Üçleme Molloy / Malone Ölüyor / Adlandırılamayan

8,6/10  (8 Oy) · 
29 okunma  · 
10 beğeni  · 
999 gösterim
20. yüzyılın en büyük yazarlarından Nobel Ödüllü İrlandalı yazar Samuel Beckett'in Watt ve Murhpy'sinin ardından Molloy, Malone Ölüyor ve Adlandırılamayan adlı romanlarından oluşan ünlü Üçleme'sini okurlarımıza sunuyoruz. Beckett'in en önemli yapıtları olarak görülen her üç romanda da tek bir kişinin çeşitlemeleri denebilecek antikahramanlar, bedensel yetilerini yitirirken, varoluşlarını yalnızca ussal düzlemde duyumsar ve sözün içinde yaşamaya başlarlar...

Molloy, koltuk değnekleriyle kent dışında bir çukurun dibinde fiziksel çöküşünün tamamlanmasını beklerken modern insanın metafizik serüvenini dile getirir: "Çürümek de yaşamaktır..." Yaşlı ve felçli olan Malone, ölüme, "bedeninin karar vermesini" beklerken yaşamdan elinde kalan tek gücü kullanır: Kendi kendine anlattığı gerçekle düş arası öykülerle, ölüme giden devinimi içinde bilinçsel ben'ini, bedensel ben'inin çöküşüne tanık kılar. Molloy'un koltuk değnekleri gibi, Malone'un da fizik dünyayla ilişkisini ucu kancalı bir sopa sağlar: Her ikisi de uygarlığın yıkıntıları içinde, "çürüme süreçlerine bir çeşni" katmaktan geri kalmaksızın, koltuk değnekleri ve sopalarıyla, kendilerine yaşamdan ölüme, dilden mutlak sessizliğe giden yolu açmaya çalışırlar. Adlandırılamayan'ın bir kafayla, neredeyse bir ağızla özdeşleşen anlatıcısı ise insanlık durumunun tüm bulantı veren yanlarını okura haykırır...

Beckett, yaşamı parça parça bütünleşen bir karanlık gibi görmeye çağırır okurunu. Esas olanın acı çekmek olduğunu düşünür. Uzlaşmazlık, anlamsızlık gibi kavramların sert havasını yumuşatan aşktan, arzudan, çalışkanlıktan asla söz etmez. Yaşamla bağlarının sonuna gelmiş, anlamlı bir varoluş iddiasını ya da gerekçesini yitirmiş yaşlı, sakat ve kendini ifade etmekten aciz insanlardır anlattıkları. Belki de hiçbir yazar güçsüzlüğün ne demek olduğunu Beckett kadar iyi anlatamamıştır...
Tekil okumayla yetinmeyen okurlar için... (Tanıtım Bülteninden)
(Arka Kapka)
  • Baskı Tarihi:
    2011
  • Sayfa Sayısı:
    432
  • ISBN:
    9789755391526
  • Orijinal Adı:
    Molloy, Malone Meurt, L'lnnommable
  • Çeviri:
    Uğur Ün
  • Yayınevi:
    Ayrıntı Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rorschach 
 07 Nis 23:49 · Kitabı okudu · 18 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabın şahsında varoluşçu temel metinler arası bir karşılaştırma yapıp, kitapların varoluşçuluk ekseninde birbirlerine olan konumunu irdelemeye çalışacağım.
Temel metinler olarak Üçleme, Yabancı ve Bulantı ( Sartre’ın romanlarından herhangi biri, ya da hepsinin bu anlamdaki bileşkesi diyelim) seçiyorum. Tabi incelenecek çok farklı metinler mevcut ama bu metinler ve yazarlar pür varoluşuluk mevzubahis olunca en fazla zikredilenler.

