tanıdıkça derin bir insan olduğunu fark ettim. Yaşadıkları onu ‘iyi edebiyat’ yapmaya zorlamış ve ortaya samimi dili olan kitaplarını çıkarmıştı. Birçok noktada ortak fikirlerimiz olduğunu fark ettim. Her ne kadar ‘Factotum’ kitabı, kitapları içerisindeki en fazla cinselliği en fazla küfürü içerse de bir şekilde sevdim Bukowski’yi. Bukowski tarzına alışık olmayanlara Factotum’un ağır geleceğini düşünüyorum. Dilinin ağır olmasından dolayı değil kesinlikle aksine fazla samimi dilinin sizi kahkahalara boğduğu sayfalar çoğunlukta. Tekrar gülümsemek için işaretler bile koydum. :) Yine de kelimelerle anlatamadığım Bukowski’nin okunması gerekir bence, ama önyargısız..

Kitap 20’li yaşlarındaki tam da ‘Factotum’ olan Henry Chinaski yani Charles Bukowski’yi anlatıyor. Tam manasıyla serseri takımından ‘aylak’ diyebileceğimiz bir adam Charles Bukowski. Para kazanmak, yaşamak için bulabildiği her tür ayak işine girer ve ilk fırsatta çıkar. Böyle böyle hayatına devam eder.

Kitapla aynı adı taşıyan bir film de var. Tamamen kitabı yansıtmasa da (tabii ki kesilmiş sahneler var) filme uyarlanmış. Filmi karakterlerin nasıl oynandığını merak ettiğim için izledim. Matt Dillon harika bir Bukowski performansı sergilemiş. Ama dikkatimi çekenin Jan karakterini oynayan Lili Taylor olduğunu söylemeliyim. Kafamdaki Jan ile filmde ki Jan aynıydı. Bukowski severler izleyebilir.

