Adı:
Üçleme
Alt başlık:
Molloy / Malone Ölüyor / Adlandırılamayan
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
432
ISBN:
9789755391526
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Molloy, Malone Meurt, L'lnnommable
Çeviri:
Uğur Ün
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
20. yüzyılın en büyük yazarlarından Nobel Ödüllü İrlandalı yazar Samuel Beckett'in Watt ve Murhpy'sinin ardından Molloy, Malone Ölüyor ve Adlandırılamayan adlı romanlarından oluşan ünlü Üçleme'sini okurlarımıza sunuyoruz. Beckett'in en önemli yapıtları olarak görülen her üç romanda da tek bir kişinin çeşitlemeleri denebilecek antikahramanlar, bedensel yetilerini yitirirken, varoluşlarını yalnızca ussal düzlemde duyumsar ve sözün içinde yaşamaya başlarlar...

Molloy, koltuk değnekleriyle kent dışında bir çukurun dibinde fiziksel çöküşünün tamamlanmasını beklerken modern insanın metafizik serüvenini dile getirir: "Çürümek de yaşamaktır..." Yaşlı ve felçli olan Malone, ölüme, "bedeninin karar vermesini" beklerken yaşamdan elinde kalan tek gücü kullanır: Kendi kendine anlattığı gerçekle düş arası öykülerle, ölüme giden devinimi içinde bilinçsel ben'ini, bedensel ben'inin çöküşüne tanık kılar. Molloy'un koltuk değnekleri gibi, Malone'un da fizik dünyayla ilişkisini ucu kancalı bir sopa sağlar: Her ikisi de uygarlığın yıkıntıları içinde, "çürüme süreçlerine bir çeşni" katmaktan geri kalmaksızın, koltuk değnekleri ve sopalarıyla, kendilerine yaşamdan ölüme, dilden mutlak sessizliğe giden yolu açmaya çalışırlar. Adlandırılamayan'ın bir kafayla, neredeyse bir ağızla özdeşleşen anlatıcısı ise insanlık durumunun tüm bulantı veren yanlarını okura haykırır...

Beckett, yaşamı parça parça bütünleşen bir karanlık gibi görmeye çağırır okurunu. Esas olanın acı çekmek olduğunu düşünür. Uzlaşmazlık, anlamsızlık gibi kavramların sert havasını yumuşatan aşktan, arzudan, çalışkanlıktan asla söz etmez. Yaşamla bağlarının sonuna gelmiş, anlamlı bir varoluş iddiasını ya da gerekçesini yitirmiş yaşlı, sakat ve kendini ifade etmekten aciz insanlardır anlattıkları. Belki de hiçbir yazar güçsüzlüğün ne demek olduğunu Beckett kadar iyi anlatamamıştır...
Tekil okumayla yetinmeyen okurlar için... (Tanıtım Bülteninden)
(Arka Kapka)
SAMUEL BECKETTADLANDIRILAMAYAN

