Toza Sor (Arthur Bandini Destanı #3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
24bin
Gösterim
Adı:
Toza Sor
Alt başlık:
Arthur Bandini Destanı #3
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441068
Orijinal adı:
Ask The Dust
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Yayınları
Baskılar:
Toza Sor
Tozdan Soruş
Bukowski'nin "Benim Tanrımdı" dediği yazarın başyapıtı...

Charles Bukowski gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen kitaplarını keşfettiği Fante'yi hiç unutmamış. Tanınmış bir yazar olunca, Fante'yi keşfinden 39 yıl sonra, 80'li yıllarda, kitaplarını basan yayınevine önermiş. Fante hayattayken kitaplarının yeniden basıldığını görmüş.

Charles Bukowski, "Fante benim Tanrı'mdı" diyor Toza Sor'un önsözünde. John Fante gerçekten de iyi bir yazar. Kendi yaşamından yola çıkarak yazıyor eserlerini. Toza Sor'da yazarlık yaşamının, gençliğinin ilk yıllarını anlattığı dörtlemesinin en tanınmış romanı. Çölde bir toz bulutuna kapılıp giden muhteşem bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Toza Sor'u okuduğunuzda gerçekçi anlatımı sizleri de etkileyecek ve Bukowski'ye hak vereceksiniz.
160 syf.
·1 günde·9/10 puan
John Fante kimdir?

Ki! ben çok geç tanıdım.

Keşke daha önce de bilseydim diyorum.

*En sevdiğim yazarlar arasında şimdiden büyük bir şerefle yerini aldı. Diğer bütün kitaplarını keyifle okuyacağımdan hiç kuşkum yok.*


8 Nisan 1909 yılında Denver, Colorado'da doğan John Fante, İtalyan asıllı romancı, kısa hikaye yazarı ve senaristtir. Colorado Üniversitesine kayıt yaptıran yazar eğitimini tamamlayamamıştır. 20 yaşında okuldan ayrıldıktan sonra 1978 yılında babasının onları terk etmesinin ardından Kaliforniya'ya bir balık fabrikasında çalışmaya gitmiştir.

Kısa bir süre sonra annesini de yanına aldıran John Fante, boş zamanlarında sürekli okuyarak hikayeler yazmaya başlamıştır. 1933 yılında ilk romanı olan Los Angeles Yolunu bitirmiştir. 1938 yılında ilk romanı yayımlanmıştır.

Daha sonra Hollywood'a doğru kaymaya başlayan yazar ünlü yönetmenlerle ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaştı ve evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu kitabı ile tekrar döndü ama eski hırçın halini biraz geride bırakmıştı.

John Fante, 1955 yılında şeker hastası olduğunu öğrendi ve iki bacağı kesildi, kör oldu. Son romanı olan Bunker Tepesi Düşleri adlı eseri karısına söyledi ve o yazdı. 1982 yılında kitap yayınlandı ve ertesi yıl yazar hayatını kaybetti.

Kitap:::

Los Angeles’ta bir otelde yaşayan Arturo yirmi yaşında, hala göçmen olmanın ezikliği içerisinde kendisinden utanan genç bir adamdır. Yazar olma hayaliyle yaşayan, bu hayal dışında hiçbir düşüncesi olmayan Arturo, hayatını yokluk içerisinde geçirmektedir. Kirasını ödemekte zorlanması, çoğu zaman meyve harici yiyecek herhangi bir şey alamaması, sütün varlığının hayaliyle bile kendinden geçmesi bize onun nasıl bir sefillik içerisinde olduğuna dair ipuçları vermektedir.

Yazmış olduğu “Minik Köpek Güldü” isimli öyküsü bir dergide yayımlanmış olduğu için geleceğe dair yazarlık adına büyük umutları vardır. Çevresinde doğru dürüst kimse okumamış olsa bile, yayımlanmış olan öyküsü onun için bir gurur kaynağıdır. Bazı zamanlar ise öyküsünün hiçbir anlam ifade etmediğini düşünerek ümitsizliğe düşmektedir.


Buna rağmen öyküsünü yayınlayan derginin sahibi Hackmuth’a düzenli olarak mektup yazmaktadır. Bir sohbet içerisinde yazılmış olan bu mektuplar Arturo’nun iç dünyasının bir yansımasıdır. Yeni yazdığı yazıları da bu mektuplarla birlikte gönderen Arturo, kısa da olsa Hackmuth’tan cevap almaktadır.

Her ne kadar Tanrıya inanmadığını her fırsatta belirttse de Arturo, bazı bazı kendiyle çelişmektedir. Bunda çocukluğundan gelen alışkanlıkların ve inancın büyük yeri vardır. Günah işlediği bir gün Tanrı’nın tüm şehri depremle cezalandırdığını ve her yerin toza büründüğünü düşünebilecek kadar da şaşkındır. Tozdan gelip toza gideceğimizi düşünen Arturo’nun üzerinde bu depremin yıkıcı etkileri olmuştur.

“Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche’yi okudun mu? Ne kitap! Ulu Tanrım, sana karşı dürüst olacağım. Bir teklifte bulunacağım sana. Benden büyük bir yazar yarat kiliseye döneyim. Ve lütfen Tanrım, bir ricam daha olacak: annemi mutlu kıl. İhtiyar o kadar önemli değil, onun şarabı var ve sıhhati yerinde, ama annem her şeye kaygılanır. Amin."

Bu denli yoksulluk içinde yazma mücadelesi veren Arturo, ara ara eline geçen yüklü miktarda paraları harcama konusunda oldukça cömerttir. Üzerinde para olduğu vakit kendisini bir ilah gibi güçlü görür ve kazandığı paranın devamının geleceği inancını yüreğinde hep taşır. Kendini en zengin hissettiği anlarda bile kadınlara karşı çekingen ve güvensizdir.

