Bazen hayat, senaryosunu bizim yazmadığımız bir oyun gibi dikilir karşımıza. Her şeyin bir düzeni, her sorumluluğun bir adı vardır ama kalbin o düzene itaat etmediği anlar gelir. İki insanın birbirini bulması dünyanın en eski mucizesiyken, o mucizenin yanlış bir zamana denk gelmesi ise en sessiz trajedisidir.
Başka bir hikayenin içindeyken, bambaşka bir sayfada kaybolmak... Kendini ait hissettiğin yer ile ait olmak zorunda olduğun yer arasında sıkışıp kalmak, insanın kendi göğüs kafesinde mülteci olması gibidir. Ne bütünüyle gidebilirsin ne de bütünüyle kalabilirsin.
Araya giren o mesafeler, aslında coğrafi yollardan ya da kilometrelerden ibaret değildir. O mesafeler; vicdanın, sorumlulukların ve başkalarına verilen sözlerin ördüğü duvarlardır. Yanı başındayken bile dokunamayacağını bilmek, sevginin en saf ama aynı zamanda en can acıtan halidir.
"Seni seviyorum" diyebilmek ne kadar hafifleticiyse, peşine eklenen o "ama" kelimesi o kadar ağırdır. İşte o mesafe, sevgisizlikten değil; bilakis, o sevgiye ve hayatın getirdiği gerçeklere duyulan derin saygıdan dolayı koyulur. Bazen sevmek, sadece sarılmak değil; karşındakini korumak için ondan uzak durmayı göze alabilmektir.
Güzel sevdiğim #Ç❤️