“Hayat bir bütün. Her şeyi ile. Çıplak bir ağaç, ürün vereceği güne hazırlanır. Ağacın sessizliği, kaybedişinden değil, tekrar çiçek açacağı güne hazırlanışındandır. Dalganın çekilişi, kıyıya daha hızlı vurma arzusundandır. Ayın yokluğu, kocaman parıldayacağı dolunay içindir. Gecenin en sessiz ve en karanlık anı, içini ürpertir. Güneş geceden o kadar çok uzaklaşmıştır ki, gece, soğukluğu ve karanlığı ile içine işler. Ama bir gerçek vardır ki; o da gecenin en karanlık olan anının, güneşin doğuşuna en yakın olan an olduğudur. Gece sabreder, bilir ki, güneş tekrar ona dönecektir. Karanlığı, yıldızları, sessizliği, serinliği deneyimler tüm keyfiyle. Hiçbir şüphe yoktur aklında. Bilir ki güneş geri gelmektedir.”
“Bilinçaltı bir han gibidir. Büyük yüzlerce odası olan bir han. İçerisinde yüzyılların oluşturduğu gizemli bir hava vardır. Havanın sahibi durur kapıda, misafirlerini karşılar. Yüzlerce yolcu gelir geçer. Her biri, irili ufaklı bir sürü iz bırakmıştır bu hana. Bilinçaltı han gibidir, bazılarının yaptıkları unutulmaz, bazıları hatırlanmaz. Bazıları hanın duvarlarına yazılar yazmışlar, bazıları çivilerle kazımışlar. Kimileri yeni bir oda kondurmuş oraya. Bazıları hala gitmemiş, yaşıyor oralarda. Ama bir gerçek var ki her geçen bir şeyler bırakmış bu hana.”
“Her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışırken çok şey kaçırıyoruz bu hayatta. Yapmayı düşündüğümüz şey o kadar çok gözümüzde büyüyor ki bir türlü başlayamıyoruz. Sadece yapar halde olmanın mükemmel duygusundan uzağız.”