Yalnızca yazgısı tarafından belirlenmiş biri diğerine, "Peki, senin derdin nedir?" diye sorabilir. Ve bu yeti, hayata adım attığında onda bulunmaz. Karanlık gecelerle dolu yıllardan geçmek gerekir, sevdiği her şeyden uzakta, felaket içinde sürüklenerek ve lanetlenmiş olduğu duygusuyla. Ancak tüm bunların sonunda o, böylesi bir soruyu sorma yetisini edinir ve aynı anda yaşam taşına da sahip olur. Böylece başkasının acısını iyileştirir.
Tıpkı satmak yerine bir kitabı armağan eden Nebil gibi, ben de bu sayfaları kesin bir yanıt olarak değil, enkazın ortasında bile insan onurunun ayakta kalabileceği bir alan olarak sunuyorum.
Beni saplantı halinde meşgul eden şey politik sorunun kendisi değil, daha temel bir soru: "Savaş zamanında iyi bir insan olmak ne demektir?" ya da "İnsan, her şey onu yok olmaya doğru iterken, insanlığını nasıl koruyabilir?"