John Fante

John Fante

Yazar
8.5/10
1.674 Kişi
·
5,2bin
Okunma
·
611
Beğeni
·
24,2bin
Gösterim
Adı:
John Fante
Unvan:
İtalyan Asıllı ABD'li Romancı, Kısa Hikâye Yazarı, Senarist
Doğum:
Denver, Colorado, ABD, 8 Nisan 1909
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 8 Mayıs 1983
John Fante (d. 8 Nisan 1909 - ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD'li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist.

Yaşamı

John Fante`nin babası duvar işçisi Nick Fante bir İtalyandı. Yüzyılın başında ABD`ye göç etti. 8 yıl sonra da oğul John dünyaya geldi. Boulder`da yetişti, Colorado Üniversitesi`ne kayıt yaptırdıysa da eğitimini tamamlayamadı, 20 yaşındayken okuldan ayrıldı. 1918`de ABD vatandaşı olan baba Nick Fante, 1929 yılında ailesini terk etti. Babanın da ayrılmasıyla aile gittikçe fakirleşti. John da Kaliforniya`ya gitti, bir balık fabrikasında çalışmaya başladı, kısa bir sonra da annesini de yanına aldırdı.

Balık fabrikasında çalışmaya başlayınca hayatı bir düzene girdi. Boş zamanlarında sürekli okuyan Fante, işçilikten arta kalan zamanlarda sürekli hikâyeler yazmaya başladı. 1933`te ilk romanıLos Angeles Yolunu bitirdi, bu kitapla birlikte aynı zamanda hep başkahraman olarak kalacak Arturo Bandini de doğuyordu. İlk kitabı yayınevlerince provokatif olduğu gerekçesiyle reddedildi. 1938yılında ilk romanı yayımlanabildi, Bahara Dek Bekle, Bandini. 1939 yılında da Charles Bukowski`nin öve öve bitiremediği Toza Sor yayımlandı.

Daha sonra Hollywood`a doğru kaymaya başlayan Bandini, ünlü yönetmenlerle (Orson Welles, Francis Ford Coppola) ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı, evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu`yla geri döndü fakat eski hırçın hali biraz geride kalmış gibi görünüyordu. Hayat Dolu`nun senaryosuyla Oscar`a aday oldu. 1955`te şeker hastası olduğunu öğrendi, giderek sağlığı bozuldu, kör oldu ve iki bacağı kesildi. Son romanını karısına söyledi o yazdı : Bunker Tepesi Düşleri (1982). Ertesi yıl da öldü.

Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante`nin yanında oldu. Black Sparrow Press`e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor`un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000`de John Fante biyografisi "Full of Life: The Biography of John Fante" piyasaya çıktı. 2003`de The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır.
108 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hasta bir ülkenin kokusu. Sözlerime kulak ver; bir gün bu koku bütün ülkeyi saracak...