Kitabın kapağını kapatıp şöyle arkanıza yaslandığınızda ne verdi bu kitap bana diye düşündüğünüzde verebileceğiniz cevap hiçbir şey,hayır hayır sakın yanlış anlaşılmasın belki de çok şey.Bellekle zihinle uzun bir konuşmanın içinde,yaratılmış iki karakter içinde Mahood ve Worm, çok şeyler var.Benim,sizin,ötekinin yarattığı sorguladığı sorduğu,soruların cevaplarını beklediği bir çok sorular var.”Araştırırsınız durmadan ararsınız,kendinizde ararsınız,kendinizin dışında ararsınız,insanlara söversiniz,Tanrı’ya söversiniz,sövmeyi bırakırsınız haliniz kalmaz toparlarsınız kendinizi,yılmadan yine ararsınız,doğa neresi,usumuz neresi,siz nerdesiniz,onların size yaptıklarını arar ve sürekli konuşursunuz diyor “yazar romanda.Evet kitabın özeti bu tamamen ağız ve belleğin bir kafanın içinde hapis oluşu habis oluşuda diyebiliriz buna.Gözlerbelirli bir konumda,sadece ileriye bakabiliyor,oynatmaya çalışıyor hareketi kısıtlı,kulağı olmadan duyan,ağzı olmadan konuşan,dünyayı bir yandan dışarısı bir yandan içerisi diye ikiye bölen şeyim,dünya jilet gibi ince ben iki yanda da yer almıyorum tam ortadayım ara bölmedeyim,iki yüzüm var diyor ki bu iki yüzünü yukarda da bahsettiğim gibi iki karakter oluşturarak veriyor önce Mahood daha sonra Worm olarak bazen de ikisi birden.Bazen yalnız,bazen üç karakter halinde,uzun uzundaya,sözler,söz öbekleri,bazen umutsuzsa tam kaybederken umudu tekrardan umuda yönelişi,varoluşsal yurtsuzluğa doğru,zor bir yolculuk.Sadece bir ses işiten,düşünen,düşündüklerini anlatan bir varlıkla karşı karşıyayız.

Adlandırılamayan’la birlikte üçlemeyi tamamladım.Beckett önce bir dizini,sonra bacağını,daha sonra diğer bacağını,belden aşağısını ve aşama aşama tüm bedenini kaybettirerek,sadece ağız,zihin,bellek ve söz öbekleriyle sürekli konuşan bir karakter yarattı en nihayetinde.İsimsiz,Adlandırılamayan bir karakter.

Kitabın önsözünde J.M . Coetze’nin Samuel Beckett’e bakmanın sekiz yolu başlığı altında bir yazı var.Bu yazının ilk maddesinde Beckett’ın felsefi açıdan düalist olması,bir beden artı bir zihinden olduğumuz kanısında,beden ve zihin arasında bağlantının açıklanamamış olması ve gizemli olması.Yaratılışımızın ikili olduğunu,ikili yaratılışında dünyada ki tedirginliğimizin kökeni olduğu kanısında,yaratılışın değiştirilememesinden dolayıda absürdlükün ortaya çıktığı kanısındaymış.Üçlemeyi okuduğumuzda ortaya çıkan sonuçta tam olarak bu denebilir.
Bu kitabın şahsında varoluşçu temel metinler arası bir karşılaştırma yapıp, kitapların varoluşçuluk ekseninde birbirlerine olan konumunu irdelemeye çalışacağım.
Temel metinler olarak Üçleme, Yabancı ve Bulantı ( Sartre’ın romanlarından herhangi biri, ya da hepsinin bu anlamdaki bileşkesi diyelim) seçiyorum. Tabi incelenecek çok farklı metinler mevcut ama bu metinler ve yazarlar pür varoluşuluk mevzubahis olunca en fazla zikredilenler.

Beckett’ in yapıtlarında ana fikir saçma ve bu saçmada hareketin, olayın, olguların saçmalığı, dolayısıyla herhangi bir şey yapmanın ya da düşünmenin saçma olacağıdır. Üçlemede bu fikir adım adım işleniyor; hikaye, her şeyin ortadan kaybolduğu, yaşamın(varsa) belirtilerinin, düzenli düşüncelerin yerini kaosa bıraktığı ve sonunda hiç bir şeyin olmadığı bir sonda noktalanıyor. Bedensel fonksiyonlar kayboluyor önce, geçmiş silinmeye başlıyor, sadece anlık olayların değerlendirildiği bir hal alıyor zihin. Sonra sadece düşünceler çıkıyor ortaya, düşüncelerle farkında olmaya, var olma halinin devam ettirilmesine çalışılıyor, bunlarla direniliyor yok oluşa. Ve nihayet düşünceler de anlamsızlaşıyor, kesiliyor ve hiç bir yere bağlanmıyor, varmıyor. Üçleme esasen ayrı ayrı yayımlanan üç kitap. Beckett yazdıklarının ısrarla farklı kitaplar olduğunu, bir üçleme fikriyle yazılmadığını belirtse de eleştirmenler ve yayınevleri bu kitaplarda düşünsel bir bütünlük görüp üçleme olarak yayınlarlar. Okuyunca yayınevlerine hak vermemek elde değil, tek bir eserin farklı bölümleri gibi oluşturulmuş.

