Oysa yaşam neydi? Her an alabora olma ihtimali içindeyken, bu korkuyla yaşamak mı yoksa korkaklığın verdiği deli cesareti mi? Yaşam ikisinin arasında başlıyordu. İkisinin dengede olma durumundaysa insan mutlu oluyordu. Ama öyle alelâde bir mutluluk değil başı ve sonu bilinmeyen sonsuzluklar içindeki mutluluk. İşte insan bunun için çabalıyordu, bunun için şekeri alınmış çocuk gibi avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Biraz daha mutlu olmak uğruna başkalarının mutluluklarına göz dikiyordu. Yaşam bu muydu gerçekten? Bencilce davranmak, sadece kendini düşünmek.. mutluluğa giden her yol mübahtır diyip karşımıza çıkan her şeyi savurup dökmek. Hayır hayır insan bunu yapmamalı kendi ırkına, bu kadar kötü olmamalı. Her şeyin içinde bir güzellik varken insanın içini kötülük kaplamış olmamalı, yoksa fazla mı iyimserim? Yoksa dünya gerçekten böyle bir yer mi? Masum insanların cehennemi..