Kitabın ismi ve kapağına baktığımda "Allah'ım içim kararacak galiba,çok hüzünlü bir kitap beni bekliyor "diye düşünmüştüm.
Sevgili yazar beni çok güzel yanılttı ve bu yanılgıdan dolayı çok mutluyum.
Umutsuzluğu beklerken sonu olmayan umut okudum.
Dominic Molise çok çok fakir bir ailenin oğlu,çok iyi bir solak atıcı.Tüm umudu ,üçüncü tekil şahıs gibi bahsettiği sol "Kol"u .Bir gün çok ünlü bir beysbolcu olacak ve hem kendisinin hem ailesinin tüm sıkıntıları bitecek.Ne zaman umutsuzluğa kapılsa sol Kol oradadır ve bir gün her şeyi çözecektir.Ailesi tabii ki ayrı dram,oralarda hüznü hissettim,özellikle annesine çok üzüldüm.Aşkını anlattığı bölümlerde çok eğlendim,nasıl umutsuz,nasıl kederli ama öyle aşık ki aşkını anlatışından umutsuzluğu hissedemedim.Çok ince bir kitap zaten,hemen bitiveriyor.Ben çok severek okudum.Beğeneceğinizi düşünüyorum.
160 syf.
Bu kitabı kaç kere okudum bilmiyorum. Ama gece gece içimde açıp yeniden okuma hevesi. Fante ile tanışmam Bukowski sayesinde oldu. (Mehmed Uzun u Yaşar Kemal sayesinde tanıdığım gibi) Bukowski Fante den " Tanrım " diye bahseder ve başucu yazarıdır. Tabi durum böyle olunca okunmalı Fante diyorsunuz. Okuduğum ilk kitabı. Arturo Bandini büyük bir yazar olmak isteyen egoist ve sefalet içinde çırpınan bir adamdır. Saplantılı ve platonik bir şekilde sevdiği garson kız Camilla da başka birine aşıktır. Okuduğumda kıskanmadım değil hani :) böyle güzel sevebilir, sevilebilir mi insan? İronilerle dolu bazen hüzünlendiren bazen gülümseten ve çoğu zaman sorgulatan bir kitap. Aralarda Bukowski okur gibi hissettim ki zaten kitabın önsözünü yazan Bukowski, Fante den etkilendiğini söylüyor. Bazen de Bandini nin zavallığı ve sefaleti, Knut Hamsun un Açlık kitabını anımsatıyor. Yeraltı edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak anılan Fante, üslup olarak onlardan daha seviyeli. Sürekli küfürler etmiyor. Çok severek okuduğum ve önerebileceğim bir yazar.
108 syf.
·4 günde
★Daha önce Fante ile tanıştıysanız ve bu tanışma benim gibi Fante'nin 'Toza Sor' kitabı ile olduysa diğer kitaplarını okumak benim gibiler için büyük bir tutkuya dönüşebiliyor.

★ İnişleriyle, çıkışlarıyla, aşkı kendine özgü ifadesiyle, hüznüyle, inancıyla, sonu gelmeyen hayalleri ve yaşadığı hayal kırıklarıyla bambaşka bir yazar, Fante. Kendine özgü kısa cümleleri, etkileyici üslubu ve ustalıkla kullandığı mizahi dili ile talihsiz, hayallerle yaşayan insanlar dünyasının kapılarını okuyuculara açıyor.

★ Yıl 1933.. Başta Amerika olmak üzere dünyanın geri kalanının ekonomisini de olumsuz etkileyen 'büyük buhran dönemi'nde, İtalya'dan Amerika'ya büyük umutlarla göç etmiş 'bir ev dolusu hayalperest' ile yaşayan Dominic'in kalplere dokunan hikayesini anlatıyor kitap.

★ 'Hayatını istekayla kazanmaya çalışan, işsiz bir duvarcı ustası' baba; 'hayattan yılıp Tanrı'nın, Azize Teresa'nın, Bakire Meryem'in kollarına sığınmış' bir anne; yabancı topraklarda kökleri sarkan, doğduğu toprakları özleyen ve Amerika'dan nefret eden Babaanne Bettina; üç kardeş ve sol kolu ile hayata tutunmaya çalışan 17 yaşındaki Dominic Molise.

" Nedir okuduğun benim bilge ve zeki torunum? Açlığa ve sokaklarda dolanan işsiz adamlara dair bir kitap mı? Babanın yedi aydır işsiz olduğuna dair bir kitap mı, yoksa altın Amerika 'nın zengin vaatleri mi? Amerika, eşitlik ve kardeşlik ülkesi, veba gibi kokan harikulade Amerika." (13)

★ Kitap boyunca aktarılan her şey okuyucuya Dominic'in dilinden, bakış açısından ve aralarda geçen diyologlardan yansır. Kendi kendisiyle konuşan, kendi iç dünyasında hesaplar yaparak, kendine yeni bir dünya yaratmanın hayallerini kuran Dominic ve onun yetenekli 'kol'u geleceğin en büyük bezbolcularından biri olma konusunda kararlı ve inançlıdır. İleride ünlü ve ' Bütün Zamanların En Büyük Solak Atıcısı' olacak, kendisini ve ailesini yaşadığı sefil hayattan kurtaracaktır. Dominic, bu hayaline inanmak zorundadır çünkü hayat, inanç olmadan da yeterince zordur, Dom ve ailesi için.