Bir gün Camilla Lopez isimli Meksikalı bir garson kızla tanışır. Küçüklüğünde İtalyan kökenli bir göçmen olduğu için Amerika’da dışlanan ve bunun buhranını yaşayan Arturo, genç kızın Meksikalı oluşuyla dalga geçmektedir. O dönem Meksikalı olmanın hor görüldüğünü düşünürsek, Arturo en çok canını yakmış olan durumun aynısını en çok sevdiği kıza da yaşatmıştır.

Kadınlarla arasının hiç iyi olmadığını düşünürsek, Camilla ile arasında da gelgitler olduğunu ifade edebiliriz. Birbirlerine bir o kadar yakın olan bu iki kişi aynı zamanda birbirlerinden çok uzaktır. Aşk acısı içinde kıvranan Arturo, kendi yaşam mücadelesini unutur ve Camilla’nın yaşam mücadelesi için uğraş verir.

"Uzun parmaklarını aç ve yorgun ruhumu geri ver. Ağzınla öp beni çünkü açım Meksika ekmeğine. Burun deliklerime yitik kentlerin kokusunu üfle ve ellerim unutulmuş bir güney sahilini andıran beyaz gerdanında ölmeme izin ver. Şu uykusuz gözlerimdeki özlemi al ve bir güz tarlasında uçuşan kırlangıçları besle onunla çünkü seni seviyorum, Camilia, ve adın dönmeyen sevgilisi için son nefesini verirken gülümseyen cesur prensesin adı kadar kutsal.."


-Kaygı beyaz saç demektir.

-Senden önce babanın aklından geçen düşünceler bunlar; sırtına kırbaç vursalar, beynini dağlasalar da senin suçun değil bu kafandan geçen; yoksul doğdun, yoksul bir köylü çocuğusun, seni günah işlemeye iten: Yoksulluk.

-Ayakkabıları varımdan yoğumdan daha değerli kadınları arzuladım.

-Ulu Tanrım, sana karşı dürüst olacağım. Bir teklifte bulunacağım sana. Benden büyük bir yazar yarat kiliseye döneyim.

-Ağlayan kapıyı kapatıp basamaklarda durdum, sis beyaz bir hayvan gibi sarmıştı her yeri. Sisin ağır sessizliğinde bütün sesler hızlı ve net yayılıyordu ve duyduğum ses topuk sesleriydi. Bir kız belirdi.

-(Fahişe) ...nefesindeki şarap kokusu, sevecenliğinin altında yatan riyakarlık, gözlerindeki para açlığı.
...benden daha temizsin yine de, beynini satmıyorsun, acınası tenini sadece.

-Zor günler...yatakta portakal, öğlen portakal, akşam portakal. Düzinesi beş sent. Gökyüzünde güneş, midemde güneş suyu. Marketin sahibi mermi suratlı Japon, beni görünce kese kağıdına sarılırdı. Cömert adamdı, beş sente onbeş, bazen yirmi portakal verirdi bana.

...Dünyada beni seven bir şey olsaydı, tek bir şey, bir böcek, bir fare hatta, ama o da mazide kalmıştı; ona sunabileceğim en iyi şeyin portakal kabuğu olduğunu anlayınca Pedro (fare) bile terk etmişti beni.

-...hırsızlık yapmak üzereydim, aşağılık bir süt hırsızı olmama az kalmıştı. İşte yazarınız, tek öykülük yazar: Bir hırsız.

-Hemen gelme Camilla; ...bir süre için, açık gözlerle seni düşleyip açlığını çekmek istiyorum.

-Ben bir Amerikalıydım ve bundan gurur duyuyordum.
...(Los Angeles) Biz Amerikalılar kumdan ve kaktüsten bir imparatorluk yaratmıştık.
...(Doğu Amerikalılar) şehirlerinin şık rahatlığını bırakıp güneşin altında ölmeye gelmişlerdi. Ve geldiklerinde başka ve daha büyük hırsızların her şeye el koyduğunu görmüşlerdi, güneş bile onlara aitti.

...Güneş gözlüğünüz ve havalı bir polo gömleğiniz varsa Los Angeles'da polis sizi tutuklamaz. Ama ayakkabılarınız tozlu, kazağınız karlı eyaletlerde giyilen kalın kazaklardansa, yakanıza yapışır.

-Ah Camilla! Colorado'da küçük bir çocukken onlar (İngiliz kökenliler) beni iğrenç isimlerle çağırıp aşağılamışlardı, beni yağlı İtalyan diye çağırmışlar ve yaralamışlardı. O denli yaraladılar ki beni, kitaplara sığındım, içime kapandım, kasabamdan kaçtım ve bazen onları gördüğümde aynı acıyı hissediyorum, o eski yara kanıyor ve burada olmalarından mutluluk duyuyorum, köklerinden kopmuş olmalarından, gaddarlıklarının kurbanları olmalarından, güneşin altında ölüyor olmalarından. Aynı yüzler, aynı asık suratlar, kasabamdan insan manzaraları, hayatlarını güneşle doldurmaya çalışan insanlar.

-İnsanda yüzünü ağrıttığı izlenimi uyandıran bir gülümseme belirdi yüzünde.
...Dünya tozdan geliyordu ve sonunda yine toz olacaktı.