Son olarak Avi Pardo’nun çevirisine dikkat çekmek istiyorum. Bukowski’nin sade üslubunu o kadar güzel yansıtmış ki.. Avi Pardo’nun nefis çevirisi ile ortaya çıkan ‘Factotum’ u araştırıp okumanızı tavsiye ediyorum.Merak edenler olursa kitabın kendisini edinip okunabilirler. :)
158 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yeraltı edebiyatı denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Charles Bukowski'nin bu Factotum adlı kitabını, büyük bir merak ve heyecanla okudum çünkü kendisi oldukça beğendiğim bir yazar. Bir etkinlik için önermiş olduğum eserde yazar, üniversiteyi bıraktıktan sonraki seyahatleri, ilişkileri ve iş maceralarından oluşan gençlik anılarını bizimle sansürsüz olarak paylaşıyor. Charles Bukowski varsa orada sansür olmaz zaten, tamamen açık seçik ve su gibi şeffaf bir anlayışla okurları aydınlatır kendisi. Sevdiğim yönlerinden biri bu aşırı dürüst tavrı olmasıyla birlikte, yazar bu kitabında olayları basit ve akılda kalıcı bir biçimde aktarıyor. Ağdalı bir dil yok kesinlikle, zaten genel olarak Bukowski her kesimden insanın rahat okuyup anlayacağı bir şekilde yazıyor eserlerini. İsyankar tavrını takdir etmekle birlikte, bazı edebiyatçı geçinenlerin suratına kürek gibi çarpan bir yazım tarzıyla verdiği eserler onu ayrı bir yere koymaktadır. Yazarı övdükten sonra kitabın hikayesinden biraz bahsedelim hadi. Henry Chinaski olarak kendini betimleyen yazar 22 yaşında gazetecilik okuduğu üniversiteyi terk ederek, geçimini sağlamak ve içki parasını çıkarmak için çeşitli basit işlerde çalışmaya başlar. Evine dönemez çünkü babasıyla kavgalıdır. Bir şehirde uzun süre durmaz çünkü iş bulmak için gezmek şarttır. Kiralık odalarda yatıp kalkan yazar uyumsuz kişiliği yüzünden çalıştığı işlerde dikiş tutturamaz devamlı olay çıkarır. Alkol almadan duramayan beyefendimizim hedefi yazar olmaktır aslında, babası gibi zengin olmayı asla düşünmemiştir. Kadınlarla ilişkileri oldukça dalgalıdır ve uzun süre beraber olduklarıyla da sorun yaşar hep. Kitabın belirli bir sonu yok aslında, Bukowski bir yerlerde bir şekilde hayatına devam ediyor. Bunun yanında alkol alıp milletin huzurunu bozmakta ilgili sabıka kaydı oluşan yazarın bazen bu iş bulmasını zora sokar. Kendisinin ortama uymak yerine ortamı kendisine uydurma huyu vardır. Hani işe bazen geç gideyim, bazen işi asıp barda takılayım, iş arkadaşı olan kadınlarla oynaşayım derken istenmeyen adam olmak normal. Bunlara rağmen yolunu bulan yazar bize aslında hayatın eğlenceli tarafını gösteriyor. Kendisi ülkemizde yaşasa bol bol dayak yerdi belki ama Amerika'da da durum pek farklı değil. Muhabbetler oldukça güzel bence, güldüm çoğu zaman bazı yerlerde çünkü yazarın hazır cevaplığı gerçekten stres attırıyor. Aslında biraz daha uzun olabilirmiş kitap ama yazar pek uğraşmak istememiş sanki, bir yandan aşırı para ihtiyacı bunu körüklemiş olabilir. Genel olarak oldukça beğendiğim bir Bukowski kitabı oldu Factotum. Esasında bundan önce Ekmek Arası okunabilir, çünkü Factotum ondan sonraki dönemde geçiyor. Çeviri için bir şey söylemeye gerek yok zaten ustası var. Factotum'un ne anlama geldiği kitabın arka kapağında açıklanmış ki bu konuda yayınevi akıllılık etmiş bana göre. Zaten kitabı okuyunca Bukowski'nin gerçek bir Factotum olduğunu net bir şekilde göreceksiniz.
158 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Charles Bukowski ile tanışma kitabım oldu. Yazarın bu eseri Los Angeles'a taşındıktan sonraki hayat sürecini anlatıyor.

Bukowski'nin en dikkat çekici özelliği bana göre açık ara ile üslubu. Bir yazar nasıl olurda hem bu kadar küfürbaz hem de güzel mesajlar verebiliyor anlamak biraz zor.

Kitapta durduk yerde insana kahkaha attıran çok güzel bölümler var. Bunlar ister yazarın üslubundan kaynaklansın isterse de kurduğu örgüyle olsun. Bu yüzden sık sık güleceğinizden eminim:)

Bir yazarı tek kitabından yola çıkarak anlamak zor fakat ben bukowski'yi biraz olsun geniş anlamda tanıdığıma inanıyorum. Yazar kendi yalnızlığında ve kendi yalnızlığının verdiği rahatlığı iş hayatına da taşımak istesede maalesef girdiği çoğu işten kovulması uzun sürmüyor.

