Okulda arkadaşlarından geri kalan çocuklar, otuzuna gelmiş, hatta otuzunu aşmışken hâlâ bir meslek edinemeyenler ya da evlenme işini bugünden yarına erteleyen erkek ve kadınlar, dönüp dolaşıp aynı davranışı yinelemekten kendilerini alamayan saplantı nevrozuna yakalanmış kişiler, uykusuzluk çeken, bir sonraki günde yapılacak işleri düşüne düşüne kahrolan insanlar, bunların hepsi de aşağılık kompleksine örnek gösterilecek kimselerdir; söz konusu kompleks, yaşamsal sorunların çözümünde ilerlemeler kaydetmekten kendilerini alıkoyar.
Gerek böylelerinde, gerek içlerinde suçluluk duygusu barındıran ürkek ve utangaç insanlarda aşağılık kompleksi, ruh yaşamının hemen üst yüzünde karşımıza çıkar; bu kişiler kendilerine bakacak güç ve yetenekten yoksunluklarını ağızlarıyla itiraf ederler. Genellikle saklayıp gizledikleri şey, alabildiğine yüksekte saptadıkları üstünlük amaçlarıdır, her ne pahasına olursa olsun herkesten öne geçme istekleridir.
İntiharın her zaman bir suçlama, bir öç alma anlamına geldiğini düşündük mü, bu eylemin temelinde bir üstünlük çaba ve eğiliminin yattığını anlayabiliriz. Canına kıyan herkesin, ölümünden sorumlu tutmak istediği biri vardır. İntihara kalkışan kişi şöyle söylemek ister adeta: "Ben insanlar arasında en ince duygulu, en hassas biriydim, ama sen alabildiğine zalim davrandın bana."
Böyle bir davranışı meydan korkusunda (agorafobi) açık seçik gözlemleyebiliriz. Bu belirti, şöyle bir inancın dışavurumudur: "Fazla ileriye gitmemeliyim. Bana aşina koşulların dışına çıkmamalıyım. Yaşam tehlikelerle doludur, bu tehlikelerle karşılaşmamaya bakmalıyım." Böyle bir davranışa kesinlikle bağlı kalacak insan odadan dışarı adımını atmaz ya da bütün zamanını yatakta yatarak geçirir.
Bu tanıma göre öfke bir aşağılık kompleksinin dışavurumu olabileceği gibi, gözyaşları ve kendini bağışlatmak istemeler de yine böyle bir kompleksin dışavurumu olabilir.