Keyifli okumalar diliyorum...
160 syf.
Bu kitabı kaç kere okudum bilmiyorum. Ama gece gece içimde açıp yeniden okuma hevesi. Fante ile tanışmam Bukowski sayesinde oldu. (Mehmed Uzun u Yaşar Kemal sayesinde tanıdığım gibi) Bukowski Fante den " Tanrım " diye bahseder ve başucu yazarıdır. Tabi durum böyle olunca okunmalı Fante diyorsunuz. Okuduğum ilk kitabı. Arturo Bandini büyük bir yazar olmak isteyen egoist ve sefalet içinde çırpınan bir adamdır. Saplantılı ve platonik bir şekilde sevdiği garson kız Camilla da başka birine aşıktır. Okuduğumda kıskanmadım değil hani :) böyle güzel sevebilir, sevilebilir mi insan? İronilerle dolu bazen hüzünlendiren bazen gülümseten ve çoğu zaman sorgulatan bir kitap. Aralarda Bukowski okur gibi hissettim ki zaten kitabın önsözünü yazan Bukowski, Fante den etkilendiğini söylüyor. Bazen de Bandini nin zavallığı ve sefaleti, Knut Hamsun un Açlık kitabını anımsatıyor. Yeraltı edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak anılan Fante, üslup olarak onlardan daha seviyeli. Sürekli küfürler etmiyor. Çok severek okuduğum ve önerebileceğim bir yazar.
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
İlk bakışta kitabın arkasındaki Bukowski 'nin metnini okuyunca abartılı bulmuştum. İlla ki gereğinden fazla anlam yüklenmiştir dedim ama kitabı okuyunca şöyle şekil aldı Bandini ne güzel adamsın Fante sen bu övgüden fazlasını hak ediyorsun. Kendi üslubuna hayranlıkla birlikte kelime seçimlerinin naifliği, içtenliği, çekingenliği, kendinden emin olmaya çalışması hepsi o kadar yerli yerinde ve tam zamanında denk geliyor ki okurken, insan ne zaman başladığını ve ne zaman bitirdiğini anlamakta zorlanıyor. Sade ve umursamaz bir adamın kelimelerinden herkesin hayatında yer alan bilindik senaryoları okuruz aslında. Aşk vardır ama öyle öve öve bitirmez, yine çok sade ve olduğu gibidir. Sınıf ayrımları, insan bakış açıları, yerini bil hadsiz durumları vardır ama yine insanın gözüne soka soka değil de naif bir şekilde işler. Bu durumu kendi de şöyle iletir aslında; herkes sözcük oyunları peşindeydi sanki, süslü cümleler kurup hiçbir şey söylemeyen yazarlar mükemmel addediliyordu. Yazıları beceri, kurnazlık ve biçim karışımıydı ve öğretiliyor, özümseniyor ve okunuyorlardı.
Kendinin de bu kadar farkında olan bir yazara denk gelmek nasıl güzel bir mutluluk.
Bandini tam bir aşk adamı gibi yorumlanmasın aslında, sadece duygusaldır ve fazla düşünür. Düşünmek ve hayal kurmak kendi rutinidir. Bu yüzden de olayları hem kendi içinde hem de yaşarken en ince ayrıntısına kadar düşüne düşüne hareket eder ve hayalleri de her seferinde düşüncelerinin arasına kaynar. Tüm bunlar onun her gününü sıradanlığından, tekdüzeliğinden ve aynılığından çıkaran; aslında aynı şeyler yapılsa da her günün bir öncekinden ne kadar değişik, başka türlü ve potansiyellerle dolu olduğunun idrak edilmesine sebep olur. Kurduğu hiç bir cümle sırıtmaz, sıkmaz adete her kelime de Bandini olursunuz. Aşık olurken de naiftir, aşktan giderken de kendi üslubu ve naifliğiyle gider. Güzel adamdır Bandini. Ben çok sevdim..
160 syf.
·3 günde·10/10 puan
Ah Arturo Bandini ah... Uzun zaman sonra içimde inceleme yazma isteği uyandıran adam... Açıkçası okuduğum kitaplarda böyle özgün karakterler görünce, iyi ki edebiyat var, diyorum. Çünkü yıllarca gezip dolaşsak da böyle özgün bir karakterle karşılaşamayabiliriz. İşte yazarımız John Fante, bize öyle özgün bir karakter sunmuş ki, resmen bizlere "Hanımların dikkatine! Overlok makinesi ayağınıza geldi." diyor...

Daha önce de bazı kitapları okuduktan sonra belirtmiştim: Bazı kitaplar var ki, kitabın içerisindeki ana karakter öylesine baskın bir karakter ortaya koyuyor ki, kitabın konusu artık tamamen ikinci planda kalıyor. Tabii bu durumda kitabı anlamak için de karakteri anlamak ve analiz etmek gerekiyor. Tıpkı Albert Camus'nün Yabancı kitabındaki Meursault veya Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabındaki Bay C gibi...

İşte Arturo Bandini de öyle bir karakter. Günlerce üzerine konuşulabilecek, belki münazara konusu dahi yapılabilecek bir karakter. Ondan biraz bahsetmek gerekirse;

- Genellikle portakalla beslenir ve yağlı sütten nefret eder. Bulabilirse bisküvi ile karnını doyurur.

- Ağzı bozuktur.

- Sevdiği kadına (Camilla) deli olur; ama onu aşağılamaktan da ona küfürler savurmaktan da geri durmaz. Sevdiği kadının beresini bütün gece göğsüne bastırarak uyur; ama kadın yatağına çırılçıplak girse bile ona dokunamaz.

- Birkaç gün önce sadece su içerek karnını doyurabiliyorken eline geçen ilk parayı bütün savurganlığı ile harcamaktan çekinmez.

- İnsanla hayvan arasında hiçbir fark gözetmez.

