Derya

...Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası Sözlerinde baskı yasası yeter Hangi kavgayı özlesem suskunum sana Zafer sabahlarında gece kadar Bayram sabahlarında yas kadar suskun Böyle güzelliklere de Böyle suskunluklara da lanet olsun Al bu suskunluğumu al artık Al ki Bütün gürültüler kahrolsun. Adnan Yücel
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? “Eylül’de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen” notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve saat 16.04’tü onu bulduğumda. Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını Takvim tutmazlığını Aramızda bir düşman gibi duran Zaman’ı Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını Murathan Mungan
“Öyle bir yerdeyim ki; Ne gitmesi mümkün, Ne kalması mümkün olan, Öylece bir yerdeyim işte… Vazgeçmekle direnmek arasında, Akla karanın tam ortasındayım… Kaybetmenin arifesinde, Yeni bir hayatın eşiğindeyim… Kalsam canım yanacak, Gitsem hayatım…” Mevlana Celaleddin-i Rumi
Sen benim sarhoşluğumsun Ne ayıldım Ne ayılabilirim Ne ayılmak isterim Başım ağır Dizlerim parçalanmış Üstüm başım çamur içinde Yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim. Nazım Hikmet Ran
Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, belini sarmayalı, gözünün içinde durmayalı, aklının aydınlığına sorular sormayalı, dokunmayalı sıcaklığına karnının. Yüz yıldır bekler beni bir şehirde bir kadın. Aynı daldaydık, aynı daldaydık. Aynı daldan düşüp ayrıldık. Aramızda yüz yıllık zaman, yol yüz yıllık. Yüz yıldır alacakaranlıkta koşuyorum ardından. Nazım Hikmet Ran