John Fante

John Fante

Yazar
8.5/10
1.242 Kişi
·
3.675
Okunma
·
474
Beğeni
·
20779
Gösterim
Adı:
John Fante
Unvan:
İtalyan Asıllı ABD'li Romancı, Kısa Hikâye Yazarı, Senarist
Doğum:
Denver, Colorado, ABD, 8 Nisan 1909
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 8 Mayıs 1983
John Fante (d. 8 Nisan 1909 - ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD'li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist.

Yaşamı

John Fante`nin babası duvar işçisi Nick Fante bir İtalyandı. Yüzyılın başında ABD`ye göç etti. 8 yıl sonra da oğul John dünyaya geldi. Boulder`da yetişti, Colorado Üniversitesi`ne kayıt yaptırdıysa da eğitimini tamamlayamadı, 20 yaşındayken okuldan ayrıldı. 1918`de ABD vatandaşı olan baba Nick Fante, 1929 yılında ailesini terk etti. Babanın da ayrılmasıyla aile gittikçe fakirleşti. John da Kaliforniya`ya gitti, bir balık fabrikasında çalışmaya başladı, kısa bir sonra da annesini de yanına aldırdı.

Balık fabrikasında çalışmaya başlayınca hayatı bir düzene girdi. Boş zamanlarında sürekli okuyan Fante, işçilikten arta kalan zamanlarda sürekli hikâyeler yazmaya başladı. 1933`te ilk romanıLos Angeles Yolunu bitirdi, bu kitapla birlikte aynı zamanda hep başkahraman olarak kalacak Arturo Bandini de doğuyordu. İlk kitabı yayınevlerince provokatif olduğu gerekçesiyle reddedildi. 1938yılında ilk romanı yayımlanabildi, Bahara Dek Bekle, Bandini. 1939 yılında da Charles Bukowski`nin öve öve bitiremediği Toza Sor yayımlandı.

Daha sonra Hollywood`a doğru kaymaya başlayan Bandini, ünlü yönetmenlerle (Orson Welles, Francis Ford Coppola) ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı, evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu`yla geri döndü fakat eski hırçın hali biraz geride kalmış gibi görünüyordu. Hayat Dolu`nun senaryosuyla Oscar`a aday oldu. 1955`te şeker hastası olduğunu öğrendi, giderek sağlığı bozuldu, kör oldu ve iki bacağı kesildi. Son romanını karısına söyledi o yazdı : Bunker Tepesi Düşleri (1982). Ertesi yıl da öldü.

Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante`nin yanında oldu. Black Sparrow Press`e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor`un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000`de John Fante biyografisi "Full of Life: The Biography of John Fante" piyasaya çıktı. 2003`de The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır.
Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche’yi okudun mu? Ne kitap! Ulu tanrım, sana karşı dürüst olacağım. Bir teklifte bulunacağım sana.
Bazen bir fikir zararsızca odada uçuşuverirdi. Minik, beyaz bir kuş gibi. Kötü değildi niyeti. Tek isteği bana yardımcı olmaktı zavallı kuşun.
160 syf.
Bu kitabı kaç kere okudum bilmiyorum. Ama gece gece içimde açıp yeniden okuma hevesi. Fante ile tanışmam Bukowski sayesinde oldu. (Mehmed Uzun u Yaşar Kemal sayesinde tanıdığım gibi) Bukowski Fante den " Tanrım " diye bahseder ve başucu yazarıdır. Tabi durum böyle olunca okunmalı Fante diyorsunuz. Okuduğum ilk kitabı. Arturo Bandini büyük bir yazar olmak isteyen egoist ve sefalet içinde çırpınan bir adamdır. Saplantılı ve platonik bir şekilde sevdiği garson kız Camilla da başka birine aşıktır. Okuduğumda kıskanmadım değil hani :) böyle güzel sevebilir, sevilebilir mi insan? İronilerle dolu bazen hüzünlendiren bazen gülümseten ve çoğu zaman sorgulatan bir kitap. Aralarda Bukowski okur gibi hissettim ki zaten kitabın önsözünü yazan Bukowski, Fante den etkilendiğini söylüyor. Bazen de Bandini nin zavallığı ve sefaleti, Knut Hamsun un Açlık kitabını anımsatıyor. Yeraltı edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak anılan Fante, üslup olarak onlardan daha seviyeli. Sürekli küfürler etmiyor. Çok severek okuduğum ve önerebileceğim bir yazar.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Ağır spoiler içerir...
Hitler’in canı cehenneme!Bandini romanını yazsın yeter...
Polonya zor durumdaymış ona ne?
Bandini romandan para kazansın yeter...
Savaşların, ölümlerin canı cehenneme!
Bandini ünlü olsun yeter...
Romanından başka her şey , herkes, tüm gündem abesle iştigal...
Bandini Nobel alsın yeter...

