Kitabı bitirdiğimde elimde kalan tek şey ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Konusu ilk başta ilgimi çekmişti çünkü Nick karakteri tam anlamıyla manipülatif, insanları duygusal olarak kullanan bir karakter. Sürekli yalan söyleyen, farklı kadınlarla farklı hayatlar yaşayan ve herkese duymak istediği şeyi söyleyen biri. Aslında gerçek hayatta gördüğümüz toksik insan profiline çok benziyor. Bu yönüyle başta merak uyandırsa da bir noktadan sonra hikâye inanılmaz yorucu hale geldi.
En büyük problem benim için tekrar eden olaylardı. Sürekli aynı döngü yaşanıyor: Adam kayboluyor, mantıksız bahaneler üretiyor, kadınlar sorgulamadan tekrar inanıyor. Bir süre sonra gizem hissi tamamen kayboldu ve karakterlerin saflığı hikâyenin önüne geçti. “Bu kadar şeyden sonra hâlâ nasıl inanabiliyorlar?” diye düşünmekten kitaba odaklanamadım.
Ayrıca kitabın temposu da çok düşüktü. Sayfalar ilerliyor ama olaylar ilerlemiyor gibi hissettirdi. Sürekli “belki sonunda şaşırtıcı bir şey olur” diye okumaya devam ettim fakat final bile kitabı toparlayamadı.