Normal insanların niye güvenli toprakları terk etmediğini, niye kendilerini maceraya açmadıklarını çok iyi anlamıştı artık. Mülkiyetleri kendilerine ait hapishanelerde kalmalarının tek nedeni güvenlikti. Evleri ve eşyaları, koltuk takımları, kanepeleri, yemek masaları, yemek takımları, gümüşleri, kristalleri onların dışarı çıkmalarını engelleme değil, tam tersine büyük bir tehlikeye karşı koruma görevi üstlenmişti. Hangi tehlike mi? Kendileri! Kurulu düzen, insanın kendi kendisiyle karşılaşmasını engelliyordu. Düzen dışına çıkmaya kalkanlar da onun gibi oluyordu işte.
Bütün insanlar gibi ömür boyu yaşamın, gerçekten mutlu ve başarılı yaşamın başlayacağı günü bekleyip de bir gün aniden o noktayı çoktan aşmış olduğunu ve artık ölüme gittiğini anlayan bir adam ne hisseder diye düşünüyordu Profesör ; yürek çöküntüsü mü ? Evet !
Yok oluş duygusunun da insana bir zevk sağladığını bilmiyor musun ? Kendini bilerek mahvetmiş olmanın , hakaret görmenin , en altta yer almanın , derin insanlık çukurlarına yuvarlanmanın verdiği o benzersiz zevk . Her aklı başında insanın ulaşmaya çalıştığı değerleri elinin tersiyle bir kenara itiverme!