Hayat çekiciliğini ışığına mı yoksa gölgesine mi borçlu, bildiklerimizden dolayı mı hayata tutkunuz yoksa bilmediklerimiz ve merak ettiklerimiz mi bizi hayatın tutkunu yapıyor?
Hayatın bütün inceliklerinden teker teker kopuyoruz sanki, insanlığın ortak dertleri, kederleri, sevinçleri bize yabancı; artık ne ayrılığın ıstırabından ne bir kavuşmanın neşesinden söz eden var, ne vuslata ,ne ilfete , ne uzlete , ne melale ne de bunlardan söz edenlere aşinayız, biz insanlara ve kendimize yabancıyız.
Yolun bir yarısında insani ne varsa boşaldı bedenimizden, geriye ağır bir boşluk kaldı.
Bir başkasının hayatında mutluluğa giden yolu bu kadar açık ve aydınlık görürken, kendi hayatımızda neden yolumuzu kaybediyor, neden mutluluğa ulaşmakta bu kadar zorlanıyoruz?
Mutlulukla aramızda duran en büyük engel kendimiz miyiz yoksa?
Hayatı en iyi anlatanların, yaşamakla, hayatı en az yaşamak zorunda olanlar olmasındaki garabet bizi şaşırtmayacak mı?
Nereden bakarsak bakalım, yaşamakla, yaşamı anlamak arasında hep bir çelişki olduğunu görecez.