" Sonra kim olduğumu hatırladım -serserinin teki değildim, Kol 'dum ben, olmazsa olmaz adam, geleceğin en büyük beysbolcularından biri." (62)

★ Amerika'da yoksul bir İtalyan göçmeni olarak büyümenin sancılarını çeken Dominic, babasının onun kaderi için düşündüğü mesleği kabul etmez. Babası gibi bir duvarcı ustası olmayacaktır. Kasabanın zenginlerinden olan Joe Parrish'in oğlu Ken ile büyük liglerde atıcı olmak için Kaliforniya'ya kaçma planları yapacak, gereken parayı bulmak için babasının beton karıştırıcısını gizlice alıp satmaya çalışacaktı ta ki hayalleri, gerçeklerle çarpışana kadar..

" Dön, dedi Kol, ben düşmeden önce döndür şu kamyoneti; dön, eve git, Catalina' yı unut, babanla duvar ör, çukur kaz, berduş ol gerekirse, ama bu günahtan geri dön. » (97)

★ Hayatın imkansızlığından hayallere kaçış, inanca sarılış ve gerçekler karşısında hissedilen çaresizlik... Yaşanılan dönemde insanların hayat mücadelesi, sosyal sınıfların eşitsizliğinin yansıması.. 1933 Berbat Bir Yıldı. Teşekkürler Fante

" .. ağladım babam için, bütün babalar için; oğullar için de, böyle bir zamandan hayatta oldukları için; ve kendim için, çünkü artık Kaliforniya'ya gitmekten başka çarem yoktu; sözüme sahip çıkmak zorundaydım." (107)
160 syf.
·3 günde·10/10 puan
Ah Arturo Bandini ah... Uzun zaman sonra içimde inceleme yazma isteği uyandıran adam... Açıkçası okuduğum kitaplarda böyle özgün karakterler görünce, iyi ki edebiyat var, diyorum. Çünkü yıllarca gezip dolaşsak da böyle özgün bir karakterle karşılaşamayabiliriz. İşte yazarımız John Fante, bize öyle özgün bir karakter sunmuş ki, resmen bizlere "Hanımların dikkatine! Overlok makinesi ayağınıza geldi." diyor...

Daha önce de bazı kitapları okuduktan sonra belirtmiştim: Bazı kitaplar var ki, kitabın içerisindeki ana karakter öylesine baskın bir karakter ortaya koyuyor ki, kitabın konusu artık tamamen ikinci planda kalıyor. Tabii bu durumda kitabı anlamak için de karakteri anlamak ve analiz etmek gerekiyor. Tıpkı Albert Camus'nün Yabancı kitabındaki Meursault veya Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabındaki Bay C gibi...

İşte Arturo Bandini de öyle bir karakter. Günlerce üzerine konuşulabilecek, belki münazara konusu dahi yapılabilecek bir karakter. Ondan biraz bahsetmek gerekirse;

- Genellikle portakalla beslenir ve yağlı sütten nefret eder. Bulabilirse bisküvi ile karnını doyurur.

- Ağzı bozuktur.

- Sevdiği kadına (Camilla) deli olur; ama onu aşağılamaktan da ona küfürler savurmaktan da geri durmaz. Sevdiği kadının beresini bütün gece göğsüne bastırarak uyur; ama kadın yatağına çırılçıplak girse bile ona dokunamaz.

- Birkaç gün önce sadece su içerek karnını doyurabiliyorken eline geçen ilk parayı bütün savurganlığı ile harcamaktan çekinmez.

- İnsanla hayvan arasında hiçbir fark gözetmez.

- Hoşlandığı kadının dokunduğu nesneleri alıp öper, bazen yer veya yalar.

- Kendini beğenmiş bir yazardır. En baskın özelliği, sarsılmaz egosudur.

- Tanrı'ya inanır; ama ona küfür etmekten de çekinmez.

İşte böyle acayip biridir Bandini. Bazı kötü özelliklerine karşın kendisini sevdirir. Siz de okursanız kesinlikle Bandini'yi seveceksiniz.

Bu kitap, Charles Bukowski'nin, "Fante benim Tanrı'mdı" cümlesini kurmasına sebebiyet veren kitaptır. Bu söz oldukça meşhurdur. Ayrıca bizzat Bukowski tarafından yazılan kitabın önsözünde, "Fante'nin yazarlığıma ömür boyu sürecek bir etkisi olacaktı." cümlesi de dikkate değer bir cümledir.

