Ziya Gökalp ve Türkçülük Mefkûresi
Tarih sahnesi, bazı kahramanlarını hafızasına altın harflerle kazır; bunun için de genellikle cephede kazanılan bir zafer ya da her şeyi kökten değiştirecek bir siyasi hamle gerekir. Lakin öyle bir isim vardır ki tarih onu diğerlerinden çok farklı bir yere konumlandırır: Türkçülük mefkûresinin kurucu önderi Ziya Gökalp.
Gökalp'e göre, zihinlerde yer eden Türklük bilincinin yaşayabilmesi, ancak kendi harsımızı (kültürümüzü) ve tarihimizi inşa etmekle mümkündü. Kısa bir ifadeyle; özümüze dönüp Türkleştiğimiz ölçüde her şey değişebilirdi. Ziya Gökalp, ömrü boyunca farklı fikir akımlarının rüzgârından etkilense de entelektüel olarak bütüncül ve net bir profil çizmiştir.
Gökalp'e göre kurtuluşun parolası; Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmaktır. Kurtuluş, ancak bu üç aşamanın eksiksiz tamamlanmasıyla mümkündü ve bunlar birbirinden ayrı düşünülemezdi. Nitekim bu üçlü yapıyı, birbirini dengeleyen bir sacayağı metaforuna benzetebiliriz. Genç Kalemler dergisinin dilde sadelik hareketleri, Gökalp'te Türkçülük şiarını uyandırmış ve ona yeni bir bilinç kazandırmıştır. Bu uyanış, Osmanlı’nın üzerindeki ölü toprağının serpilmesinde büyük rol oynamıştır. Osmanlı Dönemi'nde birçok aydın; Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük gibi fikir akımlarıyla mevcut durumu analiz edip devleti kurtarmaya çalışmış; fakat Türkçülük hariç tüm ideolojiler belirli çatışmalar ve çıkar odakları doğrultusunda çökmüştür.
Ne mutfidir ki Osmanlı kurulurken devlete ruh veren Türkler, imparatorluğun çöküşünde de bayrağı devralma şerefine nail olmuşlardır.
Ziya Gökalp, bir milletin kendi harsını oluşturması gerektiğini belirterek; ortak geçmiş, örf, adet, gelenek ve dil gibi unsurların birleşimiyle kolektif bir kültürün yaratılabileceğini savunur. Bu