Huzursuzluk

Huzursuzluk
@Disquiet
İçimde huzurdan eser yok, hayır, ama - ne yazık! - huzuru tatmak için istek de yok.
Doğal bir son bana pek olası gelmiyordu, nedenini bilmiyorum. Ama benim doğal ölümüm (buna iyice kararlıydım) onunkiyle aynı anda olmayacak mıydı? Alçakgönüllülükle yanıtlayayım: Emin değilim bundan. Ayrıca hangi son doğal değildir; yadsınamaz biçimde iyi olanlar da, sözüm ona kötü olanlar da doğanın lütfu değil midir?
Reklam
Ruh, paçavraları içinde sevince boğulurken dış görüntüsünün böylesine tumturaklı oluşu, oldum olası tiksindirmiştir beni.
Yoksa geldiğim bu muazzam yaşa nasıl gelebilirdim? Ahlaki özelliklerim sayesinde mi? Sağlık konusundaki alışkanlıklarımla mı? Temiz havayla mı? Açlıkla mı? Uykusuzlukla mı? Yalnızlıkla mı? Eziyet çekmekle mi? Uzun sessiz çığlıklarla mı (çığlıklar tehlikelidir)? Toprağın beni bağrına alması için her gün bulunduğum yakarışlarla mı? Hadi canım siz de. Kincidir keder ama bu kadar da değil.
Çünkü ölüm, hiçbir zaman doyurucu bir biçimde kafamda canlandıramadığım ve bu nedenle iyiler ve kötüler çizelgesinde yerini saptayamadığım bir durumdur. Oysa öldürülme üzerine, doğru ya da yanlış, bana güven veren bazı kavramlarım vardı ve başım sıkıştığında kimi zaman onlara başvurabileceğimi düşünüyordum. Yo, sizinki gibi kavramlar değildi bunlar; benim öteki kavramlarıma benziyorlardı çırpınıp durur, kan ter içinde titrerlerdi; soğukkanlılık ve sağduyudan zerrece nasiplenmemişlerdi. Ama yetiniyordum onlarla. Evet, ölüm konusundaki düşüncelerim o kadar dağınıktı ki, ister inanın ister inanmayın, bazen onun yaşamdan da feci bir şey olabileceği olasılığını gözden kaçırmıyordum. Koşa koşa gidip onun kollarına bırakmadığım için kendimi tutarlı buluyordum; bilincimi yitirip bunu denemeye kalkıştığımdaysa zamanında durmasını bilmiştim. Tek özrüm bu.
Üzülecekti belki ama benim üzüntümle karşılaştırıldığında, üzüntüsünün lafı mı olurdu?
Reklam