Ne mutlu, hakikatiyle bağ kurup içeriden okuyanlara, ne mutlu makam’ı var ile yok’un üstünde olanlardan ilham alanlara, ne mutlu sırrın sırrına vâkıf olanlara, ne mutlu sûret’in ardındaki siret’i görebilenlere …
erman
Ne yazarsak yazalım. İnsan unutur. Aslında. 'Dünya' hayatı bir unutuluştur. Şu an yaşadıklarını. Ne olursa olsun. Unutacaksın. Sen değil. Sana ait olmayan bu hayatın. Unutulacak. Hiç yaşamamış gibi olacaksın. O zaman nedir ki. Bu dünya hayatındaki çırpınışların. Oradan oraya koşuşturmalar. Üzüntü. Keder. Acı içindeki çırpınışlar. Nedir ki sahiden.
Söylesene bize. 'İnsan'. Cennet'te. Uçarken. Yüzerken. Yerçekimi yokken. Aşk içindeyken. Ne olmuştur da. Yerçekimine kapılıp. Aşağılara indirilmiştir. 'Kan'ın akışı hızlandırılmıştır. O 'şey' tarafından.
Şair de 'bir' insandır. Ve tam da burada. Bir' hayal olmuştur.
Şiir. Soyutlamaysa. Tefekkür. Soyutlamadan da ötedir. Harf.
Kelime. Çizgi. Renk. 'Şey'. Ne varsa. Varlık âleminde. Suretsizdir. Belli belirsiz 'bir' hâl de değildir. Hiçbir varlığı yoktur.
Tefekkür ederken. Tefekkür eden de yoktur ki. Sadece 'O' vardır. O'dur. Hakikat! O'nun dışında hiçbir şey! Hiçbir hâl yoktur.
Kalbin. Ölçüsü. Kur'ân'dır. Yoksa. Kalbiniz. Aşkla. Bırakır kendini. O sonsuzluğa. Bir an önce. Rabbine kavuşabilmek için. Ve yanabilir. Bu yüzden işte. 'Bir' ölçü içinde. Yaklaşmalıdır. Rabbine. Kur'ân'ın içinde. 'Sır' buradadır. Rabbine yaklaşmak da. 'Sır' doludur. Perdelidir önce. Yoksa. 'Dağ' gibi. Parçalanır un ufak olur dağılırsınız. Taşıyamazsınız ki!
O 'emanet'i! 'İnsan' hiç sormaz mı? Dağların, taşların taşıyamadığı o 'emanet'i. 'İnsan'. Nasıl taşısın. 'Sır'la taşır işte. 'Bir' ölçü içinde.
'Biz'. Bu 'emanet'i. 'Bir' ölçü içinde taşıdığımızı bilerek. O
'sır'la çıktık yola. İşte. 'Hayati Sır' olan. Aslında. Bu yolculuktur.