"Ama seni çok seviyorum. Hiç kimseyi hatta hiçbir şeyi sevmediğim kadar seviyorum. Gökyüzünden daha çok seviyorum. Bu beni mahvediyor. İçimde kötü bir ruh gibi dolaşıyorsun. Gittiğim her yere benimle geliyorsun. Yazgına güven diyorum kendime. Sürekli bunu söylüyorum. Her kötü günün sonunda geçecek ve yine bana küstah bir şekilde gülümseyeceksin.
Ben de o zaman yeniden gülümsemeyi öğreneceğim. Belki asırlar sonra. Ama yetecek. O gün geldiğinde hepsine değecek."
"Bir kez daha söylüyorum,
bunların altından, senin için yaptım senin için yapıyorum türevinde
bir şey çıkacaksa doğru seçimi yapmıyorsun. Diyara döndüğümüzden beri nefes alamıyorum ben Nova."
Ben de, ben de diyara döndüğümüzden beri nefes alamıyorum.
"Neden korkuyorsun bu kadar?" diye
sordu sertçe. Hem şaşırdım hem panikledim. "Söyle bana," dedi
"Söyle artık. Baktığında beni değil kendini görüyorsun. O zaman
da kendini gördün. Her zaman kendini gördün. Çünkü benim gözlerim senden başkasını görmedi. Dün de bugün de yarın da görmeyecek. Ama sen neden boşluğa düşüp duruyorsun, neden
korkuyorsun, neden bu kadar acı çekiyorsun?"
“Her şeyi mahvettim değil mi?'' diye mırıldandım başımı arkaya
yatırıp. Kalplerimizi birbirine bağlayan ipin koptuğunu sanıyordum. Onun ipi bıraktığım sanıyordum. Düşeceğime o kadar emindim ki ipi çekiştirenin belki onun tuttuğu yerden kesenin ben olduğumu fark etmemiştim bile. İp kopmuştu ve bunu ikimiz de biliyorduk ama Daren hâlâ elinde kalan parçayı tutuyordu. Ben ip arlık
yok diye sızlanırken Daren kopmuş ipin ucunu hâlâ tutuyordu.