Ucuz bir taklit...
Ne yazar ne âşık...
Ne balık ne de kuş...
Beş para etmeyen...
Hiçbir işe yaramayan bir yazar müsveddesi Arturo...
Her sözü palavra...
Bütün o nüanslar, muhteşem diyaloglar, parlak şiirsellik hep palavra...
Öfkeyle örselediği sözcükler ve anası peri, babası keşiş bir yalancıdan başkası olmayan Arturo...
Düşük bütçe ile aşk yaşamak ister.
Masrafsız bir sevgili peşinde koşar.
......................
Evet Tanrı’yla başı beladadır hep çünkü Nietzsche’ yi okumuş ve onu öldürmüştür.
Günahkâr Arturo...
Affedilebilir değil ölümcül günahlar işleyip suçunu hem matematiksel hem felsefî hem de psikolojik olarak hesaplayabilen ve bunları inkar etmeyen sefil günahkâr...
Tövbe et Bandini...
Çok geç olmadan tövbe et...
Duaları ağzında toza dönüşen günahkâr...
Dumanlı kentin puslu çocuğu :)) Arturo...
.......................
İster katil ol!
İster barmen!
İster yazar!
Ne olduğunun önemi yok!
Neyin sarhoşusun?
Viskinin mi?
Elemin mi?
Hepimizin ortak kaderi, hepimizin sonu aynı : Ölüm...
O yüzden :
Dua et...
Ayinlere git...
Adaklar ada...
Mum yak...
Ve bir mucize için dua et...
.........................
“Sen bir hiçsin!
Bense bir zamanlar biri olmuş olabilirim. “
Ah hayat!
Buruk ve tatlı trajedi !
Hayata, Tanrı’ya, kaderine isyankâr bu arabesk ruhlu Bandini hayattan ve Tanrı’dan intikamını daktilonun başında kiliseye söverek alır. Bu kara yürekli ve kendini ölümsüz sanan şövalye evrile evrile romanın sonunda herkesin fâni olduğunu kabullenmek zorunda kalır.
..................
“Roman sandığın şey bir gübre yığını olabilir, yakmak gerek.
Onları yazanları da mürekkep ve kalemden ve de daktilodan uzak tutmak şarttır.” diyen
Bandini kendini överken diğer yazmaya çalışanları da aşığalamaktan geri kalmaz!
.................
“Önce ateş et !
Kimi öldürdüğüne sonra bakarsın!”
Eğer hayatın ilkesi bu ise erkeklerin erkek olması için silahını kuşanıp siper alması gerek...
Ama bu denli onursuz erkeği kim ne yapsın?
Yazar olmak, adam olmak, erkek olmak, inançlı olmak, değerli olmak arasında sıkışan bir adamın hikâyesi....
108 syf.
Kitabın ismini görünce tarihi ve o tarihte yaşanmış acıları okuyacağımı düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Kitap fakir bir duvar ustasının oğlu olan Dominic Molise yi ve onun mücadelesini, aşkını anlatıyor. Büyük bir beyzbol oyuncusu olmak isteyen kahramanımız çok iyi bir solak atıcıdır. John Fante nin daha önce Toza Sor kitabını okumuştum. Kitabın önsözünde Bukowski nin Fante için tanrım demesi çok ilgimi çekmişti. Bu yüzden bu adamı okumalıyım dedim. Kitap çok akıcı ilerliyor. Aşkı bu kadar güzel anlatan, yaşatan bir kitap henüz okumadım. Gerçekten yazar sanki onları birebir yaşayıp, okuyucusuna yaşatmış. Bence okunmaya değer bir kitap...
160 syf.
·Beğendi
Canın cehenneme Camilla!
Seni unutabilirim...

Dedi ve çarpıldı...:))

Ağzımızdan çıkan sözlerle yüreğimizden gelen seslerin her zaman aynı dili konuşmadığının bir örneğidir Arturo Bandini'nin Camilla'sına duyduğu sevgi...