Okunmanızı tavsiye ederim. Umarım en kısa zamanda diğer kitaplarına dönüş yapıp iyice anlarım. Bukowski'yi tanıyın. Kuru kuru yazmıyor, okurken eğlenip gülmek yüzde yüz garanti :)
158 syf.
·2 günde·8/10
Bukowski'nin aşağı yukarı her eserinde, bu eserinde de olduğu üzere otobiyografik bir yan bulunur. İnsanlar eğer kendi hayatları söz konusu ise çoğu zaman kendilerini olduğundan daha az kötü göstermeye çalışırlar. Bu, biraz da biz insanların zayıf bir noktası. Kötüysek eğer kötü diyemeyiz, "şu yüzden böyle oldu", "hep bu 'şu yüzdenlerden' dolayı bu hale geldim" deriz mesela. Bu aslında bir cesaret meselesidir. Kendini olduğu gibi gösterebilme cesareti insanda çok önemli bir noktadır. Özellikle de bu modern çağda insanların kendilerini olduklarından daha az kötü, hatta olduklarından çok daha iyi göstermeye çalışma mücadelesi sürüp giderken. Çünkü çağ, insanları buna itiyor. İnsanlar da doğası gereği olmamış şeyleri olmuşcasına oynamayı çok iyi bilir hale geliyorlar yavaşça. Bukowski, bana kalırsa, büyük çoğunluğu bu durumdaki insanlardan oluşmuş ruhsuz ve yapay modern toplumun içinden herkesin gözlerini kamaştıracak bir şekilde çıkmıştır. Bir güneş gibi parlamıştır diyemeyiz de ona, yaz günündeki sinir bozucu aşırı sıcak bir güneş gibi rahatsız etmiştir herkesi.

Her eserinde kendi hayatının belirli bir dönemini kahramanı Chinaski'nin ağzından anlatan Bukowski bu eserinde genel olarak kendisinin iş bulmak uğruna çektiği zorlukları anlatıyor. Tabii sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Bu iş bulma serüvenini sürdürürken şahit olduğu modern çağın mantıksızlıklarından da çekinmeden söz ediyor. Ne görüyorsa onu söylüyor. Bukowski'de biraz bu da vardır; eserleri oldukça akıcıdır günlük hayat gibi. Çünkü modern çağ böyle olmalıdır belki de. Modern çağın etkilediği en önemli şeylerden biri de insanın zamanıdır. Birey, bu çağda zamanını o denli kolay boşa harcar ki, gündelik hayat, tabiri caizse oldukça akışkan hale gelmeye başlar. Bu da monotonluğu beraberinde getirir. Monotonluk durumunun içinde geçen zaman bireye her zaman daha fazla akıcı gelir. Her şey bir anda olur biter ve bir bakmışsın gecenin köründe yatağındasın ve uyuyamıyorsun. Zaman kavramının farkına varmak oldukça güçleşmiştir de diyebiliriz bu çağda. Zaman kavramının farkına vardığımızda genellikle kendimizi zamansal olarak beklenmedik bir yerde buluruz. Bukowski'nin yazım tarzı da böyledir, gündelik hayat gibi boğucu ve akışkan.

Bu akışkanlık içinde insanlar zamanla mantıksız olan şeyleri fark edememeye, fark etmeyi cesaret edemeyecek hale gelmeye başlar. Çünkü farkındalığa onların içerisinde bulunduğu modern akışkan zamanda yer yoktur. Zaten zaman hızlı geçiyordur, bireyin geçim derdindedir, bir de bu varoluşsal şeylere mi kafa yoracaktır, değil mi? Hayır. Bu büyük bir yanılgıdır. Asıl önemli olan şey farkındalık iken insanların buna bile zaman ayıramayacak halde "zamansız" olmaları gerçekten üzücü. Modern çağda çevremize baktığımız zaman daimi olan bir aceleyi kolaylık fark edebiliriz. Herkes acele ediyor. Otobüse geç kalma korkusu, işe geç kalma endişesi, sınavdan geçer bir not alamama kaygısı. Her bir yanımızı bu takıntılar sarmışken, modern çağın akışına kapılmışken farkındalık sağlayabilmek ve toplumu eleştirebilmek bence büyük bir meziyettir. Toplu bir şekilde uyuyan bireylerin arasından uykudan uyanabilmeye benzer bu. Chinaski de bu uykudan uzun zaman önce uyanmıştır.

