“İvan ilyiç onca insanın yaşadığı şu koca kentte, onca eş dost arasında ve onca aile üyesi ile birlikteyken, ne denizlerin dibinde, ne de toprağın binlerce metre altında bir benzeri daha bulunamayacak korkunç bir yalnızlıkla yüzü divanın arkalığına dönük yatarken, yalnızca geçmişin hayaliyle yaşıyordu,”
“Alınacak, düzeltilecek, yerleştirilecek bir şey kalmayınca bir şeylerin eksikliği duyulur, hayat biraz sıkıcılaşır gibi olduysa da yeni arkadaşlıklar, yeni alışkanlıklar imdada yetişti, hayatı bunlar doldurdu.”
“Aslında her şey, gerçekte o kadar zengin olmadıkları halde zenginlere benzemek isteyen, bu yüzden de ancak birbirlerine benzeyebilen insanların ki gibiydi:Ağır Şam ipekleriyle kaplı abanoz ağacından möbleler, çiçekler, halılar, bronzlar, koyu renk ve ışıltı… tüm bunlar belli bir sınıftan insanlara benzemek isteyen bütün o belli sınıftan insanların eşyalarına benziyordu.”