Dudtrus

Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Distopik mi? Emin misiniz?
8/10
·208 syf.·
2019 17. kitabı
Kitabın önsözünde yazarın distopik bir dünya içerisinde geçen bir hikaye yazmış olduğu üzerine yorumlar yapılmış. Evet; bu görüşe tümüyle karşı çıkıyorum. Kitapta anlatılan bütün yazınsal edebiyatın yakılarak insanlara geçmişinin ve kimliğinin unutturulması olgusunun, dünya tarihini incelediğinizde aslında bir klişeden ibaret olduğunu rahatça görebilirsiniz: M.Ö. 330 Persepolis Kütüphanesi’nin yakılması: Makedonya İmparatoru Büyük İskender ( ki kendisi bilime çok önem veren bir lider olarak bilinir) Persepolis Kütüphanesi’ni yakmıştır. M.Ö. 212 ‘de Çin’in mitolojik beş kraldan biri olan Chin Shin Huang Çin’le ilgili bütün kitapların ve edebi eserlerin yakılmasını emretmiştir. Büyük kraliyet kütüphanesi de dahil bütün kütüphaneler yok edilmiş ancak bazı metinler mağaralarda ve manastırlarda saklanmışlardır. 100 yıl sonra Wang Tao-Shih isimli Taocu bir rahip, bazı mağarada yer alan bu kütüphaneleri bulmuştur. M.Ö. 75’de Sibilli yazıtlarının yok edilmesi. Roma’da ki fanatik Apollan tarikatı rahipleri, bağnaz ruhlarını yakan ateşi, Sibilli yazıtlarını yerle bir ederek söndürmüşlerdir. M.S. 490 İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması: Romalı bağnaz rahipler, İskenderiye Kütüphanesi’ni ikinci defa yakmışlardır. M.S. 700 yüzyılda Katolik el yazmalarının yakılması: Cahil ve mutassıp papazlar ilk Katoliklerden kalma 10.000 ruloluk el yazmasını yakmışlardır. M.S. 783, Bizans kitaplıklarının yakılması: İsoryalı Leon Bizans kitaplığında ki 300.000 kitabı yakmıştır. M.S. 789, Torur, Nantes ve Toledo kitaplıklarının yakılması: Charlemagne, içinde binlerce kitap bulunan bu kütüphaneleri ateşe vermiştir. M.S. 1300 yıllarında Haçlıların İstanbul’da yaktığı kitaplar: İstanbul’a ele geçiren Haçlılar, İstanbul’u yağmalarken kitaplıkları da ateşe vermişlerdir. M.S. 13 yüzyılda Cengiz Han’ın
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma
Onları yanmaz verilerle dolduracaksın, ‘gerçekleri’ boğazlarına tıkıştıracaksın, öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle 'zeki' hissedecekler. O zaman, düşündükleri hissine kapılırlar... Hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler. Ve mutlu olurlar, çünkü o türden gerçekler değişmez. Onlara bir şeyleri yorumlamaları için felsefe veya sosyoloji gibi kaygan zeminli şeyler vermeyeceksin. O yol melankoliye çıkar.
Bir evi çivisiz ve ahşapsız inşa edemezsin. Eğer bir evin yapılmasını istemiyorsan, ahşap ve çivileri sakla. Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha iyisi hiç verme."