Charles Bukowski nin Kadınlar kitabını okuduktan sonra tek bir cümle kurabildim arkadaşlar;
“Bu adam ya çok sevilmiş ya da hiç yıkanmamış.”
Kadınlar kitabı, alkolün, seksin ve duvarlara kusulan yalnızlığın karışımından oluşmuş bir hayat manifestosu adeta.
Ana karakter Henry Chinaski (ki Bukowski’nin alter egosu sayılır) kadınların peşinde koşarken, arada bir yazılr yazar, sonra tekrar bir kadının peşine düşer, sonra yazar gibi yapar, ama yine bir kadının peşine düşer. Yani tam anlamıyla bir “koşu bandında aşk ve içki” hikayesi. :D
Kadın bir okur olarak bazen sinirden tırnaklarımı yedim,
bazen de “Yine mi aynı sahne Bukowski? Hani duygu nerede?” diye iç geçirdim!!
Ama bir şekilde elimden bırakamadım… :))
Çünkü dürüst. Çünkü çiğ. Çünkü iç sesimin içip sızmış versiyonu gibi adeta :D
Yani “Kadınlar”, kadın ruhuna dair hiçbir şey söylemiyor ama bir erkek ruhunun ne kadar boş ve savrulmuş olabileceğini tokat gibi suratımıza çarpıyor.
Velhasıl:
Bukowski kadınlara tapmıyor, bence onları tüketiyor arkadaşlar.
Ama dürüstlüğüyle bizi de kendimize bakmaya zorluyor.
Ve evet… Bazı erkekler gerçekten sadece bir karakterin altına saklanmış Henry Chinaski’ler…
İşte o yüzden bu kitabı okurken bir yandan sinirleniyor, bir yandan gülümsüyoruz..
Sonuç olarak Charles Bukowski ”:
“Seninle aynı masada oturmazdım adamım, ama hakkında yine de yazardım….” ;)
Keyifli okumalar dilerim
Kitabı arkadaşımın kitaplığında görüp Charles Bukowski okumadım diyerek hiç düşünmeden alıp başladım. Normalde okumak istediğim kitapların en az birkaç incelemesini, alıntısını gözden geçiririm. Büyük hata! Tamamen cinsel içerikli ve +18.
50'li yaşlardaki Chinaski'nin her gün farklı bir kadınla hayvani duygularla yapılan, estetikten ve duygudan uzak seks hayatını konu alıyor. Tek düze ilerleyen bir konu (hatta kitabın bir konusu bile yok aslında). Sabah uyandım, dolaptan bir bira alıp içtim, X kişisi aradı yada mesaj attı, bana geldi şarap içtik ve yatağa geçtik, seviştik, ama aklım dünkü X kişi de kaldı. Kustum, tekrar içmeye başladık ve yine seviştik.. Kitabın tamamı bu şekilde. Sürekli tekrara düşmesi de aşırı sıkıcı hale getirdi. Alkol bağımlısı, her kadının birbirinden haberi var ve bağnazca bir ilişki serüveni diyebiliriz. Edebi değeri olmayan, kadınları aşağılayan, değersizleştiren Chinaski aynı anda kadınlarıyla sorunlarından uzaklaşmaya çalışıyor kendince. Yalnızlığını ve çocukluk travmalarının acısını da kadınlarına yaptıklarıyla alt etmeye çalışıyor ve bir de kendisiyle gurur duyuyor.
Asla okumak istemeyeceğim, hatta bu güne kadar okuduğum en berbat kitaptı diyebilirim. Charles Bukowski'nin okuduğum ilk ve son kitabı olacak. Sırf yarım bırakmamak için atlayarak okuduğum tek kitap oldu Kadınlar!
Kesinlikle tavsiye etmiyorum! Karar sizin elbette
Gerçekten erkeklerin basit doğasını anlatan bir kitap. İnsanın hiç mi kriteri olmaz, nasıl bu kadar aşağılık olabilir inanın anlayamadım ben. Ama şu bir gerçek ki; erkekler, gerçekten kalbiniz yok. Ve kızlar, bir erkeğin kalbi genellikle çalışmaz. Yazarı ilk defa okudum ve yeni mahallede sıradan bir sokak küfürleşmesine şahit oluyorum gibiydi satırlar. Allah tüm erkekleri ıslah etsin.
Romanı, onun en bilinen ve tartışmalı eserlerinden biridir. Otobiyografik ögelerle dolu bu roman, Bukowski’nin alter egosu olan Henry Chinaski’nin kadınlarla olan ilişkilerini ve hedonist yaşam tarzını konu alır. Kitap, Bukowski’nin hayata, aşka ve insan ilişkilerine dair samimi, çoğu zaman kaba, ama bir o kadar da etkileyici bir bakış açısını yansıtır.