Beckett’ in yapıtlarında ana fikir saçma ve bu saçmada hareketin, olayın, olguların saçmalığı, dolayısıyla herhangi bir şey yapmanın ya da düşünmenin saçma olacağıdır. Üçlemede bu fikir adım adım işleniyor; hikaye, her şeyin ortadan kaybolduğu, yaşamın(varsa) belirtilerinin, düzenli düşüncelerin yerini kaosa bıraktığı ve sonunda hiç bir şeyin olmadığı bir sonda noktalanıyor. Bedensel fonksiyonlar kayboluyor önce, geçmiş silinmeye başlıyor, sadece anlık olayların değerlendirildiği bir hal alıyor zihin. Sonra sadece düşünceler çıkıyor ortaya, düşüncelerle farkında olmaya, var olma halinin devam ettirilmesine çalışılıyor, bunlarla direniliyor yok oluşa. Ve nihayet düşünceler de anlamsızlaşıyor, kesiliyor ve hiç bir yere bağlanmıyor, varmıyor. Üçleme esasen ayrı ayrı yayımlanan üç kitap. Beckett yazdıklarının ısrarla farklı kitaplar olduğunu, bir üçleme fikriyle yazılmadığını belirtse de eleştirmenler ve yayınevleri bu kitaplarda düşünsel bir bütünlük görüp üçleme olarak yayınlarlar. Okuyunca yayınevlerine hak vermemek elde değil, tek bir eserin farklı bölümleri gibi oluşturulmuş.

Yabancı bilindiği üzere cinayet, kayıtsızlık, değerlerin reddedilişi; kahramanın dünyadan fikren ve bedenen kopuşu, kendine ve ölümüne yabancılaşmasıyla giden bir süreci anlatıyor. Burada bizim kahramanın fikriyatının temelini sorgulayabileceğimiz bazı durumlar mevcut. Burası önemli. Yazar kahramanın hayatında bir aşamada hikayeyi başlatıyor. Cinayet işleyen kahramanın yabancılaşmasını bu kesitte görüyoruz. Ara ara geçmişte de benzer fikirlere sahip olduğunu belirtse de kahramanı bu noktaya getiren bazı sebeplerin olduğu hissediliyor. Eğer bir sebep varsa bu metin varoluşçu bir metin değil, geçirdiği travmaya bağlı davranışları ve düşünceleri değişen bir karakterin öyküsüne, meşhur Katip Bartleby’ a dönüşür ve bir esprisi kalmadığı gibi varoluşçu bir bağlamda değerlendirilemez. Yazarın sisifos mitinde bahsettiklerine bakacak olursak düşüncede varoluşçu olduğu ancak bu düşünceyi eserlerine net bir şekilde yedirediği görülüyor.

Sartre’ı kitap olarak değil de topyekün ele almak gerek. Sebebi ise Sartre’ ın roman ve hikayeler yazarken aynı zamanda kendi felsefesini oluşturmaya çalışan bir aktivist ve düşünür olması. Varoluşçuluğu kendince tanımlamaya girişen yazar düşünce tarihinin en çelişkili karakterlerinden biridir. Sartre ‘varoluşcu marksistlik’ adında oksimoron, eklektik bir düşünce tarzına sahipti. Varoluşçuluk Kierkegaard’ın kaygı kavramını, nihilizmin anlamsızlığını, insanoğlunun aydınlanma mantığının çöküşüyle beraber girdiği bunalımı, yabancılaşmayı ( Marksist anlamıyla değil tabi) bir potada eriten bir düşünce sistemi iken Sartre meseleyi İdealizm-Materyalizm ayrımına indirgeyip, önce var olduğumuzu, sonra kendimizi gerçekleştirdiğimizi; yaşamın anlamsızlığını ortadan kaldırmak için ilerici eylemsellikler içinde bulunmamız gerektiğini söyler. Marksist aktivizme sevk eden tarzı bildiğimiz anlamda varoluşçulukla uyuşmayan Sartre, hem varoluşçuların hem de Marksistlerin tepkisini toplamasına rağmen, aktivist kişiliğini sürdürür. Zaten döneminde yaşanan neredeyse bütün olaylarda Sartre kürsüdedir. Sartre sıkça bu kavramla ismi zikredilse de özel bir düşünür olarak yazın tarihinde yerini alan, önemli bir yazar ancak şaibeli bir varoluşçudur.

Mesele absürd ve varoluşçuluksa Beckett diğerlerine göre çok radikal bir pozisyonu temsil eder. Beckett’ te neden belirtilmez, amaç yoktur, biraz düşünce vardır ama düşünceler düşünüldükçe kendilerini yok eder. Kierkegaard ve Heidegger’ in oluşturduğu bu düşünce sistemini edebiyatta temsil eden en önemli (belki de tek) yazar Beckett’ tir.

İyi okumalar!