3 sıradışı vakanın terapi sürecini anlatıyor yazar. Bu esnada sizde kendinizi ölçüp tartıyor, bu semptomları yaşadım mı yaşayan bir tanıdığım var mı diye düşünüyor insan kitap boyu. Bitmesin diye parça parça okudum not aldım. Dönüp dönüp okuyacağım bir kitap.
Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir psikoloji kitabı olmamıştı gerçekten. Yıllardır bu tür kitaplar okuyorum ama ilk defa duyduğum bir sürü şey vardı. Dili basit ve anlaşılırdı. Verilen örnekler vakıaların çözümlenme sürecindeki yaklaşım, danışmanları anlarken nasıl akıl yürüttüğü vs hepsi çok bilgilendiriciydi. Ne diyeyim gördüğüm herkese tavsiye ediyorum. Bu senin favori kurgu dışı kitabı oldu bile.
Ruhun İnşasıMustafa Gödeş · Kanon Kitap · 2019264 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
15Kontrol-Hakimiyet Teorisi: Kişinin zarar gördüğü davranışlarını sürekli tekrar
etmesidir. Bilinçdışı motivasyonla yapılan bu eylemin amacı kişinin kendine
zarar veren durum üzerinde kontrol sağlamaktır. Örneğin kişi er ya da geç
terk edilerek cezalandırılacağına inanmışsa ve buna bağlı olarak yoğun kaygı
yaşıyorsa o zaman beklenilen cezayı tetiklemek kaygıyı azaltacak, bu durum kişinin
kendi gücüne olan güvenini tazeleyecektir. En azından yaşanacak acının
yeri ve zamanı kendisi taraf ından seçilmiş olacaktır. Bir anlamda kişi kontrol
edilemeyen olay içerisinde pasif durumdayken aktif duruma geçmiş olacaktır.
Buradan anlaşılacağı üzere psikolojik problemlerin tetikleyicisi her zaman olumsuz yaşam olayları değildir. Kendi ruhumuzu
tanımıyorsak yıllarca hayalini kurduğumuz şeyler bazen kabusumuz bile olabilir . .
Vampir sendromu veya literatürdeki adıyla saldırganla özdeşim adı verilen bu durum psikoterapi seanslarında danışanlarda sık gözlemlenen bir savunma mekanizmasıdır. İlkel çağlarda insanlar kendilerine saldıran düşmanlarını öldürdüklerinde onun etini yiyerek düşmanın gücünün kendilerine geçeceğine
inanırlardı. Atalarımızdan bize miras kalan bu davranış örüntüsü de pek çok konuda olduğu gibi değişime uğradı. Artık karşımızdaki saldırganı öldürüp etini yiyeceğimiz bir mağara döneminde yaşamıyoruz. Dolayısıyla modern çağ insanı saldırgandan kendini koruyabilmek için onun gibi olmayı, yani bir anlamda saldırganın ruhunu yemeyi (içselleştirmeyi) öğrenmiştir.
İşte bu yüzden ebeveynlerinin olumsuz yönlerinden şikayetçi olan bireyler yaşları ilerledikçe onlar gibi olduklarını
fark etmenin rahatsızlığını hissederler. Saldırganla özdeşim nesilden
nesle geçen bir hastalık gibidir.