John Fante bize bu kitapta, gururlu, kırılgan, tatlı sert bir yazar olan Arturo Bandini'nin açlık ve sefaletten geçerek yavaş yavaş yükselişinin ve kalbi başka birine ait olan Meksikalı bir garsona aşık olmasının öyküsünü anlatır...

Aç kaldığı günlerde midesine giren tek şey portakal olmasına rağmen iyi bir yazar olmak uğruna verdiği mücadelede Arturo Bandini, bana göre bir Martin Eden kadar sefalet çekmediyse de Camilla'sına duyduğu karşılıksız aşk ve yaptığı fedakarlıklar sayesinde benden bu kitabıyla geçer not almayı başardı.

Kitabın ilk sayfalarında Camilla'ya davranış biçiminden dolayı ne biçim sevgi bu Bandini diye düşündüğüm anlar olduysa da kitabın sonlarına doğru gösterdiği inceliklerle beni kendine hayran bıraktı.

Bandini ile her ne kadar serinin üçüncü kitabı olan Toza Sor ile tanışmış olsam da, (ki serinin üçüncü kitabı olduğunu da kitabı bitirdikten sonra öğrendim.) okurken hiç zorlandığım veya anlayamadığım bir yer olmadığını söyleyebilirim.

Keyifli okumalar. :)
108 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
John Fante'nin okuduğum ilk kitabı. Çok büyük bir beklenti içinde okumadım. Çünkü öncelikli amacım sadece yazarı tanımaktı. Kısa bir kitap olması sebebiyle de tercihimi bu kitabından yana yaptım. Beğendim mi ? Evet beğendim.

Kitapta yazar bize , büyük buhran döneminde babası aylardır işsiz olan 17 yaşındaki bir gencin, içinde bulunduğu yoksulluk ve zor şartlardan kurtulma çabalarını anlatıyor. Hikayeyi kendi ağzından dinlediğimiz genç, iyi bir beyzbol oyuncusudur ve kurtuluşunu da beyzbolda görmektedir.

Yazarın diğer kitaplarının nasıl olduğunu bilmiyorum ama bu kitabında , 17 yaşındaki bir gencin bütün özelliklerini bize başarıyla yansıtıyor. Kitaptaki anlatım tarzı ise tamamen gencin yaşına uygun olarak yapılmış olup, herhangi bir edebi süsleme duygusallık gibi yan özellikler katılmamıştır. Olaylar, gencin ağzından tamamen olağan bir şekilde tüm doğallığıyla, adeta bodoslama denen bir tabirle dümdüz ve biraz da trajikomik bir şekilde anlatılmaktadır.

Kitapta harika bir akıcılık ve sürükleyicilik mevcut. Ben kitabı okuduğum gün resmi tatildi. Sabah erken kalkmıştım, kendime bir kahve yaparak kitabı elime alıp balkonda okumaya başladım. Yüz sayfa civarında olan bu kitabı bitirdiğimde kahvem daha bitmemişti. Yani bu derece sürükleyici ve akıcı bir kitap.

Yazarın diğer kitaplarındaki uslubu nasıl bilemiyorum ama buradaki yazım ve anlatım şekli bana çok farklı geldi. Önceden de söylediğim gibi beğendim ve yazarın başka kitaplarını da okumak istiyorum. Hangisini öncelikli olarak okumam konusunda da John Fante okumayı seven arkadaşlar öneride bulunurlarsa memnun olurum.

