Gökyüzünün ona neden bu kadar gaddar davrandığını anlamıyordum. Kötü biri değildi. Hiç kötü biri değildi. Bunların hiçbirini hak etmemişti.
Ama başına ben gelmiştim. Ve çektiği acı pahasına bile bundan kaçınmıyordu..
Sadece zincirini sevmişti. Şeytan, cehenneme kendini bile isteye tutsak etmişti.
"Bana musallat olacaksın sen değil mi?"
"Planlarım arasında yok diyemem."
"Yanımda biraz kutsal su getirmeliymişim."
"İnsanların kıytırık filmlerinde işe yarar o."
"Gerçekte ne işe yarar öyleyse"
"Bir şeytan seni ele geçirdiği zaman bundan kurtuluşun yoktur,". "Gerçekte olan budur."
"Bir kızın kalbini nasıl çalacağınızı bildiğinizi sanmıyorum Lordum."
"Çalmayı değil, ele geçirmeyi planlıyorum."
"Başka bir yere gidebilirdik," diye fısıldadım gözyaşlarımı bastırmaya çalışarak. "Gidebilirdik, Daren." Sesim boğuk boğuk çıktı. İçten içe yanıyordum ve artık saçlarıma dokunan yelin anlamı kalmamıştı. "Gerek yoktu."
"Bunu söyleme," dedim. Kendimden nefret etmeme neden oluyordu. "Senin için bunu yapardım. Ben de seninle istediğin yere giderdim." Bana dönmek için hareketlendi ama izin vermedim. "Kımıldama." Elimle omzuna tutundum. "Yüzümü görmek için biraz daha acı çekme artık."
''Baş edebilirim."
"Edebileceğini biliyorum."
"Ama etmeni istemiyorum."
"Benim için endişelenmen hoşuma gidiyor."
"Sizin için daima endişeleniyorum Lordum,".
"Bunun için gerçekten acı çekmenize gerek yok. Söz veriyorum."