Görme, iyi görüş” ve “iç görü” anlamlarından öte, Eski Yunan ve Roma’da kehanetler, “geleceği görme” durumu da bu bitkiyle ilişkilendirilmiş. Karahindiba, gaipten haber veren kahinin, kehanetlerini bildirdiği o kutsal yeri de ifade ediyor. Üreme sistemi açısından Hermafrodit bir bitki olduğu için doğurganlığın, yenilenmenin, bolluğun ve kehanetin sembolü olduğu da söylenir. Hıristiyanlık’ta da son derece güçlü bir imge. Hikayelerin birinde örneğin, İsa’nın sözlerinin onun güçlü nefesiyle, karahindibanın sayvan şemsiye biçiminde tohumları gibi tek bir merkezden dünyaya yayıldığı anlatılagelir. Altın sarısı çiçekleri ve havada süzülen tohumları ile dünyanın hemen her yerinde yaşayabilen bir bitki olduğu için halk hikâyelerinde çokça adı geçiyor karahindibanın.
Bir Ojibwa kızılderili hikâyesi şöyledir örneğin: (Manifold’dan, Işıl Çokuğraş’ın Karahindiba yazısından aktarıyorum.) Kardeşleri doğu, batı ve kuzey rüzgârlarına göre çok daha nazik olan ve dünyanın tadını çıkarmak için tatlı tatlı esen güney rüzgârı Shawondasee, bir gün kırda yeşil elbiseli genç bir kız görür. Saçları güneş gibi parlayan bu kıza hayran olur, fakat yanına gitmekten çekinir. Kızı korkutmaktan korkan Shawondasee onunla konuşmayı sürekli bir sonraki güne erteler. Bir sabah kızın başına gri bir şal geçirdiğini fark eder ve üzgün olduğunu düşünerek yine onunla konuşmaktan vazgeçer. Ertesi gün kızın saçları bembeyaz olmuştur. Çok geç kaldığını anlayan Shawondasee kederle içini çeker ve soluğuyla bir anda gümüş tüyler uçuşur. Tekrar baktığında kız kaybolmuştur ve Shawondasee bir karahindibaya âşık olduğunu anlar.