Bir zamanlar dizlere kuvvet verir denen ekmek şimdi glüten adlı bir silaha dönüştü, eskiden geceyi ıslak hamburger ya da işkembe çorbası ile kapatanlar, şimdi açai bowlların peşine düştü. Yapayalnızsın sen, bu çağın çalışanı, alabiliyor musun hakkını ya da biliyor musun hakkın olanı?
Tedirginliğin ve korkunun kol gezdiği bir yer düşün, şimdi al seksen milyon insanı oraya koy, yağmur yağdıysa sokakta şehir cereyanına kapılıp ölebilirsin, on dört yaşındasın mesela, ismin Ahmet, pazardan kendine tişört almak isterken kalbinden bıçaklanıp sona erebilirsin, sekiz yaşındasın ve ismin Narin, annen, amcan, abin ve doksan haneli bir köy aynı suçun ortaklığında sessizliğe gömülebilir ve senin neden öldürüldüğünü söylememek için ağız birliği yapmış olabilir herkes. Aynı anda delirdik.
Oysa Konrad ne zaman müzik duysa bembeyaz kesiliyordu. Her tür müzik , en basiti bile onu fiziksel bir saldırı kadar etkiliyordu.
Rengi atıyor, dudakları titriyordu.
Müzik ona, diğerlerinin kavrayamadıkları bir şey söylüyordu.
Muhtemelen melodilerin hitap ettiği yer aklı değildi.Kendinden beklediği, sayesinde dünyada mevki edindiği, bir ceza, bir kefaret gibi yüklendiği disiplin böyle anlarda gevşiyor, sanki kasılmış kaskatı duran bedeni de kendini salıyordu.
Tıpkı resmigeçitlerde uzun,yorucu bir esas duruşun ardından birdenbire “Rahat” komutu verilmiş gibi.
Yukarıda, Koca Hala’nın evinde aceleden unutulan kuş, devrilmiş kafesinin içinde peş peşe tekrarlıyordu:
“ Paşa, paşa sen çok yaşa!
Paşa, paşa sen çok yaşa! “
Onlar nasıl orada Münevversiz yaşamaya alıştılarsa Münevver de burada onlarsız yaşamaya pek de güzel alışmıştı.
Hiç aramıyordu bile.
Ne babasının sigara kokulu sebepsiz öfkesini ne annesinin durgun kayıtsızlığını ne de kendisine her zaman fazlalık gibi hissettiren kardeşlerinin hoyratlığını.