- Hoşlandığı kadının dokunduğu nesneleri alıp öper, bazen yer veya yalar.

- Kendini beğenmiş bir yazardır. En baskın özelliği, sarsılmaz egosudur.

- Tanrı'ya inanır; ama ona küfür etmekten de çekinmez.

İşte böyle acayip biridir Bandini. Bazı kötü özelliklerine karşın kendisini sevdirir. Siz de okursanız kesinlikle Bandini'yi seveceksiniz.

Bu kitap, Charles Bukowski'nin, "Fante benim Tanrı'mdı" cümlesini kurmasına sebebiyet veren kitaptır. Bu söz oldukça meşhurdur. Ayrıca bizzat Bukowski tarafından yazılan kitabın önsözünde, "Fante'nin yazarlığıma ömür boyu sürecek bir etkisi olacaktı." cümlesi de dikkate değer bir cümledir.

Kitapta hem mizah hem de bazı derin acılar iç içe geçirilerek anlatılmış. Okurken zaman zaman derin düşüncelere dalıyorsunuz, zaman zaman da kendinizi gülerken bulabiliyorsunuz. Yazarın yalın ve sade bir anlatım tarzı var. Okurken kitap akıyor resmen, sizi hiç zorlamıyor.

Bu arada yazar John Fante, Arthur Bandini'nin serüvenini 4 kitaplık seri halinde kaleme almış. Toza Sor, serinin üçüncü ve en çok okunan kitabı. Serinin özelliği, herhangi bir sıralama gözetmeksizin de okunabilmesi. Bu sebeple, okurken ben de hiç zorlanmadım; ama serinin diğer kitaplarını da okuyan okurlar, Arthur Bandini'nin nasıl bu karaktere büründüğünün ilk iki kitapla anlaşılabileceğini belirtiyorlar. Yani her şeye rağmen sıralı okumakta fayda var. Serinin diğer kitapları: Bahara Kadar Bekle, Bandini , Los Angeles Yolu ve Bunker Tepesi Düşleri .

Son olarak, kitaptan çok hoşuma giden bir "hayat" tanımını sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Ah, hayat! Buruk ve tatlı trajedi, mahvıma neden olan göz kamaştırıcı orospu! Birkaç günlüğüne sigarayı bıraktım. Yeni bir dua tespihi aldım. Sadaka kutusuna para attım. Acıyordum dünyaya."
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Ağır spoiler içerir...
Hitler’in canı cehenneme!Bandini romanını yazsın yeter...
Polonya zor durumdaymış ona ne?
Bandini romandan para kazansın yeter...
Savaşların, ölümlerin canı cehenneme!
Bandini ünlü olsun yeter...
Romanından başka her şey , herkes, tüm gündem abesle iştigal...
Bandini Nobel alsın yeter...

Ucuz bir taklit...
Ne yazar ne âşık...
Ne balık ne de kuş...
Beş para etmeyen...
Hiçbir işe yaramayan bir yazar müsveddesi Arturo...
Her sözü palavra...
Bütün o nüanslar, muhteşem diyaloglar, parlak şiirsellik hep palavra...
Öfkeyle örselediği sözcükler ve anası peri, babası keşiş bir yalancıdan başkası olmayan Arturo...
Düşük bütçe ile aşk yaşamak ister.
Masrafsız bir sevgili peşinde koşar.
......................
Evet Tanrı’yla başı beladadır hep çünkü Nietzsche’ yi okumuş ve onu öldürmüştür.
Günahkâr Arturo...
Affedilebilir değil ölümcül günahlar işleyip suçunu hem matematiksel hem felsefî hem de psikolojik olarak hesaplayabilen ve bunları inkar etmeyen sefil günahkâr...
Tövbe et Bandini...
Çok geç olmadan tövbe et...
Duaları ağzında toza dönüşen günahkâr...
Dumanlı kentin puslu çocuğu :)) Arturo...
.......................
İster katil ol!
İster barmen!
İster yazar!
Ne olduğunun önemi yok!
Neyin sarhoşusun?
Viskinin mi?
Elemin mi?
Hepimizin ortak kaderi, hepimizin sonu aynı : Ölüm...
O yüzden :
Dua et...
Ayinlere git...
Adaklar ada...
Mum yak...
Ve bir mucize için dua et...
.........................
“Sen bir hiçsin!
Bense bir zamanlar biri olmuş olabilirim. “
Ah hayat!
Buruk ve tatlı trajedi !
Hayata, Tanrı’ya, kaderine isyankâr bu arabesk ruhlu Bandini hayattan ve Tanrı’dan intikamını daktilonun başında kiliseye söverek alır. Bu kara yürekli ve kendini ölümsüz sanan şövalye evrile evrile romanın sonunda herkesin fâni olduğunu kabullenmek zorunda kalır.
..................
“Roman sandığın şey bir gübre yığını olabilir, yakmak gerek.
Onları yazanları da mürekkep ve kalemden ve de daktilodan uzak tutmak şarttır.” diyen
Bandini kendini överken diğer yazmaya çalışanları da aşığalamaktan geri kalmaz!
.................
“Önce ateş et !
Kimi öldürdüğüne sonra bakarsın!”
Eğer hayatın ilkesi bu ise erkeklerin erkek olması için silahını kuşanıp siper alması gerek...
Ama bu denli onursuz erkeği kim ne yapsın?
Yazar olmak, adam olmak, erkek olmak, inançlı olmak, değerli olmak arasında sıkışan bir adamın hikâyesi....
160 syf.
·3 günde·9/10 puan
Kimlik ve kişilik karmaşası içerisinde debelenen bir yazar adayıyla karşı karşıyayız.
Tanıştırayım: İtalyan asıllı Amerikalı Arturo Bandini. Kendisi açlık ve sefalet içerisinde yazar olma yolunda çabalamaktadır.
Tanıdık geldi mi? Evet ben de Martin Eden'e benzettim ilk başladığımda. Ancak Martin Eden'i ne kadar sevdiysem Arturo Bandini'den o derece iğrendim. Neden mi? Öncelikle aşağılık kompleksiyle kendini gerçek Amerikalı sanırken yerli ve gerçek Amerikalı olan arkadaşı Camilla'yı Meksikalı diye aşağılamaya çalışması. Hem de Camilla sevdiği ve aşık olduğu kız olmasına rağmen. Ayrıca yazdığı bir öykü yayımlanır yayımlanmaz hemen havalara girip kendini bir halt sanması da iğrenme sebeplerimden. Ve son olarak Martin Eden'de gördüğüm o asaleti, maalesef Arturo'da göremedim.
Tabi baş karakteri sevmek ya da sevmemek kitabın kalitesini belirlemez. Eser muhteşem konulara değinmekte. İki ana tema etrafında dönmekte olaylar. İlki Arturo ile Camilla arasında tam olarak adını koyamadığım ilişki çıkmazı. Öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki "bu neydi şimdi?" demekten kendimizi alamıyoruz. İkincisi ise Arturo'nun yazar olma çabası. İki konu çok güzel bir şekilde harmanlanarak mükemmel ve akıcı bir dille işlenmiş. Zaten Bukowski, yere göğe sığdıramaz John Fante'yi.
Kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim kitaplar listeni eklenmeyi çoktan hak ediyor
160 syf.
Arturo Bandini...
Yazar olma hayali kuran ve bu yolda ilerleyen, para sıkıntısı çeken ama aynı zamanda eline para geçtiği anda gereksiz yere harcayıp hemen bitiren adam.
Hayvanlarla insanlar arasında hiçbir fark gözetmeyen, yemeye yiyeceği olmadığı zamanlarda bile odasındaki fareleri portakal kabuklarıyla besleyen, ağzı bozuk ama bir o kadar da vicdanlı adam.
Aşık olduğu kadın olan Camilla’ya deli gibi arzu duyan ama yanındayken sevgisini belli edemeyen, utangaç adam.
Camilla başka birine aşık olduğu halde kadına duyduğu aşk uğruna ona her sıkıntılı anında yardım eden, sert ama duygusal bir adam.
Hayatın içinden, gerçek bir karakter. İnişleri, çıkışları, aşkları, zaafları, kibri, vicdanı ve ince mizah anlayışıyla unutulmaz ve özgün bir karakter...
Benim için yeri ayrı olan karakterlerden biri olarak kalacaksın Arturo Bandini!