İş dünyası her zaman için acımasız, insani duyguların olamayacağı bir ortamdır. Her zaman komik tutarsızlıklar ile doludur. Büyük restoranlara, orada çalışan garsonlara yönelik iş sağlığı ve güvenliği hakkında gerekli önlemleri alacak olan bir uzman gönderilir mesela. Ama kendi hatası bile olmayan bir aksilikle elindeki yüzlerce dolarlık yemeği yere dökerse onu aşağılayan ve suçlayan insanlar arasında kaybolur o garson. Dışarıdan bakıldığında işçinin iş yerindeki güvenliği için türlü formaliteler uygulanmıştır. Fakat esas meselede garson insan yerine bile konmaz. Bu gibi yüzlerce örneğin olduğu sert bir dünyadır iş dünyası. Bu eser de zaten by acımasız dünyadan; Chinaski'nin üniversiteden sonraki iş arama serüvenlerinden bahsediyor. İş dünyası olarak bahsettiğim şey de kesinlikle memur işleri değil, işçi sınıfı olarak isimlendirdiğimiz kesimin yaptığı her türlü işin olduğu iş dünyası. Reklam panosu değiştiricisi, lastik fabrikasında paketleyici, büyük bir restoranda garsonluk, temizlikçi gibi meslekler.

Bukowski'nin yazımında üstte bahsettiğim üzere olaylar büyük bir hızla ilerler, eserin tamamına yayılmış bir akıcılık vardır. Boğucu modern çağın zamanın bu biçimde anlatılıyor olması eserin bütünsel olarak bazı şeyleri daha sağlam yansıtmasını sağlıyor zannımca. Bir paragraf içinde aşırı derinsel iç sorgulamalar yoktur Bukowski'de. Olan şey hayatın gidişatında, gerektiği yerde gereken tepkileri vermesidir Chinaski'nin (Bukowski'nin). Her şey bir anda gelişir, işe alınır Chinaski ertesi gün işten atılır, tam atıldığı anda modern çağın iğrençliğini yansıtır bize, sonrasında başka bir iş bulma çabalarına başlar. Bu açıdan lafı uzatmayı, dolandırmayı sevmez Bukowski, gördüğü bir şeyi tüm açıklığı ile ve tam zamanında söyler. Lafı dolandırmak onun tarzı değildir. Onun farkı budur. Fazlaca derine inmez, çünkü olayların gidişatına göre tam zamanında yapılan bir tespit, dile getirilen bir düşünce, derin düşüncelerden çok daha önemli ve etkilidir. Bizi acı acı gülümsetir tam da anlarda, işte o acı gülümsetmelerin ustasıdır Bukowski. Acı acı gülümseyip düşünmekten yapabileceğimiz daha iyi bir şey de bırakmaz zaten bize de.

İnsanları birbirinden ayıran şeyin para olduğunu bir anda soruyor mesela Chinaski. Tam yerinde, tam zamanında. Bir insanı idealist yapan şey neden para kazanma isteğidir? Neden yatırımcılar toplumdaki en ünlü insanlar olur da düşünürler her zaman daha alt kademelerde yer alır? Aslında maalesef ki modern çağda para ve onu elde isteği birçok kavramın da yerine geçmiş durumdadır. Zeka, azim gibi mesela. Binlerce dolarlık bir partide dans eden insanlar zekidir topluma göre, ya da çok ünlü bir şirketin yöneticisi zamanında çocuk işçi çalıştırarak büyük kazançlara ulaşmıştır ama öldükten sonra herkes onu dahi ve azimli bir insan olarak görür. Evet Chinaski haklısın, bazı ölüler çiçekleri bile hak etmiyor, çiçekler ölüler için değildir. Eğer biri ünlü veya zengin ise söylediği sözler her zaman daha dikkate alınası şeyler olacaktır toplum için. Söylediği bir şeyin yanlış bir şey olduğu anlaşılsa dahi, toplumda o büyük kişilerin yandaşçıları da olur mutlaka; "aslında öyle demek istememişti"ciler türemeye başlar aniden.

