Kitabın önsözünde yazarın distopik bir dünya içerisinde geçen bir hikaye yazmış olduğu üzerine yorumlar yapılmış. Evet; bu görüşe tümüyle karşı çıkıyorum. Kitapta anlatılan bütün yazınsal edebiyatın yakılarak insanlara geçmişinin ve kimliğinin unutturulması olgusunun, dünya tarihini incelediğinizde aslında bir klişeden ibaret olduğunu rahatça görebilirsiniz:
M.Ö. 330 Persepolis Kütüphanesi’nin yakılması: Makedonya İmparatoru Büyük İskender ( ki kendisi bilime çok önem veren bir lider olarak bilinir) Persepolis Kütüphanesi’ni yakmıştır.
M.Ö. 212 ‘de Çin’in mitolojik beş kraldan biri olan Chin Shin Huang Çin’le ilgili bütün kitapların ve edebi eserlerin yakılmasını emretmiştir. Büyük kraliyet kütüphanesi de dahil bütün kütüphaneler yok edilmiş ancak bazı metinler mağaralarda ve manastırlarda saklanmışlardır. 100 yıl sonra Wang Tao-Shih isimli Taocu bir rahip, bazı mağarada yer alan bu kütüphaneleri bulmuştur.
M.Ö. 75’de Sibilli yazıtlarının yok edilmesi. Roma’da ki fanatik Apollan tarikatı rahipleri, bağnaz ruhlarını yakan ateşi, Sibilli yazıtlarını yerle bir ederek söndürmüşlerdir.
M.S. 490 İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması: Romalı bağnaz rahipler, İskenderiye Kütüphanesi’ni ikinci defa yakmışlardır.
M.S. 700 yüzyılda Katolik el yazmalarının yakılması: Cahil ve mutassıp papazlar ilk Katoliklerden kalma 10.000 ruloluk el yazmasını yakmışlardır.
M.S. 783, Bizans kitaplıklarının yakılması: İsoryalı Leon Bizans kitaplığında ki 300.000 kitabı yakmıştır.
M.S. 789, Torur, Nantes ve Toledo kitaplıklarının yakılması: Charlemagne, içinde binlerce kitap bulunan bu kütüphaneleri ateşe vermiştir.
M.S. 1300 yıllarında Haçlıların İstanbul’da yaktığı kitaplar: İstanbul’a ele geçiren Haçlılar, İstanbul’u yağmalarken kitaplıkları da ateşe vermişlerdir.
M.S. 13 yüzyılda Cengiz Han’ın