Ama toplum, muhafazakârlık görevini yerine getirmek için çok kez bu insanları asıp kesiyor ya da her türlü hareket imkanından mahrum ediyor. Ama yine aynı toplum, bir nesil sonra bu astığı insanların anıtını dikip, onlara tapıyor...
Likürg'le, Solon'la, Muhammet'le, Napolyon'la sürüp giden insanlığın bütün kurucu ve kanun yapıcıları, hiç olmazsa yeni bir kanun yaparken, toplumun kutsal saydığı eski, babadan kalma kanunları çiğnedikleri için, istisnasız birer suçlu idiler. Hem bunlar kendilerine yardımı dokunuyorsa, kan dökmekten, hem de bazen eski kanunlara sadık kalmaktan başka suçu olmayan, tamamiyle masum kişilerin kanını dökmekten çekinmemişlerdir. Hatta, asıl olağanüstü olan şey, bu iyiliksever kişilerden, bu insanlığın kurucularından çoğunun özellikle korkunç birer kan dökücü olduklarıdır. Adamlar ve basit insanın biraz üstünde olanlar yani küçücük bir yenilik yapmak yeteneğini gösterenler, yaradılışları gereği, mutlaka tabii az ya da çok birer cani olmak zorundadırlar.
Eğer yüksek bir yerde, kayanın üzerinde, ancak iki ayağını koyacak kadar daracık bir yerde oturması gerekse, etrafında uçurumlar, ummanlar olsa, sonsuz karanlıklar, sonsuz bir yalnızlık, bitmez tükenmez fırtınalar hüküm sürse, o, bir arşınlık daracık yerde yaşamı boyunca, binlerce yıl, kıyamete kadar ayakta dursa, yine de öyle bir yaşayış, o anda ölmekten daha iyidir. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Her nasıl olursa olsun yalnız yaşasın! Ne yaman bir gerçek! Aman Tanrım, ne yaman bir gerçek!... İnsan ne alçak bir yaratıkmış!
Ne dersin küçük bir suç, binlerce iyiliğin vereceği neşeyle unutulmaz mı? Birinin hayatı pahasına binlerce kişi kurtulacak! Bir ölüme karşılık yüz hayat.