Yüksek çoğunluğun 10/10 verdiği bir kitaba elbette insan büyük bir hevesle ve beklentiyle başlıyor. Ama tahmin edin ne oldu? Evet... fazla beklentiye girmemek gerek romantizmsever dostlarım '-'
Açıkçası çok daha iyi karakterleri oturmuş, komik ve aşk dolu regency romanceler okudum. O yüzden kitabın fazla uzatılmış olduğunu düşünüyorum. Bir sure sonra bit artık dedim. Bunu dediğim bir kitap genellikle sıkıldığım bir kitap oluyor ve evet sonları hariç kitabın ortasına kadar sanki çiftimiz aynı ilişkide ve iletişimde döndü durdu.
Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim zaten çoğu kişi özetlemiş. Callie ve Ralston çiftimiz ise başta ısınamadığım ama kitabın sonlarında tamam olur sizden dediğim bir çift oldu.
Peki bayıldığım bir çift mi? Hayır. Bana samimi gelmediler. Yazar sanki fazla zorlamış gibi. Aralarında bir çekim yaratmak için karakterlerin ağzında şehvet cümlelerini dökmek için fazla uğraşmış gibi. Yani doğal, akışında işlenen bir aşk yoktu. Bana geçmedi en azından.
Bir de ben şeyi anlamıyorum. Bir kadının maceraperestliği, özgür ve özgün olması, sıradanlığın dışına çıkmak istemesi denilince neden hep akla erkekler ve onların yaptıkları geliyor. Elbette 1800'lerde kadınların özgür ve her istediğini yapan bir dönemde yaşadıklarını söylemiyorum. Ama ne bileyim yazar Callie'nin heyecan arayışını erkeklerle veya erkeklere yönelik bir bağlantı kurmadan yapsa ne kadar hoş olurdu. Kısacası işin içinde errrrkek öznelliği olmasa çok hoş olurdu demek istiyorum +_+
Kitapta şehvet ve tutkunun ne kadar farklı unsurlar olduğunu da çok iyi görmüş olduk. Özellikle Ralston karakterinde bunu net görüyorsun. Kitabın başında Callie'ye duyduğu ilgi sadece elde etme içgüdüsünden kaynaklı bir şehvet iken, sonlara doğru Callie'yi sevdikçe, keşfettikçe bu tutkuya ve onsuz olamamaya