Buraya kadar Defne'nin hikâyesini okudun. Bundan sonrası bir tercih meselesi.
Seçeceğin final;
gerçeğe mi inanacağını,
korkuyla mı yüzleşeceğini,
düş gücüne mi teslim olacağını
yoksa gerçeğin izini mi süreceğini belirleyecek.
Sayfayı çevirme.
Önce karar ver.
“Keşkeler...” ile başlayan sesler cehennemin havasında yayılırken sıcak toprak hepsini içine çekiyordu. Her cümlede sanki alevi harlanıyor, daha da güçleniyordu.
Saat aynı yerde, aynı anı gösteriyordu: 16.08.
O an belki de hep sürecekti. Çünkü zaman hatırlamakla ilgilenmezdi ve hatırlamak bazen bir zihnin içinde dönüp duran tek gerçeklikti.
Sessizlik bu evde zamanın üzerine serilmiş kalın bir örtü gibiydi. Artık ne zaman gece, ne zaman gündüz fark edemiyordu. Sık sık uyuya kalıyor, sonra aniden uyanıyordu. Ama ev değişiyordu. Bunu çok net görebiliyordu artık.
Yaşadığı hiçbir şey gerçeklik sınırları içerisinde değildi zaten. Kapılar, odalar, kendi olmayan kendileri... Her birinde başka bir yalnızlık vardı. İnsan bir aynaya ne kadar uzun bakarsa, bir süre sonra gördüğü şeyin kendisi mi yoksa hayaleti mi olduğunu ayırt edemez ya, işte öyle bir durumdaydı. Hangisinin kendisi olduğunu bulmaya çalışırken artık var olup olmadığından bile emin değildi.