Kitabı tanımaya çok vaktim olmadığı bir zamanda okumadan başlığına çekildiğim icin almıştım. Öncelikle kesinlikle kötü bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Kitapta kendimden parçalar buldum ve yazara katıldığım ve hatta yazarın önerilerini kendime hayatıma uygulamak istediğim yerler oldu. Özellikle bela okumamak ve affetmek ile ilgili fikirlerini çok sevdim.
Ancak kitaptan çok sert koptuğum anlar oldu. Ben muhafazakar ve gelenekçi biri değilim ve cinsiyet rollerinin kalıplaşmasından rahatsız oluyorum.
Kitapta bir danışanının kızının metalci gibi giyinmesinden rahatsız olan anneye kızını serbest bırakıp yargılamaması için çok güzel önerilerde bulunuyor. Ancak anlatım dilinde yazarın da bu sekilde giyinmeyi dindar yanından ötürü onaylanmadığını hissettim. Bu beni okurken çok rahatsız etti. İnsanlari giyimlerine göre yargılayan biri değilim, metalci gibi giyinmek benim için doğaldır.
İkinci olarak da kitabın ilk bölümlerinde yazarın kendisi yurt dışına çıkıyor ve döndüğünde bulaşıkları yazar yıkıyor, eşi ise lavaboyu düzeltiyor. Boyle tatlı bir görev paylaşımı yapıyorlar. Sonrasında yazar “kadin olmayı hatırlamak” kitabını yazarken eşi sinirleniyor. “Geç klozet kapağını tak ben bulaşıkları yıkarım. Sen adam olmayı hatırla ben kadın olduğumu hatırlayayım.” şeklinde çıkışıyor. Bu satırları okurken ki sürat ifademi betimlemek oldukça zor. Tatsız bir şaka gibi geldi ve onların adına utandım.
Bulaşık yıkamayla hangi erkek kadın olmuş? Ya da hangi koca, karısına dönüşmüş? Yine de, daha kitabın ilk bölümünde bile bu kadar tadım kaçmasına rağmen yazarın iyi niyetine güvenip okumaya devam ettim, hala da aynı şeyi düşünüyorum düşünüyorum. Yazar ile ortak noktada buluşa bildiğimiz tek şey iyi biri olmak, hayatı iyi yaşamak gibi konular..