Dr.Brand

Dr.Brand
@Dr_Brand
Karahindiba
Doğu mistisizminde de yeri var elbette. Paulo Coelho da Sufi öykülerinden birinde karahindibadan söz ediyor. Öykü şöyle: “Nasreddin bütün bir sonbaharı bahçesini belleyip tohumlar ekerek geçirdi. İlkbahar geldiğinde tüm çiçekler açtı ama Nasreddin arada kendisinin ekmediği yabani karahindiba çiçeklerinin de olduğunu fark etti. Nasreddin yabani çiçekleri söktü. Ama tohumları çoktan her yere yayılmıştı ve çiçek başka yerlerden de birer ikişer çıkıyordu. Sadece karahindibaları öldürecek bir zehir bulmaya çalıştı ama bu işin ustası olan adam hangi tür zehri kullanırsa kullansın işe yaramayacağını, sonuçta tüm çiçeklerin öleceğini söyledi. Nasreddin çaresizlik içinde bir bahçıvandan yardım istedi. “Bu tıpkı evlilik gibi” dedi bahçıvan. “Güzel şeylerin yanında her zaman mutlaka bazı rahatsızlıklar da vardır.” “Peki ne yapmalıyım?” diye sordu Nasreddin. “Hiçbir şey” dedi bahçıvan. “Bunlar sahip olmayı istediğin çiçekler olmayabilirler ama yine de senin bahçenin birer parçası.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Karahindiba
Görme, iyi görüş” ve “iç görü” anlamlarından öte, Eski Yunan ve Roma’da kehanetler, “geleceği görme” durumu da bu bitkiyle ilişkilendirilmiş. Karahindiba, gaipten haber veren kahinin, kehanetlerini bildirdiği o kutsal yeri de ifade ediyor. Üreme sistemi açısından Hermafrodit bir bitki olduğu için doğurganlığın, yenilenmenin, bolluğun ve kehanetin sembolü olduğu da söylenir. Hıristiyanlık’ta da son derece güçlü bir imge. Hikayelerin birinde örneğin, İsa’nın sözlerinin onun güçlü nefesiyle, karahindibanın sayvan şemsiye biçiminde tohumları gibi tek bir merkezden dünyaya yayıldığı anlatılagelir. Altın sarısı çiçekleri ve havada süzülen tohumları ile dünyanın hemen her yerinde yaşayabilen bir bitki olduğu için halk hikâyelerinde çokça adı geçiyor karahindibanın. Bir Ojibwa kızılderili hikâyesi şöyledir örneğin: (Manifold’dan, Işıl Çokuğraş’ın Karahindiba yazısından aktarıyorum.) Kardeşleri doğu, batı ve kuzey rüzgârlarına göre çok daha nazik olan ve dünyanın tadını çıkarmak için tatlı tatlı esen güney rüzgârı Shawondasee, bir gün kırda yeşil elbiseli genç bir kız görür. Saçları güneş gibi parlayan bu kıza hayran olur, fakat yanına gitmekten çekinir. Kızı korkutmaktan korkan Shawondasee onunla konuşmayı sürekli bir sonraki güne erteler. Bir sabah kızın başına gri bir şal geçirdiğini fark eder ve üzgün olduğunu düşünerek yine onunla konuşmaktan vazgeçer. Ertesi gün kızın saçları bembeyaz olmuştur. Çok geç kaldığını anlayan Shawondasee kederle içini çeker ve soluğuyla bir anda gümüş tüyler uçuşur. Tekrar baktığında kız kaybolmuştur ve Shawondasee bir karahindibaya âşık olduğunu anlar.
Karahindiba
Antik zamanlardan beri güneşle birlikte, hem somut hem soyut anlamıyla “görme” ile özdeşleştiriliyor olması da ilginç. Bilimsel adının eski Yunanca taraxos (göz hastalığı) ve akos (tedavi, çare) kelimelerinden geliyor olması, bitkinin ilk olarak göz hastalıklarında, özellikle göz iltihaplarının tedavisinde kullanıldığını bize gösteriyor. Egzama dahil tüm cilt hastalıklarına iyi gelen karahindiba çayının, aynı zamanda göz iltihabını da iyileştirdiğini yazıyor eski şifa kitapları. Gözlere sağlık katarak “daha iyi görmemizi” sağlayan bu bitki “iç görüyle” de ilişkilendirilmiş. Hıristiyanlık döneminde, insanın “aydınlanması” ya da “kendini İsa’nın yoluna tümüyle adaması” gibi güçlü sembolik anlamlar da yüklenmiş.
Karahindiba
Çinlilerin 7. yüzyıldan beri kullandığı karahindibayı, ancak 11. yüzyılda tıp alimi İbn-i Sina sayesinde tanımışız. Batı’ya da Türklerin göçüyle yayılmış ve 16. yüzyıldan itibaren tıpta kullanımı da yaygınlaşmış. İbn-i Sina hazırladığı “Hindiba Risalesi” adlı kitapçıkta, bitkinin yaprakları yıkanmadan ve soğuk su ile yapılan ekstrelerinin kullanılması gerektiğini söylüyor. İbn-i Sina, Hazreti Muhammed’in ‘Karahindiba‘yı sabah erken koparıp yiyin onun üstünde cennetin zerrecikleri vardır’ dediği hadisine bunu dayandırmış. Eski bitki kitaplarında, hindiba yapraklarının ve köklerinin kaynatılarak, suyunun kozmetik olarak kullanıldığı da yazıyor.
Karahindiba
Ege’de sofraların baş tacı olan radika, aslında karahindibanın ta kendisi. Anadolu'da acıgıcı, "acıgünek", "güneyik" ve "arslandişi" "gelingöbeği"," keklikotu" olarak bilinse de en yaygın olarak kullanılan adı "radika"dır. Paraşüt çiçeği olarak da anılıyor. Ege’nin Türk yakasında “karahindiba”, Yunan yakasında ise “radika” olarak bilinen bu lezzetli otu Fransızlar ve Yunanlar gibi biz de en çok salata olarak tüketiyoruz.