Henry Chinaski’nin orta yaşlı bir yazar olarak hayatına odaklanır. Chinaski, yaşamını büyük ölçüde içki, edebiyat ve kadınlarla ilişkiler etrafında sürdürmektedir. Kitap boyunca Chinaski’nin çok sayıda kadınla yaşadığı maceralar, cinsel deneyimler ve karmaşık duygusal bağlar anlatılır. Ancak hikaye sadece bir “kadınlar kataloğu” değil; aynı zamanda karakterin insan ilişkileri üzerinden kendini keşfetme çabasını içerir.
Chinaski’nin bu kadınlarla olan ilişkileri çoğu zaman yüzeyseldir, ancak bu durum, karakterin derin bir yalnızlık içinde olduğu gerçeğini gizleyemez. Kadınlarla olan etkileşimleri, onun hem sevgiye duyduğu ihtiyaç hem de bu sevgiyi sürdürememe korkusu etrafında şekillenir.
Bukowski’nin en çok eleştirilen eserlerinden biridir. Özellikle kadınlara karşı sergilenen kaba ve cinselleştirilmiş bakış açısı, bazı okuyucular için rahatsız edici olabilir. Bununla birlikte, romanın Bukowski’nin kendi hayatına ve içsel karmaşasına dair samimi bir itiraf olduğu savunulur. Eleştirmenler, bu yaklaşımı hem yazarın cesareti hem de döneminin edebiyatına kattığı farklı bakış açısı nedeniyle takdir eder.
Charles Bukowski’nin hayatı ve eserleriyle ilgileniyorsanız, “Kadınlar”, onun dünyasını anlamak için önemli bir roman. Bukowski’nin dürüst, korkusuz ve zaman zaman rahatsız edici anlatımı, edebiyatta alışılmışın dışında bir deneyim sunar. Hem karanlık hem de eğlenceli bir hikaye arıyorsanız, bu kitabı mutlaka
Bukowski ve kadınlar... Bir adam genç yaşlarındaki ilişkilerinde olan başarısızlığını ellili yaşlardaki ünü ve mesleğini kullanarak telafi etmeye çalışıyor, ediyor gibi de. Her çiçekten bal almak istiyor ve bunu kadınların her birinin farklı olduğunu düşündüğü için, onları tanımanın en iyi yolunun bu olduğuna karar verdiği için yapıyor. Belki başka bir neden de olabilir ama bunu o da bilmiyor. Kitabı okurken ben de kadınlar bin bir çeşit dedim. Bazen tahammül edilemez oluyoruz, etmek zorunda değiller bence. Bukowski'nin dediği gibi bıraktığınız yerden devam edecek bir keriz mutlaka bulunur :) .Yeraltı edebiyatının öncü isimlerinden, yeraltı edebiyatını seviyorsanız okuyun. Yoksa bu boktan adam mı ünlü bir yazar dersiniz.
Charles Bukowskinin meşhur bir yazar ve şair olduktan sonra 1978 de yayımlanan yarı otobiyografik romanıdır.
Kitabı okuyupta kadınları anlamak hakkında bir ipucu bulacağınızı zannediyorsanız büyük hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Keza; kahramanımız Hank ile, hayatına giren tüm kadınlar, biz okurlara sıradan bir erkeğin, kadınsal düşünce sistematiğini sonsuza kadar anlaşılamayacağını, bunun rasyonel bir yolu olmadığını gösteriyor.
Gariptir ki bu bir kitabı yazan Bukowski bile kadınları anlamamıştır eminim. Fakat alkol, hap, esrar, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle her türlü bağımlılık ana teması üzerine çeşitlemeler yapılan bolca küfür, argo ve cinsellik içeren bir roman yazmıştır.
Eril,maço bir dil ve bakış açısı. Okurken çok sıkıldım. Çünkü tekrar tekrar aynı şeyi okuyormuş hissine kapıldım: Yazar ve şair Chinaski, içiyor, kusuyor, sevişiyor;tekrar içiyor, kusuyor, sevişiyor.....
Bırakmayı düşündüm ancak sonunu neye bağlayacak diye de merak etmedim değil. Sonunda bu karakterin böyle olmasının nedenleri daha anlaşılır bir düzeye ulaşıyor. Söyle ki kötü bir çocukluk geçirmiş, babasından sürekli şiddet görmüş, annesi susmuş,dolayisiyla annesinden beklentisi çok olduğu için bir nevi kadınlardan intikam alıyor. Mecazen hem seviyor hem dövüyor.
Sert ,açık bir dili var yazarın. Yeraltı edebiyatı dedikleri de böyle bir şey zaten. Bukowski'nin en sevdigi yazar olan John Fante 'ye ulaşması ise mümkün olmamış. Toza Sor ve Üzümün Kardeşliğini okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.
Bir yerden gelmeyen bir yere gitmeyen bir roman. Önemli beklentilere girilmeden okunması gerekir.
Yazarın okuduğum ilk kitabı, ilk kitap olarak bunu seçme sebebimse yazardan izler taşıyo olmasıydı.