“Bazen öyle bir mutluluk dalgası kaplıyordu ki içimi ışıklarımı söndürüp ağlıyordum ve içimi tuhaf bir ölüm arzusu kaplıyordu.” (s108)

Kitabı anlatacak olursam bu alıntı yeterli olur desem abartmış olmam. İnsanı duygudan duyguya sürüklüyor. Bazen mutlu, bazen çılgın, bazen sinirli, bazense hüzünlü hissediyorsunuz. Oldukça akıcı ve samimi bir anlatımı var. Kesinlikle öneriyorum ve özellikle yeraltı edebiyatı sevenlerin keyifle okuyacağını düşünüyorum.

“Uzun parmaklarını aç ve yorgun ruhumu geri ver. Ağzınla öp beni çünkü açım Meksika ekmeğine. Burun deliklerime yitik kentlerin kokusunu üfle ve ellerim unutulmuş bir güney sahilini andıran beyaz gerdanında ölmeme izin ver. Şu uykusuz gözlerimdeki özlemi al ve bir güz tarlasında uçuşan kırlangıçları besle onunla çünkü seni seviyorum, Camilla...”
s124
160 syf.
·9 günde·9/10 puan
Ah Arturo Ah..
Kitabi okurken Jack London-Martin Eden animsatmiyor muydu ?

Sen hep yazarlikla ilgilenseydin, kitabi okurken karsimda o rolu canlandiriyor gibiydiler, gözümün önündeyki her sey sanki...

#spoiler

Her seferinde bir daha Camillayi gormeyecegim dese bile ayaklarinin ona gittigini, ne kadar Camilladan kacmaya calissada kendini onun yaninda bulmasi, ve o mutlu olsun diye Sammy ile konusmaya calismasi, yazarlik icin yardimda bulunmasi beni bir nebze de olsa kizdirdi. Bir daha gormeyecegim Camillayi dediginde yapabilirsin evet diye kitabi okurken soylendim.. ama Arturo kendine söz geceremiyorken okura nasil sözünü gecirsin ki ?

Aslinda Camilla, Arturoyu sevmeye calisti, Sammy gibi olsun diye de onu atış atmaya getirdi, onun gibi davranmasini bekledi ama Sammy farkliydi, Arturo farkli. Bunu idrak etse bile her morali bozuldugunda Arturonun yanina gitmek istedi, Arturo bunun bilincinde oldugu icin Camillayi hep camda bekledi...

Camilla mutlu olsun diye guzel bir yerde bir sureligine ev tuttu degismesini bekledi ama Camilla hicbir zaman degismezdi, Belki de Arturonun kaderi buydu.. Olmayacak seyleri beklemekti..
160 syf.
·Beğendi
Canın cehenneme Camilla!
Seni unutabilirim...

