Söyleyeyim! Bilgiyi sevenler, bedenlerine yapışarak ona sımsıkı bağlanan, gerçek varlıkları kendi imkanlarıyla değil de bir hapishanede bulunuyorlarmışçasına bedenlerinin aracılığıyla algılamaya zorlanan ve mutlak bir cehalet içinde bulunan ruhları felsefenin denetimine geçtiğinde, bu korkunç hapishaneyi arzularının inşa ettiğini ve bizzat hapsedilen kendilerinin bu bağları daha da sıkılaştırdığını görürler. Bilgiyi sevenler, bu durumda bulunan ruhlarını ele geçiren felsefenin, ruhlarını tatlı tatlı teselli ettiğini,görme, duyma ve diğer duyular aracılığıyla edinilen bilgilerin aldatıcı olduğunu söyleyerek onu kapalı kaldığı hapishaneden kurtarmaya çalıştığını bilirler. Felsefe, ruhu kesin ihtiyaç duymadığı sürece duyulardan uzak durmaya, kendisinden başka kimseye güvenmemeye ve gerçek varlıkları sadece kendisinin algılayabileceğine ikna ederek dikkatini toplamasını, kendi içine yoğunlaşmasını teşvik eder. Aynı şekilde, kendisi görünmeyen ve düşünce yoluyla kavranabilen şeyleri algılayabilirken, diğer duyularla incelediklerinde farklı durumlarda, farklı şekiller alabilen şeyleri, duyularla algılanabilir ve görünür oldukları için gerçek kabul etmemesini söyler.