Chinaski iş serüvenine devam ederken, biz okurlar da bir yandan hem acı acı gülümseyip bir yandan da bu iğrenç hayata tahammül edebilir hale gelmeye başlıyoruz. Belki de bu en dehşet verici şey, değil mi? Bir çağda dolup taşan bir mantıksızlık herkesi sarıp sarmalamış ama farkındalığa sahip olup artık bunları normal karşılamaya başlar hale gelmişiz. Bu da bizleri daha da acı gülümseten bir gerçek. Bu açıdan, sıradan insanların kaygıyla baktığı her şeye, Chinaski kaalesiz bir rahatlıkla bakıyor. İşte tam da bu sayede doğru yerde doğru eleştiriyi getiriyor ve bizlerde derin etkiler bırakıyor. Esere biraz daha genel olarak bakmaya çalıştığınızda Chinaski'de mevcut olan daimi bir rahatlık halini gözlemleyebilirsiniz. Hayatta toplumun "kaygı verici" şeyler olarak tanımladığı her türlü olguya rahatlıkla bakabilmek, yerinde yorum yapmayı etkili hale getiren etmenlerden biri. Modern kaygılar insanın görüşünü kapatır çünkü. Obsesif kaygılar silsilesi hakimdir dört bir yana ve Chinaski bunların hepsine birasının son yudumunu içerek bakar. Gerçek insanlardan daha gerçektir bu yüzden o. Herkesin gerçek olma kaygısı duyduğu bir ortamda gerçek olarak kalabilmiştir ve kaygı duyanları mahvedici bakışlarla izlemektedir.

Bir yandan da farkındalık, insanda farkında olmayanı kanatma, mahvetme durumu doğuruyor. Bu durumun da çokça altı çizilmiş eserde. Neredeyse her şeyin aldatmaca olduğunu idrak edemeyenlere bunu idrak etmeleri için anlatırsın her şeyi, tüm olağanlığıyla, idrak kapasitesi olanlar da büyük acılar yaşar. Çünkü ilk farkında olma anı acı dolu bir andır. Acı, bu yüzden insanın kendine gelmesinde gerekli bir etmendir. Acı ve zorluk. Doğru ve gerçek şeyler modern çağda bize empoze edildiği gibi asla basit ve kolay şeyler değildir. İşte bu uykudan uyanmak, aşırı gerçekçi bir kabustan uyanmaya benzer. Chinaski bu acıyı uzun zaman önce yaşamış bu yüzden de insanları kanatmaya çalışıyordur tabiri caizse.

Ayrıca bir yazarın yaşanmışlığı da yazacağı eser açısından çokça önem taşıyor bana göre. Kimi yazarlar vardır, sefalet kavramını, son kitaplarından kazandıkları tonlarca para ile cefa çekerken yazmıştır. Bu, ne kadar gerçekçi ve etkileyici olabilir ki? Biçimsel olanı bırakın, eğer yazarın yaşamını, eseri hangi koşullar altında yazdığını biliyorsanız, size yapay uydurma şeyler gibi gelecektir olmadığı bir durumu betimlemeye çalışması. Ama Bukowski'de işler bu şekilde değil. Sefalet kavramını çokça yaşamış, her türlü işe girip çalışmış, zorluk çekmiş bir insandır Bukowski. Bir süre önce ona ait bir belgesel izlemiştim. Onunla röportaj için gelen gazetecileri dahi o anda sefalet içinde olan evinde ağırlamaktan çekinmez. İçerken verir röportajlarını, içerken konferans salonunda konuşma yapar. Çünkü neyse odur Bukowski ve bunu gizleme gereği duymaz. Bu yüzden daha gerçektir toplumdaki insanlara nazaran. Yaptığı kötü bir davranışı gizlemeye çalışmaz, hatta bazen kendini olduğundan daha kötü bile gösterdiği olmuştur. Modern çağda gerçek olarak kalabilmek gerçekten cesaret isteyen bir mesele. Bukowski de bunu gayet iyi başarmış. Hem Chinaski olarak eserlerinde, hem de Bukowski olarak yaşamında.

