Eğer sözlerinin uçup gitmeyeceğini biliyorsan neden hemen şimdi yüreğindekileri söylemiyorsun? Oysa herkes gerçekte olduğundan daha katıymış gibi görünüyor, eğer kısa sürede açığa vurursa, adeta duygularının incitileceğinden korkuyor...
Sonra kendi kendine soruyorsun: Hayallerin nerede? Başını sallayarak şöyle diyorsun: Yıllar ne çabuk geçiyor! Sonra yine
kendine soruyorsun: Bunca yıl ne yaptın? En iyi vakitlerini nereye gömdün ? Yaşadın mı, yaşamadın mı? Bak, diye konuşuyorsun kendinle, baksana dünya soğuyor. Birkaç yıl daha geçecek, o yılların ardından kasvetli yalnızlık gelecek, bastonlu, titrek yaşlılık gelecek, onların ardından da hüzün ve bezginlik. Hayal dünyan solacak, donakalacak, düşlerin ağaçların sararmış yaprakları misali saracak ve dökülecekler.
Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle aydınlıktı ki, insan o gökyüzüne bakıp ister istemez, böyle bir gökyüzü altında çeşit çeşit öfkeli ve kaprisli insanlar yaşayabilir mi, diye kendime sormadan edemezdi.