"Çünkü o anda bunu bilemezdim ama yine de bir ara, ay ışığının yarattığı, ölümü hatırlatan varoluşsal sıkıntı gelir gibi oldu. Sanki evrende tek başıma kalmışım gibi. Neden bilmem, şairlere, âşıklara yürek kanırtıcı ilham veren dolunay, bana bir ameliyat masası ışığı gibi gelir hep."
Kardeşimin Hikayesi, Zülfü Livaneli.
Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cigaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...
Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif
Az önce seni özlediğimi fark ettim…
Biliyorum bunu sana defalarca söylemişliğim var, ama bu defa çok daha başka özlemekteyim... Fotoğrafını izledim biraz, orada gülümsüyorsun, gözlerin ışıl ışıl.. Sanki canlanıp sarılacak gibisin boynuma.
‘Ben hiç gider miyim deli?’ der gibi bakıyorsun.
Ağladım, ağladım…
Az önce seni aramak istedim.
Bunu yapıp yapmamam gerektiğini sorguladım. Birçok korkum oldu. Telefonunu değiştirmiş olabilirdin ve ulaşamayabilirdim sana. Ya da meşgul çalabilirdi. En kötüsü de tanımadığım bir adam çıkabilirdi telefona… Bunun beni nasıl incitebileceğini düşündüm.
Kahroldum sonra. Ağladım, ağladım…
Dünyadaki hiçbir şey senin sesindeki huzuru vermiyor… Başka hiçbir şey ruhuma iyi gelmiyor.
Az önce aradım seni, ‘alo’ dedin.
Saç uçlarımdan tırnak aralarıma kadar uyuştuğunu hissettim tenimin. Göğsümün ortasında bir canlı bomba infilak etti o an. Bunun nasıl acı verdiğini bilemezsin. Bütün duygularım paramparça. Titreyerek gülümsedim az önce, ağlamaklı gülümsedim, acıyla yüzleşerek gülümsedim… Yüreğim acıdı o an, gözlerim dolu dolu sesini dinledim.
Bunu yapmama gerektiğini biliyordum… Seni bir daha aramanın bana acı vereceğini, eskisi gibi huzur vermeyeceğini, bunun bir şey değiştirmeyeceğini bile bile aradım.
Seni dinleyerek düşündüm. Bunun artık uyanmam gereken bir kabus olmasını diledim.
Ağladım, ağladım…
Az önce arayan gizli numara bendim…
Ezgin Kılıç
Bir zamanlar üç kelebek birlikte gezerlerken ateşi görürler. Merak ederler nedir ateş? Ve sonunda öğrenmeye karar verirler. Birinci kelebek biraz yaklaşır, geri döndüğünde şöyle der: Ateş etrafına ışık veren bir şeydir. Bu tarifı yeterli bulmayan ikinci kelebek de gider ateşin yanına birinci kelebekten daha fazla yaklaşır ateşe, geri döndüğünde şöyle der: Ateş etrafına ışık ve ısı veren bir şeydir. Ancak kafalarında hala soru işaretleri vardır ve tam olarak öğrenmek isterler ateşin ne olduğunu. Bu sefer üçüncü kelebek gider ateşin ne olduğunu öğrenmeye. Ateşe doğru yaklaştıkça ışık verdiğini anlar, biraz daha yaklaşır ve Isi verdiğini de anlar ama bunlar da yeterli değildir. Biraz daha yaklaşır ateşe ancak; Ateşe kapılır yanar ve ölür. Üçüncü kelebek anlamıştır ateşin yakıcı bir şey olduğunu anlamıştır, ancak bunu dönüp arkadaşlarına söyleyemez. Sevgi, aşk ve bağlılık da ateşe benzer. Yakıcıdır kavurur içine düşen herkesi. Gerçek sevgiyi yakalaya bilenin içinde bir kor gibi yanar durur. Ancak bunu kendinden başka kimse bilmez... Anlamak için ne bakmak ne de yakınlaşmak yeterli değildir. Anlamak için "Yanmak gerekir."