Bellek ya da duyular ne zaman bir nesneyle karşılaşsa, alışkanlık gereği muhayyilesini hemen genellikle bir arada olduğu bu nesneyi tasavvur etmeye yönlendirir; bu tasavvura düşlemin uçuk kaçık hayallerinden farklı olan bir his ya da duygu eşlik eder. Işte inancın doğası bundan ibarettir. Tersini tasavvur edemeyeceğimiz kadar sıkı bir inanç duyduğumuz hiçbir olgu meselesi olmadığından, birini diğerinden ayırt etmemizi sağlayan bir duygu olmasaydı, onaylanan anlayış ile reddedilen anlayış arasında hiçbir fark olmazdı.
(Insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma - D.H)