İçki bağımlılığını saklamaz asla, ama bununla övünmez de, neyse odur. Kadınlarla birlikte olmasını, çapkınlığını saklamaz, çünkü insandaki kötü tarafların saklanması, gizlenmeye çalışılması sahtekarlıktır. Modern çağda gerçek kalamayanların içine en çok düştüğü hata budur. "Şu yüzden böyle oldu"culardan değildir, "oldu"cudur Bukowski. Doğaldır ve kendi zararına bile olsa yaptığı şeyleri gizlemez asla.

Son olarak da eserin isminden de bahsetmek istiyorum. Eserin arka kapağında Factotum kelimesinin anlamı hakkında bir açıklama var. Latince bir kelime olan Factotum, kısaca, bir işte yapılması gereken tüm niteliksiz işleri yapan kişi, kahya, ayakçı olarak çevrilmiş. Bu bağlamda Chinaski, hayatsal anlamda bir ayakçıdır bir bakıma, hayattaki kimsenin uğraşmadığı farkındalık düşüncesi ile uğraşır her zaman. Çünkü ayakçılar genellikle kimsenin uğraşmadığı, uğraşmak istemediği işleri yaparlar. Çağımızda toplumsal olarak kim farkındalık kavramı ile düşünsel olarak uğraşır ki? Farkındalık ağırdır, herkes öyle kolay kolay katlanamaz buna sonuçta. Bu farkındalığın, Bukowski'nin üstte bahsettiğim kendi yazım tarzı ile resmedilmesidir Factotum.
158 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
"Zengin olmayı düşleyen yoksul ve despot bir babanın cehenneme çevirdiği ergenlik döneminden sonra iki yıl Los Angeles Üniversitesinde gazetecilik bölümüne devam eden Charles Bukowski (Henry Chinaski) kararını verir. Babası gibi biri zengin olmayı isterse o tersini isteyecektir. Aylaklığı. Ancak erken yaşta saptadığı bir hedefi vardır. Yazar olmak. Mukavva bavulunu alıp yola düştüğünde yirmi iki yaşındadır. Ucuz pansiyon odalarında sefaletle boğuşup yazmaya çalışırken kendine gerçek bir dost edinmiştir: Alkol. (Kitaptan alıntı)" hemen hemen on yıl boyunca eyalet eyalet gezdiği, sarhoş olduğu, yazmak için para gerekmesi ve bunun içinde hiç istemediği sayısızca işte çalışması ve ucuz otel odalarında sayısız gün geçirdikten sonra Jann'ı yitirmesi özet olarak geçilebilir. Ama benim bu kitapta asıl dikkatimi çeken chinaski'nin hayat karşısında ki umursamaz tavrı, çünkü o boş verdiği ve içtiği kadar bukowski'dir. O asla bir kalıba sığmamış, hayatı hep olması gerektiğinden çok daha sağlam bir boşvermişlikle yaşamıştır. Okuyacak olan arkadaşlara iyi okumalar diliyorum.
158 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Alışılmışın dışında yaşam tarzıyla yeraltı edebiyatını gerçek olaylara dayalı anlatılarla kaleme alması, Bukowski'yi değerli bir yazar kıldı benim gözümde. Okuyanların birçoğu olumsuz yorumlarda bulunmuş, yaşam tarzını benimsememiş ve ona tercih ettiği yaşam yüzünden pislik muamelesi yapmış olsa da gerçekleri tokat gibi yüzümüze çarpan bu eserde herkesin isteyip de çok az kişinin cesaret edebileceği bir hayat saklı.
158 syf.
·Beğendi·6/10
Şimdi çoğu kişi, bu kitabı okurken ya da okuduktan sonra acaba neden bu kitabı okuyarak zaman kaybettim gibi bir algıya düşebilir. Kitabın ağır dili her anlamda(argo ve edebi lisan) bunu düşündürtsede bana göre Charles bukowski tarzını ve tavrını anlamayanlar, anlamayacaklardır zaten. Çünkü Bukowski dünyası kendi çapında bir dünya, herkesin dünyasına biraz dokunan Bu kitabı da anlayabilmek için öncelikle yazarın "Ekmek Arası" kitabını okumak gerekiyor. Çünkü yazarın otobiyografisi o kitaptan itibaren başlıyor...Ben çok şey buldum her kitabında, anlamak ve bulmak isteyene de kolay gelsin.. İyi okumalar
158 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Hayatımda bu kadar manasız ve amaçsız bir kitap okumadım. Sayfa sayısı az olduğu için bitirdim, yarım bırakmak istemedim. Acaba yazar ne anlatmak istedi de ben anlayamadım, ne amaçla yazıldı da ben o amaca ulaşamadım.
158 syf.
·2 günde
Bukowski'nin en karakteristik kitabı diyorum. Yok böyle bir üslup. Kitabın yarısında "ben buna para mı verdim?" ya da "keşke başka kitabını alsaymışım" diyeceğinizi garantiliyorum. Ve buna rağmen bir umutla okumaya devam edeceğinizi. Doğruya doğru bazı yerlerinde kahkaha atmadım değil.