Dedi ve çarpıldı...:))

Ağzımızdan çıkan sözlerle yüreğimizden gelen seslerin her zaman aynı dili konuşmadığının bir örneğidir Arturo Bandini'nin Camilla'sına duyduğu sevgi...

John Fante bize bu kitapta, gururlu, kırılgan, tatlı sert bir yazar olan Arturo Bandini'nin açlık ve sefaletten geçerek yavaş yavaş yükselişinin ve kalbi başka birine ait olan Meksikalı bir garsona aşık olmasının öyküsünü anlatır...

Aç kaldığı günlerde midesine giren tek şey portakal olmasına rağmen iyi bir yazar olmak uğruna verdiği mücadelede Arturo Bandini, bana göre bir Martin Eden kadar sefalet çekmediyse de Camilla'sına duyduğu karşılıksız aşk ve yaptığı fedakarlıklar sayesinde benden bu kitabıyla geçer not almayı başardı.

Kitabın ilk sayfalarında Camilla'ya davranış biçiminden dolayı ne biçim sevgi bu Bandini diye düşündüğüm anlar olduysa da kitabın sonlarına doğru gösterdiği inceliklerle beni kendine hayran bıraktı.

Bandini ile her ne kadar serinin üçüncü kitabı olan Toza Sor ile tanışmış olsam da, (ki serinin üçüncü kitabı olduğunu da kitabı bitirdikten sonra öğrendim.) okurken hiç zorlandığım veya anlayamadığım bir yer olmadığını söyleyebilirim.

Keyifli okumalar. :)
160 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Spoiler içerebilir...
Charles Bukowski' nin Tanrım dediği yazar John Fante ve favori kitabı olarak nitelendirdiği Toza adlı kitabı.
Charles Bukowski' nin hayatını ve eserlerini incelerken John Fante hakkındaki düşüncelerini okumuştum zaten kitapta önsözü de bulunmakta.
Kitapevine gittiğimde aklıma geldi J. Fante. Sordum var dediler hem de Toza Sor adlı kitabı. Aldım, merak ediyordum yazarı ve kitabını...
Ve bitti bugün. Yazarın yalın ve samimi bir anlatımı var bu yüzden hızla bitiyor kitap ne zaman bitti diyorsunuz....
Kitapta Arturo Bandini' nin yazar olma ve Los Angeles' teki yaşam mücadelesini okuyorsunuz. Tanrı' yı sorgulamasını, kararsızlığını, Camilla' ya karşı duyguyu sevgiyi, nefreti, Vera ile olan ilişkisini ve Long Beach depremi sonrası yaşadığı değişimi...
Güzel bir kitaptı.
Toza Sor' u okumadan önce John Fante' nin "Bahara Kadar Bekle" ve "Los Angeles Yolu"' nu okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar...
160 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Yine harika bir kitaptı...
Yazar olma isteği, egosu, kırılganlığı, zaman zaman Tanrıyla olan savaşı ( kitabın sonlarına doğru tam hissedilir olsa da ) güzel kalbi ile Arturo Bandini...



Tıpkı Oblomov gibi unutulmaz bir karakter olarak hafızamda kalacaksın Bandini



Yazar olma çabası ile yoksul bir hayat yaşarken, bir başkasına saplantılı bir aşk ile bağlı garson bir kıza kaptırır kendini.
Bu sırada yaşananlar öyle ustaca ve akıcı bir dille anlatılıyor ki hem keyifle okuyor hem de gözlerinizin önünde canlandırıyorsunuz...
160 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Los Angeles Yolu - Toza Sor John FANTE


Her şeye ama her şeye (aklınıza ne gelirse) yemeğe,içmeye,Anneye,Kardeşe,Tanrı'ya hatta ve hatta kendisine bile muhalefet,çekimser bir tarafı da yok,kesin ve net.Arturo Bandini karakteri film olmalı ;)


Birde 2. ve 3. kitabı okuduktan sonra nedense aklıma Günday Klasiklerinden biri olan DAHA'dan şu alıntı geldi.Sanırım buraya cuk oturur,tabi bu alıntı bura ile ne alaka derseniz,size sadece bu iki kitabı okuyun ve görün derim.
DAHA-ALINTI;
Ne zaman ki hikâyemi anlatıp susacağım,artık sadece yeni hatalar yapacağım!Zamanı dörtnala koşturacak kadar yabancı hatalar!Duvar saatlerini mıknatısa tutulmuş pusulaya çevirecek kadar bilinmeyen hatalar! Daha önce kimsenin yapmadığı,adını bile duymadığı hatalar!Kayıp bir kıtanın ya da dünya dışı bir hayatın keşfi kadar muhteşem ve tanımlanamayan hatalar!Makineler yapan makineleri yapan insanları yapan makineleri yapan insanlar kadar olağanüstü hatalar!Tanrı’nın icadı kadar dev hatalar!Tanrı’dan sonraki en büyük icat olan karakter kadar öngörülemeyen hatalar!Yeni doğmuş bir bebeğin ilk hatası kadar büyülü, doğmak kadar ölümcül bir hata yapmak!Tek isteğim bu…Belki biraz da morfin sülfat.


Bahara Kadar Bekle Bandini'yi okuyup kendimizce incelemesini sunmuştuk.Bu inceleme de serinin 2. ve 3.kitapları yani Los Angeles Yolu ve Toza Sor kitaplarının ortak başlık altında yapılmasına karar verilmesiyle oluştu(kararı ben verdim :D ).Bilindiği üzere bu seri 5 kitap ancak 5 kitabı birleştirsek anca bir kitap yapar ama hakikaten çok sağlam bir kitap yapar.



