Sanki uzay yoktu ve varoluşu her şeyle alt alta üst üste yaşıyordum. İşin tuhafı zaman da uzay yok olunca yok olmuş gibi her şey aynı anda olup bitiyordu. Bıyıklarımın terlemesi ile sakallarımın beyazlaması arasında geçip giden bir zaman yoktu. Trenin rayların üzerinde geçtiği her noktada bir an durması ve aldığı tüm yolun da bu durduğu anların toplamı olması gibi, hayat geçip gidiyordu ve fakat ben hep o anda, geçip gittiği o yerde, durmaya devam ediyordum.