- Spoiler -
Bukowski, daha doğrusu kitaptaki adıyla Henry Chinaski. Her gün sayısız kez iş başvurusunda bulunur, girdiği işte en fazla 3 ay (hafta da olabilir) çalışır, at yarışı oynar, kadınlarla gönül eğlendirir, o bardan bu bara gider, günde 1 damacana viski votka götürür, ne gariptir ki kitap boyunca parasızlıktan yakınıp viskiyi votkayı alacak para bulur. Ve kısır döngü. Son olarak favori alıntımı bırakmasam olmaz.

"Hayata mutlu olmaya gelmediğini kabul ettiğinde mutlu olmaya başlıyorsun."
158 syf.
·3 günde·7/10
Başlamadan önce biraz tedirgin olsam da okuduktan sonra kitabı genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.Okuduğum ilk Charles Bukowski kitabıydı ve bundan sonra da okurum gibi geliyor. Kitapta Henry Chinaski'nin(Ki kendisi aslında Charles Bukowski olur) iki yıl gazetecilik okuduktan sonra bölümü bırakmasıyla asıl hayatı başlar. Babasıyla zıt düşünceler taşımalarından dolayı hayat felsefesi olarak aylaklığı seçer.Neden bilmiyorum ama kitabı okurken karakterin hep göründüğü kişiden farklı olma isteğini hissettim.Yazar olmayı gerçekten istemesi ve bunun için uğraşması kitapta beni gerçekten şaşırtan bir kısımdı kendisinin umursamazlığına alışmıştım gerçekten.Kitapta bolca argo olması veya seks ve alkolün üzerinde fazlaca durulması beni rahatsız etmedi.İnsanların yaparken sakladıkları ama başkalarında yargıladıkları şeyleri Henry'nin açıkça göstermesi aslında gerçekten eğlenceliydi okurken.Sürekli iş ve çevre değiştirmesi kitabın bir yerinde beni sıksa da hiçbir şeyi dert etmemesi ve tasasız yaşaması beni çok kıskandırdı galiba okuduğum bölümden dolayı yaşadığı hayat bana renkli geldi.Kitabın sonunu daha farklı hayal etsemde kitabın akışına uygun bir sondu.
158 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap, Charles Bukowski'den okuduğum ilk kitaptı. Öncelikle çok beğendiğimi söylemeliyim. Anlatım şekli çok sade fakat verdiği mesajlar bu sadeliğin yanında çok değerli. Kitap size bütün kolaylığıyla fikirlerini sunmuyor, onu metinde herhangi bir yere koyup, sizin o mesajı almanızı bekliyor. Ki kitabı da güzel yapan şeylerden biri de bu.

Yeraltı edebiyatına hiç giriş yapmadıysanız, Charles Bukowski ile giriş yapmanız iyi bir tercih olabilir.

Latince olan "Factotum" kelimesinin anlamı: "Tüm niteliksiz işleri yapan, ayakçı." Kitapta Bukowski gençliğinde yaptığı tüm niteliksiz işleri ve yaşadığı olayları anlatıyor. Bazen bunu niye anlatıyor ki diyebilirsiniz fakat metnin içindeki iğneleyici, eleştirel ve kimi zaman da gülünç mesajları çıkarırsanız çok keyifleniyorsunuz. Dramatize edilmemiş ve hatta dümdüz yüzünüze çarpılan acı gerçekler oldukça etkileyici. İnsanların pis hayatlarını Bukowski'nin farklı bakış açısından görmek güzel bir deneyimdi.

İyi okumalar dilerim...
İki yıl üniversiteye devam ettim ben,
çöpçü olmanın aranan şartlarından biri mi bu ?
"Hiç aşık oldun mu?"
"Aşk gerçek insanlar içindir."
"Sen de gerçek gibisin."
"Gerçek insanlardan hoşlanmam."
"Hoşlanmaz mısın?"
"Nefret ederim onlardan."
"Şimdi hasta mısın?"
"Hayır."
"Nedir problemin peki?"
"İnsanlardan hoşlanmıyorum."
Charles Bukowski
Sayfa 45 - Metis Yayınları - 9. Baskı - Çev. Avi Pardo
Yalnızlıkla beslenen biriydim;
yalnızlığımı alırsanız yemeğimi ve suyumu almış kadar olursunuz.
Yalnız kalamadı­ğım her gün gücümden bir şeyler alıp götürür.
"Sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan firla, giyin, zorla bir şeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Factotum
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420549
Kitabın türü:
Çeviri:
Avı Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Zengin olmayı düşleyen yoksul ve despot bir babanın cehenneme çevirdiği ergenlik döneminden sonra iki yıl Los Angeles Üniversitesi´nde gazetecilik bölümüne devam eden Charles Bukowski (Henry Chinaski) kararını verir. Babası gibi biri zengin olmak istediğine göre, o tersini isteyecektir. Aylaklığı. Ancak erken yaşta saptadığı bir hedefi vardır. Yazar olmak. 
Mukavva bavulunu alıp yola düştüğünde yirmi iki yaşındadır. Ucuz pansiyon odalarında sefaletle boğuşup yazmaya çalışırken kendine gerçek bir dost edinmiştir. Alkol. 
Bar Sineği filminde beş günlük bir kesitini senaryolaştırdığı bu dönem yaklaşık on yıl sürer. Eyalet eyalet dolaşıp, pansiyon kirası ve içki giderlerini karşılamak için sayısız ikinci, hatta üçüncü sınıf işlere girip çıkar. Bukowski roman, öykü ve şiirlerinde sık sık özlemle söz ettiği bu dönemi anlatırken mizahının ve onu çağdaş Amerikan edebiyatının önde gelen yazarlarından biri yapan eşsiz yalınlığının doruğundadır.

Kitabı okuyanlar 782 okur

  • Ebru Baltaşı
  • AKDAĞ
  • H.Başar Güven
  • Özgür İnci
  • Özlem Kayir
  • sadık amed aksel
  • Taha Yasin SARI
  • Fun Bay
  • Queequeg
  • Enes Taşdelen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%2.7
18-24 Yaş
%24.7
25-34 Yaş
%35.3
35-44 Yaş
%28
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%32.5
Erkek
%67.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26 (66)
9
%18.1 (46)
8
%23.6 (60)
7
%14.6 (37)
6
%9.4 (24)
5
%3.9 (10)
4
%1.6 (4)
3
%1.2 (3)
2
%0.8 (2)
1
%0.8 (2)