Kitapta hem mizah hem de bazı derin acılar iç içe geçirilerek anlatılmış. Okurken zaman zaman derin düşüncelere dalıyorsunuz, zaman zaman da kendinizi gülerken bulabiliyorsunuz. Yazarın yalın ve sade bir anlatım tarzı var. Okurken kitap akıyor resmen, sizi hiç zorlamıyor.

Bu arada yazar John Fante, Arthur Bandini'nin serüvenini 4 kitaplık seri halinde kaleme almış. Toza Sor, serinin üçüncü ve en çok okunan kitabı. Serinin özelliği, herhangi bir sıralama gözetmeksizin de okunabilmesi. Bu sebeple, okurken ben de hiç zorlanmadım; ama serinin diğer kitaplarını da okuyan okurlar, Arthur Bandini'nin nasıl bu karaktere büründüğünün ilk iki kitapla anlaşılabileceğini belirtiyorlar. Yani her şeye rağmen sıralı okumakta fayda var. Serinin diğer kitapları: Bahara Kadar Bekle, Bandini , Los Angeles Yolu ve Bunker Tepesi Düşleri .

Son olarak, kitaptan çok hoşuma giden bir "hayat" tanımını sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Ah, hayat! Buruk ve tatlı trajedi, mahvıma neden olan göz kamaştırıcı orospu! Birkaç günlüğüne sigarayı bıraktım. Yeni bir dua tespihi aldım. Sadaka kutusuna para attım. Acıyordum dünyaya."
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
İlk bakışta kitabın arkasındaki Bukowski 'nin metnini okuyunca abartılı bulmuştum. İlla ki gereğinden fazla anlam yüklenmiştir dedim ama kitabı okuyunca şöyle şekil aldı Bandini ne güzel adamsın Fante sen bu övgüden fazlasını hak ediyorsun. Kendi üslubuna hayranlıkla birlikte kelime seçimlerinin naifliği, içtenliği, çekingenliği, kendinden emin olmaya çalışması hepsi o kadar yerli yerinde ve tam zamanında denk geliyor ki okurken, insan ne zaman başladığını ve ne zaman bitirdiğini anlamakta zorlanıyor. Sade ve umursamaz bir adamın kelimelerinden herkesin hayatında yer alan bilindik senaryoları okuruz aslında. Aşk vardır ama öyle öve öve bitirmez, yine çok sade ve olduğu gibidir. Sınıf ayrımları, insan bakış açıları, yerini bil hadsiz durumları vardır ama yine insanın gözüne soka soka değil de naif bir şekilde işler. Bu durumu kendi de şöyle iletir aslında; herkes sözcük oyunları peşindeydi sanki, süslü cümleler kurup hiçbir şey söylemeyen yazarlar mükemmel addediliyordu. Yazıları beceri, kurnazlık ve biçim karışımıydı ve öğretiliyor, özümseniyor ve okunuyorlardı.
Kendinin de bu kadar farkında olan bir yazara denk gelmek nasıl güzel bir mutluluk.
Bandini tam bir aşk adamı gibi yorumlanmasın aslında, sadece duygusaldır ve fazla düşünür. Düşünmek ve hayal kurmak kendi rutinidir. Bu yüzden de olayları hem kendi içinde hem de yaşarken en ince ayrıntısına kadar düşüne düşüne hareket eder ve hayalleri de her seferinde düşüncelerinin arasına kaynar. Tüm bunlar onun her gününü sıradanlığından, tekdüzeliğinden ve aynılığından çıkaran; aslında aynı şeyler yapılsa da her günün bir öncekinden ne kadar değişik, başka türlü ve potansiyellerle dolu olduğunun idrak edilmesine sebep olur. Kurduğu hiç bir cümle sırıtmaz, sıkmaz adete her kelime de Bandini olursunuz. Aşık olurken de naiftir, aşktan giderken de kendi üslubu ve naifliğiyle gider. Güzel adamdır Bandini. Ben çok sevdim..
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Ağır spoiler içerir...
Hitler’in canı cehenneme!Bandini romanını yazsın yeter...
Polonya zor durumdaymış ona ne?
Bandini romandan para kazansın yeter...
Savaşların, ölümlerin canı cehenneme!
Bandini ünlü olsun yeter...
Romanından başka her şey , herkes, tüm gündem abesle iştigal...
Bandini Nobel alsın yeter...

