Okunuşu Monna Roza ve *Tek Gül* anlamına gelen kitap Sezai Karakoç’un üniversite yıllarında yaşadığı beşeri aşka dair duygularını adeta doruğundan aşırmadan, kalbinin en kuytu ve kıvrımlı çizgilerinde nehir gibi gezdirdiği namelerini kalemininin ucundan akıttığı ilk şiirlerinden oluşmaktadır. Eser 48 sayfadan oluşmakla birlikte son derece içli ve anlam katmanı geniş şiirlere sahiptir. Kitabı okuma serüvenime gelince okulda işlediğim Kültür dersinde konu olarak geçen şairin derli toplu hiç bir eserini okumadığımı fark ettim. Sadece lise yıllarımda arkadaşımın bir şiir dinletisinde okuduğu şairin ‘Ey Sevgili, En Sevgili’ dizelerinin yankısı kalmıştı hatırımda. Ancak öncesinde beşeri aşkı da yansıtmış eserlerine. Böylesine hayata ruh katmış edebiyatın önemli bir şahsiyetini okumamayı daha fazla uzatmamalıydım. Daha sonra kitaptaki Monna Rosa isimli iki mısralık şiiri öğrencilerimle seslendirdik. Dersimiz daha da bir feyizlendi. Ancak adına dokunaklı dizelerin yazıldığı Monna Roza’nın kimliği gizli bir el gibi zihnimi kurcalıyordu. İçimdeki merakı gıdıklayan hislerle kitabı okuduğumda öğrendim ki Karakoç bu zarif dizeleri Mülkiye mektebinde okurken Muazzez Akkaya isimli bir kadın için yazmıştı. Kim bilir üstat nasıl bir sevdanın pençesine düşmüştü ki böylesine kimseyi sevememiş hatta hayatı boyunca kimseyle evlenmemişti.
Ah ne hazin….
Kitabın muhtevasından bahsedersek: Şiiri okuduğunuzda kelimelerin imgelerle yoğrulduğu görülecek, söz sanatlarının dolu dizgince koşturulduğu dikkatlerinizden kaçmayacaktır. Ayrıca şair bazı mısralarını şiirinin muhtelif yerlerinde yinelemekte de çekinmemiştir. Şiirde en çok merakımı celbeden “Gülce” ismi oldu diyebilirim. “Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak”—“Annemden ilk sütü Gülce’den içtim” doğrusu kimdi bu Gülce? Monna Rosa, siyah
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi…
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların.