Her şeyin yolunda olduğunu biliyorum ama gerçekten de yolunda olduğunu devamlı kontrol etmekten de kendimi alamıyorum ve bu süreçte kendimi mahvediyorum gibi. Bugün de öyleydi. Devamlı sızlanasım geldi. Birine sırtımı dayayıp üzgün olasım geldi. Bana göre üzüntü, en rahat, en tanıdık ve elimin hemen altındaki duygu. Günlük hayatımla bütünleşmiş bir alışkanlık.
Karşınızdakinde sevdiğiniz bir özellik var diye onu her şeyiyle sevmek zorunda değilsiniz. Karşınızdakinin bir özelliğini sevmemeniz, onun zaman kaybı olduğu anlamına da gelmez.
Aşırı hassas biriyim. Doğru kelime bu. O kadar hassasım ki bu konuda kendime kötü davranarak telafi etmeye çalışıyorum bunu, köşeye sıkıştırılan bir hayvan gibi. Vücudumda savaş veren bu çelişkili duygular benlik algımı tamamen yıkıyor. Bu türden kötü yüzleşmeler yaşadıktan sonra aynada kendime, kulaklarımın bile kızardığı al al olmuş yüzüme bakmak bir alışkanlık oldu. Bu türden içsel savaşlar verdiğimde yüzüm bana çok acınası ve sefil geliyor. Kan çanağına dönmüş ve odaklanamayan gözler, darmadağın kâküller, kendi beynimin ne düşündüğünden bihabermişim gibi salak ve donuk bir yüz ifadesi. Önemsiz, görünmez birine benziyorum. Ruh hâlim dibe çöküyor ve o âna kadar dikkatle inşa ettiğim psikolojik dengem tümüyle yıkılıveriyor.
Bir kişiyi sevmek ve onları yüceltmek, kendini cezalandırmaya sebep olabilir. İki kişi arasındaki fiziksel mesafe kısalsa bile psikolojik mesafe artabilir. Bu da aşağılık hissetmenize sebep olabilir.