"Nerede?" diye fısıldadım. Onu göremiyordum, kokusunu ve varlığını biliyordum sadece.
"Kim nerede?"
"Yıldız ışığı." Artık burada değildi, bir anlığına ben mi hayal ettim diye şüpheye düştüm. Aslında hiç burada değil miydi?
Hafifçe yanağıma dokundu. "Burada işte."
"Daren'in doğru düzgün bir sarayı bile yok"
"Önemli değil"
"Krallığı yok."
"Benim var.''
"Varisi yok...";
'İkiz alevi var.''
"Nagueli yok."
"Onun içinde bir ejderha yaşıyor."
"Artık kanatları bile yok."
"Nova'sı var!"
"Krallıklarda işleri batırdın. Bunu kabullen artık. Sen batırdın. Bu yüzden herkesin seninle batmasını istiyorsun."
"Sen ayakta kaldın öyle mi?" diye sordu ama bu defa sesinde hayalkırıklığı vardı. "Sen ayakta kalmadın Sina." Dudaklarını birbirine bastırıp üzgünüm dercesine başını iki yana salladı. Ve gerçekten üzgündü. İşaret parmağını ona doğru salayıp zoraki bir gülümseme takındı. "Ben seni rahat bırakması için Amon'la bir anlaşma yaptığım için krallığın ayakta."