"Çingenelik ettiğimiz günlerde,
Çok uzun zaman önce.
Ayaklarım ağrıyor,kollarım bacaklarım yorgun;
Yol uzun,dağlar vahşi;
Birazdan alacakaranlık bastırır, mehtapsız ve ürkütücü.
Zavallı yetim çocuğun yoluna.
Beni neden bu kadar uzağa bu kadar kimsesiz gönderdiler,
Bozkurtların uzandığı ve gri kayaların yığıldığı bu uzak yere?
İnsanlar taş kalpli ve sadece iyi melekler
Zavallı yetim çocuğun adımlarını izler.
Evet,uzak ve yumuşak bir gece meltemi esiyor,
Bulutlar yok ve berrak yıldızlar hafifçe parlıyor;
Tanrı, merhametiyle,
Zavallı yetim çocuğu koruyor,ona rahatlık ve ümit veriyor.
Geçerken yıkılmış köprüden düşsem,
Ya da sahte ışıklara aldanıp bataklıklarda yolumu kaybetsem,
Yine de Baba, vaat ve lütufla,
Zavallı yetim çocuğu basar bağrına.
Çünkü gücün bana yararı olacaksa,
Evim ve ailem kalmasa bile;
Cennet bir yuvadır ve beni de bekler huzur;
Tanrı zavallı yetim çocuğa dosttur."
Fransızların dediği gibi; kendimi kaybetmiştim: bir anlık bir baş kaldırının beni daha şimdiden tuhaf cezalara açık getirdiğinin bilincindeydim ve bütün o isyankar köleler gibi ben de, çaresizliğimin içinde, sonuna kadar gitmeye kararlı olduğumu hissediyordum.
"Bazılarımız mücadele etmeli. Büyük özgürlük geleneklerini savunmak gerek. Ben partizan değilim. Rezalet gördüm mü düzeltmeye çalışırım. Parti isimlerinin hiç bir anlamı yok. Sadece özgürlük geleneği önemli. Sıradan insanlar ondan vazgeçeceksiniz,ah evet. Daha sakin bir hayat uğruna özgürlüğü satacaklar. Bu yüzden dürtüklenmeleri,dürtüklenmeleri gerekiyor..."
İyiliğin sebebini aradıkları yok,öyleyse niye tersini merak ediyorlar ki? Madem kimileri iyi insan olmayı seçiyor, madem bundan haz alıyorlar, onlara hayatta karışmam, kimse banada karışmasın.