Şimdi anlıyorum ki asıl mana, kişinin düşünceleriymiş. Asıl iç savaş; ruhsal erozyonla mücadele etmekmiş. Asıl huzur; güvenecek birilerinin olmasıymış. Tamam, mutlulukları birine bağlamak yanlış ama hiç kimse üzerinden mutlu olamamak da insanı öldürürmüş.
Bir gün, en hazırlıksız anımda elime tutuşturdular hayatı. Ne yanında bir kullanma kılavuzu vardı, ne de yanımda bir yoldaş. İçime de bir fidan ekmemişlerdi ki, o serpilip ağaç olsun da onun dallarına tutunayım. Doğduğum gün değil ama işte o an koymuşlardı caminin avlusuna. Acımadan ve arkalarına bakmadan uzaklaşmışlardı cüzzamlı birinden kaçar gibi.
Bugünlerde daha iyi anlıyorum ki, insanları güçlü kılan en temel şey inançmış. Yaratana, kadere, aileye, dostuna, evladına, geçmişine ve geleceğine…
Bir şeylere şüphesiz güvenmek, bireyde içsel bir güç oluşturuyormuş.
Hepimiz bu hayatın ve bu zamanın ziyaretçileriyiz.
Gözlemlemek, öğrenmek ve sevmek için bu dünyaya geldik ve hepimiz gelip geçiciyiz. Nefes aldığımız sürece her gün yeni bir umuda sahibiz.