Sonuç olarak söylemek gerekirse : Ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
176 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Vız gelirsin kış!
Sıfıra düşsün ısı!
Donsun her yer...
Kara gömülsün kasaba...
.........
Kış....
Kasım ayı...Yakında kar yağacak...
Ve sizler, şu an sosyal medyada bu incelemeyi okuyorsanız şayet :)) internet faturanızı ödeyecek paranız, bir akıllı cep telefonunuz ya da bilgisayarınız var...
Hayata elektrikle bağlısınız ... :))
Şu an elektrik bağlantınız kesilse hepiniz anında kopacaksınız bu sahte dünyadan! :))
Ama karnınız tok, muhtemelen çay ve kahveniz elinizde ve kombiniz 40 ile 45 arasına ayarlı...
“Coğrafya kaderdir.” İbn- i Haldun’un zamanları aşan bu cümlesi romanın atmosferinin belirleyiciliğini vurguluyor...
Romanda mevsim kış...
Ayaz...
Buz...
Baba duvar ustası olduğu için harçlar donduğundan kışın para kazanacak bir işi yoktur ve dolayısıyla :
Para yok...
Yakıt az, ısı yok...
Tereyağ ve ekmekten başka yiyecek yok...
Sıcak su yok...
Sabun yok...
Yoksunluk ve yoksulluk en cömert varlık...
.......
Svevo Bandini :
Evli. 3 çocuk babası, 42 yaşında bir İtalya şovenizm tipik örneği.
Maria Bandini:
Amerikan kadınlarına hayran, gururlu ve dindar, hayatının merkezine tespih ve dualarını dizmiş, Hz. Meryem için yaşayan anne...
Arturo Bandini : 14 yaşında , 3 çocuktan en büyüğü ve romanın esas karakteri aslında.
Cennetle cehennem arasında Arafta kalmaya razı; günahlarını ölümcül günah mı, affedilir günah mı olduğunu ölçüp biçmekten,vicdanının terazisinin ayarı hep bozuk. Katolik Kilisesi’nin 10 emrini ezberinden çıkarmaz hiç ve 3. emri en çok ihlal ettiğine inanıp cehennem korkusuyla kavrulur .
Günahlarının hesabını tutmaktan düğüm düğümdür.
En iyi bildiği şey ise Rose’ye olan aşkını sıcak tutmak.
Günahlara mühürlü 14 yıl . :))
Hiç cinayet işlemese de Tanrı’nın gözünde bir caniden farkı olmadığını keşfettiği andan itibaren “ cehennem” den kaçmanın yolunu bulur kendince : Hızlı koşmak . :))
Günah çıkarmaya hep zamanında yetişecek kadar hızlı koşucu olduğunu fark eder.
Tövbekâr Kulübesi’nde diz çöküp tahta paravandan ayrılan bölümde Peder’le konuştuğu her an’ın kendini cennete ne kadar yaklaştırdığını düşünerek sevinir.
Ona göre günahların bağışlanması “ıslık çalmak kadar kolay.” dır.
Annesinin içinde pek çok Tanrı olduğuna inanır. Tespih taneleri kadar kalabalık Tanrı... Anneye uzaktır hep .
Velakin yüreği Akdeniz kanı ile kaynayan fakir ama gururlu, inançlı ama inatçı ama her şeye rağmen umutlu İtalyan babası idolüdür. :))
( Svevo’nun 100 bin dolar karşılığında onurunu satıp satmayacağı konusundaki sorgulayışı ve onurunu seçmesi takdire şayan.)

Akıcı dil, sürükleyici kurgu ile kolay okunan bir kitap.
186 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Yaş 18...
Hani tüm dünya karşındadır...
Ve sen tüm dünyaya, inançlara, insanlara, fikirlere, her şeye, herkese karşısındır...
Dünyaya her dilde söversin...
Çünkü sen muhteşemsindir...
Sen olağanüstüsündür...
Harikulade olan sensindir...
........
Allah insanı iddiasından vurur, der İsmet Özel...
Ve Fante yani Arturo Bandini
“ Bütün organlarımı alabilirsiniz baylar, gözlerimi ve sağ elimi bırakın yeter ki!” sözlerinden sonra gerçek hayatında şeker hastalığından dolayı iki bacağını kestirmek zorunda kalmış, ardından gözlerini de kaybetmiştir.
Tüm bu yazdıkları bir manyağa aittir kendi deyimiyle, bir çılgınlıktır.
Tanrı’yı reddeden Nietzsche, Kant ve Schopenhauer’ ı Tanrı ilan eden , İncil’i lanetleyen, ateist olduğunu haykıran Arturo; yüreğindeki yaralar kanadığında, yalnızlığı bir mezara döndüğünde bağıra bağıra ağlamak ve dua etmek ister.
Dizlerinin üzerine çöker ama dua edemez çünkü kime ve hangi sözcüklerle dua edeceğini unutmuştur.
Ne acıdır Tanrı’nın kapısına gidememek....
Kapıyı çalamamak...
Günahları ile kapıya kadar gidip kapıdan geri dönmek...
..................................
Ruhu hep azapta gezen, kendini dahi ilan eden Arturo’nun tek amacı yazar olmaktır.
Yeter ki yazsın...
Bilmem kaç bin sözcükten oluşan kitabını henüz yazmamıştır ama kitabın adı bellidir : Kaderin Anıtı
Son sözcüğü bellidir : ölüm.
Sonu da bellidir, Arturo kahramanının beynine bir kurşun sıkar.
Kitabın hem yazarı hem anlatıcısı hem kahramanıdır Fante ( Arturo)...
Yazmasa duvar kadar sağır olacaktır , o yüzden yazar Los Angeles Telefon Rehberi kadar ağır ve kalın olan bu kitabı.
Amacı da bellidir Nobel Ödülü’nü almak.
...........................
Tüm bunları yüreğiniz burkularak okuduysanız bu benim kabahatimdir çünkü romanı okurken çok güleceksiniz , mizah yüklü bir kitap ve içinde varoluşçuluk alt metindir, felsefe alt metindir ve her şey yeraltında geçer.
Beklediğimden çok fazlasını buldum kitapta. Şimdi Toza Sor vakti...
160 syf.
·Beğendi·9/10
Enfes bir kitap. Öyle gerçekçi ki sanki her şey gözünüzün önünde olup bitiyor. Her satırda alttan alta kendini hissettiren bir ironi var ve bu ironi, zekice kurgulanmış karşıtlıklarla koşut gidiyor. İçgüdüsel olanın peşinden gitme arzusu; fakat toplumsal mecburiyetlerin ve ekonomik zorlukların ağırlığı iç içe. Arturo Bandini, edebiyat tarihinin en unutulmaz karakterlerinden biri!

Yazarın biyografisi

Adı:
John Fante
Unvan:
İtalyan Asıllı ABD'li Romancı, Kısa Hikâye Yazarı, Senarist
Doğum:
Denver, Colorado, ABD, 8 Nisan 1909
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 8 Mayıs 1983
John Fante (d. 8 Nisan 1909 - ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD'li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist.

Yaşamı

John Fante`nin babası duvar işçisi Nick Fante bir İtalyandı. Yüzyılın başında ABD`ye göç etti. 8 yıl sonra da oğul John dünyaya geldi. Boulder`da yetişti, Colorado Üniversitesi`ne kayıt yaptırdıysa da eğitimini tamamlayamadı, 20 yaşındayken okuldan ayrıldı. 1918`de ABD vatandaşı olan baba Nick Fante, 1929 yılında ailesini terk etti. Babanın da ayrılmasıyla aile gittikçe fakirleşti. John da Kaliforniya`ya gitti, bir balık fabrikasında çalışmaya başladı, kısa bir sonra da annesini de yanına aldırdı.

Balık fabrikasında çalışmaya başlayınca hayatı bir düzene girdi. Boş zamanlarında sürekli okuyan Fante, işçilikten arta kalan zamanlarda sürekli hikâyeler yazmaya başladı. 1933`te ilk romanıLos Angeles Yolunu bitirdi, bu kitapla birlikte aynı zamanda hep başkahraman olarak kalacak Arturo Bandini de doğuyordu. İlk kitabı yayınevlerince provokatif olduğu gerekçesiyle reddedildi. 1938yılında ilk romanı yayımlanabildi, Bahara Dek Bekle, Bandini. 1939 yılında da Charles Bukowski`nin öve öve bitiremediği Toza Sor yayımlandı.

Daha sonra Hollywood`a doğru kaymaya başlayan Bandini, ünlü yönetmenlerle (Orson Welles, Francis Ford Coppola) ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı, evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu`yla geri döndü fakat eski hırçın hali biraz geride kalmış gibi görünüyordu. Hayat Dolu`nun senaryosuyla Oscar`a aday oldu. 1955`te şeker hastası olduğunu öğrendi, giderek sağlığı bozuldu, kör oldu ve iki bacağı kesildi. Son romanını karısına söyledi o yazdı : Bunker Tepesi Düşleri (1982). Ertesi yıl da öldü.

Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante`nin yanında oldu. Black Sparrow Press`e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor`un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000`de John Fante biyografisi "Full of Life: The Biography of John Fante" piyasaya çıktı. 2003`de The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır.

Yazar istatistikleri

  • 474 okur beğendi.
  • 3.675 okur okudu.
  • 54 okur okuyor.
  • 2.334 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları