"Tesettür konusu gündeme geliyor: "Namaz kılıyorum, büyük bir inancın içindeyim, neden başımı örtmüyorum? Başımı örtersem ne olur? Kıyamet mi kopar? Eski çevrem ne düşünür benim hakkımda?" gibi sorular soruyorum kendi kendime... Gerçi eski çevremden hiç kimse yok etrafımda, yine de bu büyük bir olay olur herhâlde; kendimi bir türlü başörtülü biri olarak göremiyorum ama Özkul beni cesaretlendiriyor ve: "Ayşe Hanım, Allah isterse, eski çevrenizin kalbini değiştirir. Hiçbir şeye çatmadan başınızı örtersiniz." diyor... Bir gün aile dostumuz bir yaşlı hanımla telefonda konuşuyorum, o sırada Körfez Savaşı var. O hanım, alafranga yetişmiş biri, bana telefonda körfez bombardımanını kastederek diyor ki: "Çok güzel pastalar yaptım, oturdum televizyonun başına, bombardıman çok 'reussi' (başarılı) oldu!" Fransızca bir kelime kullanıyor: reussi. Dehşete düşüyorum... Bu, benim içine doğduğum nasıl bir çevre? Orada insanlar ateş altındalar, bunlar pasta yiyerek bombardıman seyrediyorlar ve nezih oluşundan bahsediyorlar. Bunu düşüne düşüne, altüst olmuş bir vaziyette, derhal bir örtü bulup başıma takıyorum ve aynada kendime bakmaya başlıyorum. "Ben..." diyorum, "bu bombayı kafasına yiyenlerle aynı saftayım. Ben sizden değilim!"