2. ve 3. kitapları okuyunca Bukowski'nin Fante'de ne bulduğunu anlayabildim,tabi burada yine kendim için çevirmeni Avi Pardo'yu es geçmeyeceğim ;)




Fante yazım,karakter,olay örgüsü,mekan anlatımı bakımından Yeraltı edebiyatı olarak sınıflandırılır,1.kitap hariç ama o değişik,yani Yeraltı deyince ille de aklıma Bukowski,Palahniuk ve bunların ilahı SADE gelir ki okumanın zevki bir başkadır.



Fante Yeraltı edebiyatı'nda değişik bir kalem,adam yeraltı yazıyor,okuduğunuzda ne okuduğunuzu farkediyorsunuz ama bunu naif bir dille kibarca yapıyor,yani yeraltı yazacağım diye sizi tacizlerin,küfürlerin,lanetlerin içinde boğmuyor,çok güzel bir kalem Fante.



2.Kitap da (Los Angeles Yolu) Arturo Bandini'nin zihnine giriyoruz (şimdi söyleyeceklerim kitap da yok öyle algılama),manyak bir zihin,psikopat,sosyopat ne kadar pat'lı put'lu hastalık varsa çok başarılı bir şekilde beyninde toplamış bir eleman Arturo,1.kitapdan tanıdığımız Arturo yok artık.,bir düşünün zıplayarak yörüngeden çıkıp yer çekimsiz ve havasız bir ortam da intihar edebilirmisiniz?,başkalarının mutsuzluğu sizin mutluluğunuz,bir kaç saat sonrada kederiniz olabilir mi?Yanlızlığınızı kendi sözcüklerinizle nasıl anlatabilirsiniz?Sizi sevmeye çalışan insanları aşağılamak adına kendinizi ne kadar alçaltabilirsiniz ve bunları yaparken ne kadar zevk alabilirsiniz?



Dünya üzerinde yaşayan diğer insanlara ve hayvanlara ne kadar düşmanlık besleyebilir ve onları ne kadar aşağılayabilirsiniz?



2.Kitabı okumak değişik bir deneyim oldu,bu kitap da yeraltı kendini buldu,Arturo ile birlikte düşünemeyeceğim ve hiç tahmin etmediğim kadar eğlenceli saatler geçirdim.Cidden çok hoşlandım,çok sevdim mutlaka okuyun derim.Önce Los Angeles Yolu'nu okursanız,Toza Sor'la nasıl muhteşem bir bütünlük kurduğunu görebilirsiniz ;)



3.Kitaba gelince;işte burada karşınıza çıkıyor ustalık,Bukowski demişti ki'Bir gün kütüphane de elime istemsiz bir kitap aldım(Toza Sor) ve o kitabın ilk sayfaları benim için çılgın bir mucizeydi,çöpte bulunan altın gibi'.Dahası da var ama önsözde ki satırları okura bırakıyorum,detaya girmeyeceğim.



Fante'yi sevdim çok fazlası ile sevdim,kitapları da birer lokma zaten.Bence de Bukowski'nin dediği gibi Fante Yeraltı'nın İlahı!Küfürle,tacizle,tecavüzle işkence ile yeraltı'nı bende yazarım (onlar kadar olmasa da çizerim bişiler ;) ),zor olan Yeraltı'nı Fante gibi yazmak.Yeraltı Edebiyatı okuyan ve hiç okumayıp da okumak isteyen arkadaşlara kesinlikle tavsiyedir.Fante olabilecekten çok daha iyi.



Birde not:Aslında 3.kitabın adı Los Angeles Yolu olmalıymış,neden derseniz kitabı okursanız anlarsınız.


Biraz uzun olacak evet ama mazur görün artık,burada bir insanın bile olsa taptığı bir Tanrı'dan bahsediyoruz o zaman ne yapalım,size birazcıkda Fante'yi tanıtalım,Fante tanınmayı kesinlikle hakediyor.

John FANTE - Kaynak:listelist
------------------------------------------------

İtalyan bir baba ve İtalyan – Amerikalı bir annenin çocuğu olan Fante, 1901 yılında Amerika Colorado’da doğdu.
İş kurma ve zengin olma ümidiyle İtalya’dan Amerika’ya göç eden babası Nick Fante, bir duvar işçisiydi. Babasının iş hayatında bir türlü dikiş tutturamamasından dolayı iki kardeşi ve annesiyle beraber hayatları uzunca bir süre yoksullukla geçti. Koyu bir Katolik anneye sahip olan John, üniversite eğitimi için Colarado Üniversitesi’ne kaydını yaptırdı.



Babasının ailesini başka bir kadın için terk etmesi, hayatının dönüm noktası oldu.
Kendi parasını kazanmak zorundaydı ve üniversiteden ayrılarak Kaliforniya’da balıkçılık yapmaya başladı. Bununla beraber yazarlık serüveni de başlangıcındaydı artık. Vakit buldukça kısa hikayeler yazmaya başlayan Fante’nin yazıları ilk başlarda gereken ilgiyi görmedi.



Yazıları dergilerde yayınlanıp emeğinin meyvelerini toplamaya başladığında 23 yaşına gelmişti.
Yazdığı kısa hikayeler uzun uğraşları sonucunda The Atlantic Montly, Esquire, Harper’s Bazaar dergilerinde yer aldı ilk olarak. 1933 yılında ilk romanı Los Angeles Yolu’nu bitirse de ilk basılan romanı, çocukluk yıllarından bir kesit sunarak yazdığı, yarı otobiyografik eseri Bahara Kadar Bekle Bandini oldu. Bukowski için Henry Chinaski neyse Fante için de Arturo Bandini oydu artık.



