Dünyanın kapılarını açıyordu bana.Ve ben korkuyordum,ne yalan söyleyeyim? Korku içindeydim,dünya öyle büyüktü ki…İnsanoğlunun girebileceği en büyük,en keder dolu yerdi.
Derin derin iç geçirerek burnumu siliyor,kendimi dünyanın en talihsiz insanı gibi hissediyordum.Ya balıkçılık şirketi?Geleceği olan,garantili bir yer miydi? Hepsi hayal. Balıkçı teknesi alacak para yoktu. Sonuç olarak herkes bana serseri gözüyle bakıyor,hayatı ciddiye almamakla suçluyordu.Onlara bakılırsa üzüntülerim“tatlı bir tembellik”ten öte bir şey değildi.Birden gülümsüyordum.Bütün bunlarda bir gerçek payı olmadığını kim söyleyebilirdi? Her iş,her uğraş tekdüzeliğiyle beni hemen sıkıyordu.Bacaklarımı kaldırıp sıranın üzerine koyarken içimdeki can sıkıntısı gittikçe artıyordu. Gerçekten umutsuzdum.Yaşım yirmiye yaklaşmıştı ve hiçbir işe yaramıyordum…Ölsem daha iyiydi.Yüzerek denize açılmak,yorulana kadar yüzmek.Sonra,gözlerimi yiyen yengeçlerin üşüştüğü cesedimi,suyun üzerinde yüzer bir halde bulurlardı.İşte o zaman ölenlere karşı duyulan o sevecenlikle şöyle derlerdi:”Ne iyi çocuktu,ne güçlü,ne yakışıklı.”