Belki bir gün, tam ecel bana bu dünyadan son görüntüleri sunarken, bir beyefendi kolunda sevgilisiyle yoluma çıkıp, duyabileceğim bir sesle, 'Ama bu adam hasta, bir cankurtaran çağırmalıyız,' diyecek. Böylece tüm umutlar yitip gitmiş görünürken, tek bir taşla iki nadir kuş vurmuş olacağım. Ölü olacağım ama yaşamış olacağım.
Kendi özelliklerini yüklediler bana, sonra da taşladılar.
Dünyaya getirmeyi beceremedikleri ben, ölü taklidi yapacağım şimdi, üstümü kaplayan kocaman kabuk çürüyüp dökülecek.
Acı çekmesini de beceremiyorum ben; bunu bile doğru dürüst yapamıyorum. Sırtında civcivler dolaşan, farelerin pusu kurduğu, ayakta ölümünü bekleyen yaşlı hindiden farksızım.