Cana can katan çayla çörek, şöminedeki parlak ateş, çok sevilen müdirenin varlığı Helen'in ruhundaki bütün cevherleri uyandırmıştı sanki. Şu akşama kadar hep kansız, soluk gördüğüm yanakları al al yanıyor, gözleri dalgın bir ışıkla parlıyordu. Ruhunun cevheri dışarı vurdukça Helen'in gözleri Miss Temple'ınkinden bile daha güzel olup çıkıyor gibiydi. Ne gözlerinin renginde, ne kirpiklerinin uzunluğunda, ne kaşının çizgisindeydi bu güzellik... Salt anlam, bakış, ifade güzelliğiydi.
En parlak yıldızların bile üzerinde lekeler vardır. Miss Scatcherd’inki gibi gözler yıldızların parlaklığını görmezler de ancak bu ufak tefek lekeleri seçerler.
Bir anlık bir başkaldırının beni daha ilk baştan en ağır cezalara uğratmış olduğunun farkındaydım. Başkaldıran bütün köleler gibi ben de, durum nasılsa umutsuz olduğu için çarpışmayı son kerteye kadar götürmeye kararlıydım.