Fakat yüzüncü defa olarak söylüyorum ki,insanın kasten,şuurlu olarak zararlı,manasız,hatta son derece budalaca bir arzuya kapıldığı bir durum,tek bir durum vardır:Yalnız akla uygun şeyler istemek zorunda kalmayıp,ne kadar manasız olursa olsun istemek hakkına sahip olmak.Bu manasız istek,hele bazı hallerde bizim için bütün dünya nimetlerinin üstünde bir değer kazanabilir baylar.Bazen bize açıkça zararı dokunduğu ve çıkar üzerine en akla yakın düşüncelerimize taban tabana zıt düştüğü durumlarda bile,bütün öbür çıkarlardan daha çok fayda sağlayabilir,çünkü bizim için en önemli,en değerli bir varlığı,şahsiyetimizi,özelliğimizi korumaktadır.
Aklı takdir etmemek mümkün değil tabii, ama onun kendi çerçevesini hiçbir zaman aşamadığını,insanın yalnız kafa ihtiyaçlarına cevap verebildiğini de kabul etmek lazım;halbuki arzu,aklı da,başka çeşit özentileri de içine alan bütün hayatın,yani bir insan hayatının en kudretli ifadesidir. Gerçi bu çoğu zaman hayatımıza beş para etmez bir şekil veriyor, fakat gene unutmayalım ki hayat hayattır,karekökü almak değil.
Arzunun akılla el ele vereceği gün hepimiz isteklerimize değil, aklımıza hizmet edeceğiz;çünkü aklımız başımızdayken manasız bir şey isteyerek kendimize bile bile fenalık yapmamıza imkân yoktur.
İnsan medeniyete kavuşmakla eskisinden daha fazla kan dökücü olmamışsa bile,en azından daha kötü,daha iğrenç bir kan dökücü olduğu kesindir.İnsan,eskiden hak uğruna kan döker,bunun için önüne geleni gönül rahatlığıyla temizlerdi;zamanımızdaysa,kan dökmeyi iğrenç saydığımız halde bu iğrençlikten kendimizi alamıyoruz,hem de eskisinden daha çok.