İçinde zerre duygu olmayan, sırf 'hayvansal cinsellik' barındıran bir kitap. Eksik öğe yazdım pardon içki, kusmuk ve sadakatsizlik de var bolca.
Hani 100 sayfa kadar sabırla okudum ki; kadınlarla ilgili tahlil veya ilişkilerdeki psikolojik konulara değinir beklentisiyle. Yok sıfır... Bukowski' nin şiirlerini ve başka kitaplarını da okudum. Şiirleri çok güzel, günlük tarzı kitaplarında ise; aksi, huysuz bir ihtiyarın dünyaya farklı perspektiften bakışı vardı. Ama bu kitabı okumak bana göre beynin ve gözlerin boş yere yorulması demek.
Gereksiz, lüzumsuz özellikle de genç zihinlerden uzak tutulması gereken bir kitap.
Kadınlar...
Sevgili Bukowski, bana göre kadını sen çok yanlış anlamışsın. Eseri kadın dünyasını daha yakından tanımak ve anlamak için aldım. Daha önceki eserlerinden rahat bir dil kullandığını gördüğüm için bu eserinde öyle olacağını tahmin edebiliyordum ama bu dili kalkıp bu kitabında ikide bir "düzüşmek de düzüşmek" olayını anlatman hiç hoş değil. Baştan sona böyle. Kitap boyunca sayısız kadınla ilişkiye girme anılarını okumak için kitabına 35₺ vermedim. Kadın dünyasını anlatırken birçok farklı konudan bahsederken kalkıp cinsel birkaç ifade de kullanmış olsaydın derdim ki sonuçta o dünyanın içinde cinsel ilişki de var normal karşılardım. Ama sen kadın dünyasını gece gündüz "düzüşme" anılarını oluşturacak onlarla yatarak nasıl anlamayı beklersin, bunu ben anlamış değilim. Hiç kalkıp kadınla adam akıllı oturup dertleşmemiş, onunla kendi dünyasını anlamak için sohbet etmemiş, cinsellik dışında hemen hemen vakit geçirmemiş bir insandan kadını anlamaya çalışmak hem çok yanlış olur hem de kadın dünyasına bir saygısızlık olur kanaatimce. Kadın dünyası bu kadar basit olmamalı. Değil de. Kitabın içinde kadın dünyasına ait birkaç güzel çıkarım var sıfır bir eser değil. Ama kitap baştan sona cinsel içerik dolu. Küfürleri saymıyorum bile. Sokak dilini kullanmak iyi güzel hoş da sokakta da bile böyle şeyler yok. Açıkçası beğenmedim bu eseri. Hem de hiç. Tavsiye de etmem. Kadını anlamayı gidin işi gücü kadınla "düzüşmek" olmayan normal insanlardan öğrenin. Benim için tam bir hayal kırıklığı...
Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 - 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD'nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir.
Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendisinin bu hayatı yaşaması gösterilebilir. Bukowski'nin yazılarında kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur; hayranlarının bir kısmı bunları kurguladığını, çoğunluğu ise yaşamadan bu tip kurguları yapmasının mümkün olmayacağını ve o karakterde bir insanın bu hayatı sürmesinin zaten doğal olduğu görüşünü savunmaktadır.
I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Almanya'ya askeri hizmet nedeniyle gelen Polonya asıllı Amerikan bir babanın ve terzilikle uğraşan Alman bir annenin çocuğu olan Charles Bukowski 1920 yılında Andernach, Almanya'da doğdu. 2 yaşındayken Los Angeles'ataşındılar. 1929 Krizi sırasında Bukowski'nin babası genelde işsizdi ve Bukowski'ye şiddet uygulardı. Genelde sessiz bir çocuk olan ve bu özelliğiyle dikkat çeken Bukowski, bazen çıldırış noktasına geliyor kendinden hiç beklenmedik kabadayılıklar yapıyordu. İlkokul yıllarından itibaren korkusuz olan Bukowski, kendi yazdığı bir eserinde ilkokul öğretmenine "sevişelim" dediğini söylemektedir. Bukowski, Los Angeles Lisesi'nden mezun olduktan sonra sanat, gazetecilik ve edebiyat dersleri aldığı Los Angeles Şehir Üniversitesi'nde 1 yıl okudu.
Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski'nin yazıları hep geri gönderilmiştir.
Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yöntemlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü ABD'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemdeki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığıydı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefleyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin Amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969'da da bunu, aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta. Ayrıca ömrünün çoğu denilebilecek kısmını da hipodromlarda geçirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre ABD Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeye devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmadan Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda King ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.
Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü.
Bu tip bir hayat yaşadığı için birçok kez tutuklanmış, dayak yemiş olan Bukowski hayatı, özgün dili ve tarzı ile Amerikan edebiyatına damgasını vurmuş, Türkiye'de ise ilk kez Sokak dergisi'nde çıkan öyküleri ile tanınmıştır.