Erkeğin şişkinliği nesnelerin ayrıksılığının ısrarıdır. Ereksiyon göğü işaret eder, anıtsaldır. Kadının kan ya da su sayesinde yerçekiminin etkisinde kalan şişkinliği ise tutuk ve biçimsizdir.
Cinselliğe ve topluma dair radikal eleştirilerin zayıf noktası, daemonik doğasına hükmedebilmek için cinselliğin ritüel bağlara ihtiyacı olduğunu ve toplumun baskısının cinsel hazzı artırdığını fark edememiş olmaktır. Çıplak yaşayan bir koloniden daha az erotik bir şey yoktur. Arzu, ritüel kısıtlarla yoğunlaşır. Sado-mazoşizmin maskeleri, koşumları ve zincirleri bunun içindir.
Kostümün tarihi, sanat tarihine aittir, ama akademik çalışmalarla kıyaslanırken çoğu kez kadınlara yönelik magazin gazeteciliği gibi ele alınır. Moda hafife alınacak bir konu değildir. Güzellik standartları her kültürde görülen kavramsallaştırmalardır. Bize her şeyi anlatırlar. Durmadan dönen moda çarkının en büyük kurbanlan kadınlar olmuştur. Ayaklannı ya da göğüslerini bağlamak gibi korkunç emirler, kadınlara verilmiştir. Ama moda sadece feminist nakarata eklenecek bir başka politik baskı aracı değildir. Kadının arketipik cinsel câzibesini sınırlandıran güzellik standartları, genellikle erkekler tarafından yaratılmış, ama genellikle kadınlar tarafından ilgi görmüştür. Moda, kadının daemonik mahremiyetinin, onun genital gizeminin dışa vurumudur. Erkeğin Apollonca bakışının hiçbir zaman fark edemeyeceği şeyi görünülür kılar. Güzellik, donmuş, Apollonca bir karedir: Doğanın akışını ve devinimini durdurur. Erkeğin, korktuğu şeyin arzulanabilirliğini güçlendirerek eylemde bulunabilmesine izin verir.
Bir cinsel kavramsallaştıncı ve yansıtıcı olan erkek, sanatı yönetir, çünkü sanat onun hem kadına yöneltilmiş hem de kadından uzaklaşan Apollonca cevabıdır. Cinselliğin nesnesi yönelinmesi gereken bir şeydir. Göz, benim erkeğin işemesi ve boşalmasında gördüğüm, Apollon’un iktidar yayından fırlayan okudur. Batının gözü erkeklerin dünyası olan öteye sıkılan kurşundur. Çinlilerin yüzyıllarca önce keşfettiği ama ne işe yarayacağını çok iyi bilemediklerinden gereğince kullanamadıkları barut ile ateşli silâhlan, seri olarak ilk üretenlerin Avrupalılar oluşu tesadüf değildir. Fallik saldırganlık ve yönelme, Batının kavramlar dünyasına hastır. Film makinesi saldırganlık ile sanat arasındaki bağlantıyı gösteren Apollonca bir yansıtıcıdır. Her bir film karesi, sınırlandınlmış bir alandır. Dikdörtgen sinema perdesi de Rönesans sonrasının çerçeveli resimlerinden esinlenilerek yapılmıştır. Ama zaten her türlü kavramsallaştırma da bir çerçevelendirmedir.
Sanat dışarıda bırakmak amacıyla içeriye kapatmaktır. Sanat, doğanın kendisi olan ebedî hareket makinesi ile kurulan âyinsel bir ilişkidir. İlk sanatçı, tılsımlı sözcükleri dillendiren, doğanın daemonik enerjisini sezgisel bir durağanlık ânında sabitleyen bir şamandı. Bir çatışma ve saplantı biçimine bürünen sabitleme, sanatın kalbinde yer alır. Sayfanın üzerine bir çizgi çizen modem sanatçı bile gerçekliğin denetim dışı bir yönünü evcilleştirmeye çalışmaktadır. Sanat büyüleyicidir; seyirciyi koltuğuna mıhlar, bir resmin önünde taş kesilmesine yol açar ve bir kitabı elden bırakılmaz kılar. Tefekkür, büyülü bir edimdir.