Yabancı bilindiği üzere cinayet, kayıtsızlık, değerlerin reddedilişi; kahramanın dünyadan fikren ve bedenen kopuşu, kendine ve ölümüne yabancılaşmasıyla giden bir süreci anlatıyor. Burada bizim kahramanın fikriyatının temelini sorgulayabileceğimiz bazı durumlar mevcut. Burası önemli. Yazar kahramanın hayatında bir aşamada hikayeyi başlatıyor. Cinayet işleyen kahramanın yabancılaşmasını bu kesitte görüyoruz. Ara ara geçmişte de benzer fikirlere sahip olduğunu belirtse de kahramanı bu noktaya getiren bazı sebeplerin olduğu hissediliyor. Eğer bir sebep varsa bu metin varoluşçu bir metin değil, geçirdiği travmaya bağlı davranışları ve düşünceleri değişen bir karakterin öyküsüne, meşhur Katip Bartleby’ a dönüşür ve bir esprisi kalmadığı gibi varoluşçu bir bağlamda değerlendirilemez. Yazarın sisifos mitinde bahsettiklerine bakacak olursak düşüncede varoluşçu olduğu ancak bu düşünceyi eserlerine net bir şekilde yedirediği görülüyor.

Sartre’ı kitap olarak değil de topyekün ele almak gerek. Sebebi ise Sartre’ ın roman ve hikayeler yazarken aynı zamanda kendi felsefesini oluşturmaya çalışan bir aktivist ve düşünür olması. Varoluşçuluğu kendince tanımlamaya girişen yazar düşünce tarihinin en çelişkili karakterlerinden biridir. Sartre ‘varoluşcu marksistlik’ adında oksimoron, eklektik bir düşünce tarzına sahipti. Varoluşçuluk Kierkegaard’ın kaygı kavramını, nihilizmin anlamsızlığını, insanoğlunun aydınlanma mantığının çöküşüyle beraber girdiği bunalımı, yabancılaşmayı ( Marksist anlamıyla değil tabi) bir potada eriten bir düşünce sistemi iken Sartre meseleyi İdealizm-Materyalizm ayrımına indirgeyip, önce var olduğumuzu, sonra kendimizi gerçekleştirdiğimizi; yaşamın anlamsızlığını ortadan kaldırmak için ilerici eylemsellikler içinde bulunmamız gerektiğini söyler. Marksist aktivizme sevk eden tarzı bildiğimiz anlamda varoluşçulukla uyuşmayan Sartre, hem varoluşçuların hem de Marksistlerin tepkisini toplamasına rağmen, aktivist kişiliğini sürdürür. Zaten döneminde yaşanan neredeyse bütün olaylarda Sartre kürsüdedir. Sartre sıkça bu kavramla ismi zikredilse de özel bir düşünür olarak yazın tarihinde yerini alan, önemli bir yazar ancak şaibeli bir varoluşçudur.

Mesele absürd ve varoluşçuluksa Beckett diğerlerine göre çok radikal bir pozisyonu temsil eder. Beckett’ te neden belirtilmez, amaç yoktur, biraz düşünce vardır ama düşünceler düşünüldükçe kendilerini yok eder. Kierkegaard ve Heidegger’ in oluşturduğu bu düşünce sistemini edebiyatta temsil eden en önemli (belki de tek) yazar Beckett’ tir.

İyi okumalar!