Ucuz bir taklit...
Ne yazar ne âşık...
Ne balık ne de kuş...
Beş para etmeyen...
Hiçbir işe yaramayan bir yazar müsveddesi Arturo...
Her sözü palavra...
Bütün o nüanslar, muhteşem diyaloglar, parlak şiirsellik hep palavra...
Öfkeyle örselediği sözcükler ve anası peri, babası keşiş bir yalancıdan başkası olmayan Arturo...
Düşük bütçe ile aşk yaşamak ister.
Masrafsız bir sevgili peşinde koşar.
......................
Evet Tanrı’yla başı beladadır hep çünkü Nietzsche’ yi okumuş ve onu öldürmüştür.
Günahkâr Arturo...
Affedilebilir değil ölümcül günahlar işleyip suçunu hem matematiksel hem felsefî hem de psikolojik olarak hesaplayabilen ve bunları inkar etmeyen sefil günahkâr...
Tövbe et Bandini...
Çok geç olmadan tövbe et...
Duaları ağzında toza dönüşen günahkâr...
Dumanlı kentin puslu çocuğu :)) Arturo...
.......................
İster katil ol!
İster barmen!
İster yazar!
Ne olduğunun önemi yok!
Neyin sarhoşusun?
Viskinin mi?
Elemin mi?
Hepimizin ortak kaderi, hepimizin sonu aynı : Ölüm...
O yüzden :
Dua et...
Ayinlere git...
Adaklar ada...
Mum yak...
Ve bir mucize için dua et...
.........................
“Sen bir hiçsin!
Bense bir zamanlar biri olmuş olabilirim. “
Ah hayat!
Buruk ve tatlı trajedi !
Hayata, Tanrı’ya, kaderine isyankâr bu arabesk ruhlu Bandini hayattan ve Tanrı’dan intikamını daktilonun başında kiliseye söverek alır. Bu kara yürekli ve kendini ölümsüz sanan şövalye evrile evrile romanın sonunda herkesin fâni olduğunu kabullenmek zorunda kalır.
..................
“Roman sandığın şey bir gübre yığını olabilir, yakmak gerek.
Onları yazanları da mürekkep ve kalemden ve de daktilodan uzak tutmak şarttır.” diyen
Bandini kendini överken diğer yazmaya çalışanları da aşığalamaktan geri kalmaz!
.................
“Önce ateş et !
Kimi öldürdüğüne sonra bakarsın!”
Eğer hayatın ilkesi bu ise erkeklerin erkek olması için silahını kuşanıp siper alması gerek...
Ama bu denli onursuz erkeği kim ne yapsın?
Yazar olmak, adam olmak, erkek olmak, inançlı olmak, değerli olmak arasında sıkışan bir adamın hikâyesi....
176 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Vız gelirsin kış!
Sıfıra düşsün ısı!
Donsun her yer...
Kara gömülsün kasaba...
.........
Kış....
Kasım ayı...Yakında kar yağacak...
Ve sizler, şu an sosyal medyada bu incelemeyi okuyorsanız şayet :)) internet faturanızı ödeyecek paranız, bir akıllı cep telefonunuz ya da bilgisayarınız var...
Hayata elektrikle bağlısınız ... :))
Şu an elektrik bağlantınız kesilse hepiniz anında kopacaksınız bu sahte dünyadan! :))
Ama karnınız tok, muhtemelen çay ve kahveniz elinizde ve kombiniz 40 ile 45 arasına ayarlı...
“Coğrafya kaderdir.” İbn- i Haldun’un zamanları aşan bu cümlesi romanın atmosferinin belirleyiciliğini vurguluyor...
Romanda mevsim kış...
Ayaz...
Buz...
Baba duvar ustası olduğu için harçlar donduğundan kışın para kazanacak bir işi yoktur ve dolayısıyla :
Para yok...
Yakıt az, ısı yok...
Tereyağ ve ekmekten başka yiyecek yok...
Sıcak su yok...
Sabun yok...
Yoksunluk ve yoksulluk en cömert varlık...
.......
Svevo Bandini :
Evli. 3 çocuk babası, 42 yaşında bir İtalya şovenizm tipik örneği.
Maria Bandini:
Amerikan kadınlarına hayran, gururlu ve dindar, hayatının merkezine tespih ve dualarını dizmiş, Hz. Meryem için yaşayan anne...
Arturo Bandini : 14 yaşında , 3 çocuktan en büyüğü ve romanın esas karakteri aslında.
Cennetle cehennem arasında Arafta kalmaya razı; günahlarını ölümcül günah mı, affedilir günah mı olduğunu ölçüp biçmekten,vicdanının terazisinin ayarı hep bozuk. Katolik Kilisesi’nin 10 emrini ezberinden çıkarmaz hiç ve 3. emri en çok ihlal ettiğine inanıp cehennem korkusuyla kavrulur .
Günahlarının hesabını tutmaktan düğüm düğümdür.
En iyi bildiği şey ise Rose’ye olan aşkını sıcak tutmak.
Günahlara mühürlü 14 yıl . :))
Hiç cinayet işlemese de Tanrı’nın gözünde bir caniden farkı olmadığını keşfettiği andan itibaren “ cehennem” den kaçmanın yolunu bulur kendince : Hızlı koşmak . :))
Günah çıkarmaya hep zamanında yetişecek kadar hızlı koşucu olduğunu fark eder.
Tövbekâr Kulübesi’nde diz çöküp tahta paravandan ayrılan bölümde Peder’le konuştuğu her an’ın kendini cennete ne kadar yaklaştırdığını düşünerek sevinir.
Ona göre günahların bağışlanması “ıslık çalmak kadar kolay.” dır.
Annesinin içinde pek çok Tanrı olduğuna inanır. Tespih taneleri kadar kalabalık Tanrı... Anneye uzaktır hep .
Velakin yüreği Akdeniz kanı ile kaynayan fakir ama gururlu, inançlı ama inatçı ama her şeye rağmen umutlu İtalyan babası idolüdür. :))
( Svevo’nun 100 bin dolar karşılığında onurunu satıp satmayacağı konusundaki sorgulayışı ve onurunu seçmesi takdire şayan.)

