hayat olmaktır demiştin
hayat sevmek ve olmaktır
demiştinki gündüz ölmek
gece ise doğmaktır
ölüm savmaktır sıranı sırası gelince
ölüm yaşam kuşunu kafesinden salmaktır
gözlerime öyle bakma demiştin
gözlerin ateşe dalmaktır
ne çıkar misk-u amber sacmasan etrafına
gülün karı solmaktır
değişir iklimler mesafeler seninle
ve hüzün sevdanla dolmaktır
bu beden her mihnete her belaya katlanır
lakin maksat ne olmaktır ne ölmektir ne solmaktır
maksat olmaksa demiştin
olmak onu bulmaktır
Süleyman Arif Emre
Kendi kendime, böyle bir şeye nasıl bu kadar sessiz, bu kadar güçlü bir biçimde dayanabiliyor? diye sordum. Bana öyle geliyorki ben onun yerinde olsam, yer yarılsında içine gireyim isterdim. Sanki cezasının ötesinde, durumunun ötesinde bir şey düşünüyor gibi bir hali var; ne etrafında ne önünde olan bir şey. Gündüz görülen rüyaları duymuştum. Acaba şimdi gündüz rüyasımı görüyor? Gözlerini yere dikmiş ama orayı görmediklerine eminim; sanki bakışı içine çevrilmiş kalbinin içine dönmüş: Şu anda olana değil, hatırladığı şeylere bakıyor, sanırım. Acaba ne türden bir kız bu; iyi mi yoksa yaramaz mı?