Benzer kitaplar

"... Durumum gerçekten çok tehlikeli. Korkudan, aynı yanlışa bir kez daha düşme korkusundan , zamanında bitirememe korkusundan, son bir kez hüznü, güçsüzlüğü ve nefreti tatma korkusundan, ne kadar güzel ve önemli şeyleri kaçıracağım kim bilir..."
"...Eğer aceleniz yoksa küçük şeyler için emek harcayarak büyük şeyler elde edebilirsiniz..."
"... Yaşamayı da başkalarını anlatmayı da nasıl bilmiyorsam, kendimden söz etmeyi de becerememişimdir oldum olası. Hiç çabalamamıştım buna, nasıl becerecektim yani?.."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üçleme
Alt başlık:
Molloy / Malone Ölüyor / Adlandırılamayan
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
432
ISBN:
9789755391526
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Molloy, Malone Meurt, L'lnnommable
Çeviri:
Uğur Ün
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
20. yüzyılın en büyük yazarlarından Nobel Ödüllü İrlandalı yazar Samuel Beckett'in Watt ve Murhpy'sinin ardından Molloy, Malone Ölüyor ve Adlandırılamayan adlı romanlarından oluşan ünlü Üçleme'sini okurlarımıza sunuyoruz. Beckett'in en önemli yapıtları olarak görülen her üç romanda da tek bir kişinin çeşitlemeleri denebilecek antikahramanlar, bedensel yetilerini yitirirken, varoluşlarını yalnızca ussal düzlemde duyumsar ve sözün içinde yaşamaya başlarlar...

Molloy, koltuk değnekleriyle kent dışında bir çukurun dibinde fiziksel çöküşünün tamamlanmasını beklerken modern insanın metafizik serüvenini dile getirir: "Çürümek de yaşamaktır..." Yaşlı ve felçli olan Malone, ölüme, "bedeninin karar vermesini" beklerken yaşamdan elinde kalan tek gücü kullanır: Kendi kendine anlattığı gerçekle düş arası öykülerle, ölüme giden devinimi içinde bilinçsel ben'ini, bedensel ben'inin çöküşüne tanık kılar. Molloy'un koltuk değnekleri gibi, Malone'un da fizik dünyayla ilişkisini ucu kancalı bir sopa sağlar: Her ikisi de uygarlığın yıkıntıları içinde, "çürüme süreçlerine bir çeşni" katmaktan geri kalmaksızın, koltuk değnekleri ve sopalarıyla, kendilerine yaşamdan ölüme, dilden mutlak sessizliğe giden yolu açmaya çalışırlar. Adlandırılamayan'ın bir kafayla, neredeyse bir ağızla özdeşleşen anlatıcısı ise insanlık durumunun tüm bulantı veren yanlarını okura haykırır...

Beckett, yaşamı parça parça bütünleşen bir karanlık gibi görmeye çağırır okurunu. Esas olanın acı çekmek olduğunu düşünür. Uzlaşmazlık, anlamsızlık gibi kavramların sert havasını yumuşatan aşktan, arzudan, çalışkanlıktan asla söz etmez. Yaşamla bağlarının sonuna gelmiş, anlamlı bir varoluş iddiasını ya da gerekçesini yitirmiş yaşlı, sakat ve kendini ifade etmekten aciz insanlardır anlattıkları. Belki de hiçbir yazar güçsüzlüğün ne demek olduğunu Beckett kadar iyi anlatamamıştır...
Tekil okumayla yetinmeyen okurlar için... (Tanıtım Bülteninden)
(Arka Kapka)

Kitabı okuyanlar 35 okur

  • Ahmet Kaya
  • causa sui
  • * ilge
  • Galip
  • Hans Castrop
  • Rorschach
  • Noir
  • cicoretti
  • Ferya Fertelli
  • seher

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%17.9
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10.7
25-34 Yaş
%46.4
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35.5
Erkek
%64.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.6 (5)
9
%0
8
%22.2 (2)
7
%11.1 (1)
6
%11.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0