Akıcı dil, sürükleyici kurgu ile kolay okunan bir kitap.
160 syf.
·Beğendi
Canın cehenneme Camilla!
Seni unutabilirim...

Dedi ve çarpıldı...:))

Ağzımızdan çıkan sözlerle yüreğimizden gelen seslerin her zaman aynı dili konuşmadığının bir örneğidir Arturo Bandini'nin Camilla'sına duyduğu sevgi...

John Fante bize bu kitapta, gururlu, kırılgan, tatlı sert bir yazar olan Arturo Bandini'nin açlık ve sefaletten geçerek yavaş yavaş yükselişinin ve kalbi başka birine ait olan Meksikalı bir garsona aşık olmasının öyküsünü anlatır...

Aç kaldığı günlerde midesine giren tek şey portakal olmasına rağmen iyi bir yazar olmak uğruna verdiği mücadelede Arturo Bandini, bana göre bir Martin Eden kadar sefalet çekmediyse de Camilla'sına duyduğu karşılıksız aşk ve yaptığı fedakarlıklar sayesinde benden bu kitabıyla geçer not almayı başardı.

Kitabın ilk sayfalarında Camilla'ya davranış biçiminden dolayı ne biçim sevgi bu Bandini diye düşündüğüm anlar olduysa da kitabın sonlarına doğru gösterdiği inceliklerle beni kendine hayran bıraktı.

Bandini ile her ne kadar serinin üçüncü kitabı olan Toza Sor ile tanışmış olsam da, (ki serinin üçüncü kitabı olduğunu da kitabı bitirdikten sonra öğrendim.) okurken hiç zorlandığım veya anlayamadığım bir yer olmadığını söyleyebilirim.

Keyifli okumalar. :)
108 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
John Fante'nin okuduğum ilk kitabı. Çok büyük bir beklenti içinde okumadım. Çünkü öncelikli amacım sadece yazarı tanımaktı. Kısa bir kitap olması sebebiyle de tercihimi bu kitabından yana yaptım. Beğendim mi ? Evet beğendim.

Kitapta yazar bize , büyük buhran döneminde babası aylardır işsiz olan 17 yaşındaki bir gencin, içinde bulunduğu yoksulluk ve zor şartlardan kurtulma çabalarını anlatıyor. Hikayeyi kendi ağzından dinlediğimiz genç, iyi bir beyzbol oyuncusudur ve kurtuluşunu da beyzbolda görmektedir.