Bahara Kadar Bekle Bandini, hem Fante’nin çocukluğu hem de o yıllarda Amerika’ya göç eden İtalyanlar hakkında fikir verir bizlere.
İlk basılan kitabı olduğu için ayrı bir öneme sahip bu kitapta, bir İtalyan göçmeni olan duvar ustası baba, dindar bir anne ve iki kardeşiyle beraber yaşayan Arturo Bandini’nin hikayesini anlatır. Bahara Kadar Bekle Bandini, Los Angeles Yolu, Toza Sor ve Bunker Tepesi Düşleri kitaplarında ana karakter olarak Arturo Bandini’yi görürüz.



Sıra, Bukowski’nin okuduktan sonra kalbinin tam orta yerine yapışan ve Fante ile tanışmasına aracı olan en önemli eseri Toza Sor’a gelir.
Fante, 1939’da Toza Sor’u yazmıştır. Ana karakter, umutsuz, kafası karışık, fakir bir yazar olan Arturo Bandini’dir yine. Bir gün gittiği salaş bir barda Camilla isimli Meksikalı bir garson kızı görür ve aşık olur. Platonik bir aşk ile başlayan hikayede, Bandini’nin aşkın derin sularında boğulduğuna tanıklık edersiniz.



Toza Sor için imkansız bir aşkın romanıdır da denilebilir.
Satırlarında, sevdiği kadınla nasıl iletişim kuracağını bilemeyen ve aynı zamanda büyük bir tutkuyla sevdiği kadına aşk beslerken, kendi egosuna olan aşkından da vazgeçemeyen bir adam vardır.



Bukowski, kütüphanede bir şans eseri denk gelir Toza Sor’a ve okudukça artık o da bir Arturo Bandini olur.
Kitabın yazılmasının üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra bir gün kütüphanede rafların arasında gezinirken eli Toza Sor’a ilişir. Okurken sayfaların arasında kaybolup gittiğini, kısa, sade ve derin cümlelerdeki duygu yükünü hissederken Fante’ye duyacağı hayranlığı ‘’o benim Tanrım’’ diyerek dile getirir. Bukowski, ilk olarak Kadınlar kitabında Fante’den bahsedecek ve daha sonrasında Toza Sor’un ön sözünde ilk okuduğundaki hisleri yer alacaktır.



Fante yıllar içerisinde Gençliğin Şarabı, Hayat Dolu, Üzümün Kardeşliği, Büyük Açlık kitaplarını yazdı.
1955 yılında şeker hastalığı baş gösterdiğinde yazarlığının en verimli zamanındaydı. İlerleyen zamanlarda bu hastalık onun sadece gözlerini almakla kalmayıp daha sonrasında da bacaklarının kesilmesine sebep olacaktı.



Görmeyen gözleri ve olmayan bacakları ise onun son kitabını yazmasına engel değildi.
Eşi Joyce’un da yardımıyla yazarlığa devam eden Fante, son kitabı Bunker Tepesi Düşleri’ni 1982 yılında tamamladı. Hayat Dolu ve Bunker Tepesi Düşleri’nde Fante’nin yazar oluş sürecinden izler görebilirsiniz.



Bir bahar ayında dünyaya gelen Fante, yine bir bahar ayında 8 Mayıs 1983’te hayatını kaybetti.
Ölümünden bir süre önce, geç de olsa Tanrısıyla tanışma imkanına kavuşan Charles Bukowski de son günlerinde ölüme hızla yaklaşan Fante’nin yanında olmuştu. Bukowski, Tanrısına bir borç olarak görüp, ölümünün ardından kitaplarının basılmasına da öncülük etti. 1933 Berbat Bir Yıldı ve Roma’nın Batısı, Fante öldükten sonra yayımlandı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Toza Sor
Alt başlık:
Arthur Bandini Destanı #3
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441068
Orijinal adı:
Ask The Dust
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Yayınları
Baskılar:
Toza Sor
Tozdan Soruş
Bukowski'nin "Benim Tanrımdı" dediği yazarın başyapıtı...

Charles Bukowski gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen kitaplarını keşfettiği Fante'yi hiç unutmamış. Tanınmış bir yazar olunca, Fante'yi keşfinden 39 yıl sonra, 80'li yıllarda, kitaplarını basan yayınevine önermiş. Fante hayattayken kitaplarının yeniden basıldığını görmüş.

Charles Bukowski, "Fante benim Tanrı'mdı" diyor Toza Sor'un önsözünde. John Fante gerçekten de iyi bir yazar. Kendi yaşamından yola çıkarak yazıyor eserlerini. Toza Sor'da yazarlık yaşamının, gençliğinin ilk yıllarını anlattığı dörtlemesinin en tanınmış romanı. Çölde bir toz bulutuna kapılıp giden muhteşem bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Toza Sor'u okuduğunuzda gerçekçi anlatımı sizleri de etkileyecek ve Bukowski'ye hak vereceksiniz.

Kitabı okuyanlar 2.843 okur

  • Devrim Destan Gülgeç
  • Sirius
  • Şevval
  • daral_1988
  • Açelya
  • Agah Beyoğlu
  • Zelal Ak
  • Bilge
  • CEK0
  • seyda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.7
13-17 Yaş
%0.9
18-24 Yaş
%23.3
25-34 Yaş
%42.5
35-44 Yaş
%20.5
45-54 Yaş
%5.5
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%3.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.4
Erkek
%54.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.9 (286)
9
%26.6 (255)
8
%24.9 (239)
7
%12 (115)
6
%4.1 (39)
5
%1.5 (14)
4
%0.5 (5)
3
%0.1 (1)
2
%0.4 (4)
1
%0

Kitabın sıralamaları