Yazarın diğer kitaplarının nasıl olduğunu bilmiyorum ama bu kitabında , 17 yaşındaki bir gencin bütün özelliklerini bize başarıyla yansıtıyor. Kitaptaki anlatım tarzı ise tamamen gencin yaşına uygun olarak yapılmış olup, herhangi bir edebi süsleme duygusallık gibi yan özellikler katılmamıştır. Olaylar, gencin ağzından tamamen olağan bir şekilde tüm doğallığıyla, adeta bodoslama denen bir tabirle dümdüz ve biraz da trajikomik bir şekilde anlatılmaktadır.

Kitapta harika bir akıcılık ve sürükleyicilik mevcut. Ben kitabı okuduğum gün resmi tatildi. Sabah erken kalkmıştım, kendime bir kahve yaparak kitabı elime alıp balkonda okumaya başladım. Yüz sayfa civarında olan bu kitabı bitirdiğimde kahvem daha bitmemişti. Yani bu derece sürükleyici ve akıcı bir kitap.

Yazarın diğer kitaplarındaki uslubu nasıl bilemiyorum ama buradaki yazım ve anlatım şekli bana çok farklı geldi. Önceden de söylediğim gibi beğendim ve yazarın başka kitaplarını da okumak istiyorum. Hangisini öncelikli olarak okumam konusunda da John Fante okumayı seven arkadaşlar öneride bulunurlarsa memnun olurum.

Sonuç olarak söylemek gerekirse : Ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Fante
Unvan:
İtalyan Asıllı ABD'li Romancı, Kısa Hikâye Yazarı, Senarist
Doğum:
Denver, Colorado, ABD, 8 Nisan 1909
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 8 Mayıs 1983
John Fante (d. 8 Nisan 1909 - ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD'li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist.

Yaşamı

John Fante`nin babası duvar işçisi Nick Fante bir İtalyandı. Yüzyılın başında ABD`ye göç etti. 8 yıl sonra da oğul John dünyaya geldi. Boulder`da yetişti, Colorado Üniversitesi`ne kayıt yaptırdıysa da eğitimini tamamlayamadı, 20 yaşındayken okuldan ayrıldı. 1918`de ABD vatandaşı olan baba Nick Fante, 1929 yılında ailesini terk etti. Babanın da ayrılmasıyla aile gittikçe fakirleşti. John da Kaliforniya`ya gitti, bir balık fabrikasında çalışmaya başladı, kısa bir sonra da annesini de yanına aldırdı.

Balık fabrikasında çalışmaya başlayınca hayatı bir düzene girdi. Boş zamanlarında sürekli okuyan Fante, işçilikten arta kalan zamanlarda sürekli hikâyeler yazmaya başladı. 1933`te ilk romanıLos Angeles Yolunu bitirdi, bu kitapla birlikte aynı zamanda hep başkahraman olarak kalacak Arturo Bandini de doğuyordu. İlk kitabı yayınevlerince provokatif olduğu gerekçesiyle reddedildi. 1938yılında ilk romanı yayımlanabildi, Bahara Dek Bekle, Bandini. 1939 yılında da Charles Bukowski`nin öve öve bitiremediği Toza Sor yayımlandı.

Daha sonra Hollywood`a doğru kaymaya başlayan Bandini, ünlü yönetmenlerle (Orson Welles, Francis Ford Coppola) ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı, evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu`yla geri döndü fakat eski hırçın hali biraz geride kalmış gibi görünüyordu. Hayat Dolu`nun senaryosuyla Oscar`a aday oldu. 1955`te şeker hastası olduğunu öğrendi, giderek sağlığı bozuldu, kör oldu ve iki bacağı kesildi. Son romanını karısına söyledi o yazdı : Bunker Tepesi Düşleri (1982). Ertesi yıl da öldü.

Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante`nin yanında oldu. Black Sparrow Press`e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor`un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000`de John Fante biyografisi "Full of Life: The Biography of John Fante" piyasaya çıktı. 2003`de The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır.

Yazar istatistikleri

  • 611 okur beğendi.
  • 5,2bin okur okudu.
  • 64 okur okuyor.
  • 3.030 okur okuyacak.
  • 38 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları